1 Nisan 2020 Çarşamba

Tanrı Yanlış Yapmadığına göre: VİRÜS VE MEZARLIK


“Mezarlıktan her seferinde iki cenaze aracı geliyordu buraya. Bizimle birlikte, başka bir naaşın yakınları da oradaydı. Empati... Göz göze bile gelmek imkânsızlaştı artık. Yolun sağ tarafında daha önce defnedilenler, üzerlerine isimleri ve numaraları yazılmış tahtalardan belli oluyordu. Dozerin açtığı iki çukur vardı. Ve ismi söylendi.”E.Ş.



İHTİYAÇLAR HİYERARŞİSİNİN YANLIŞLIĞI
İnsanların korkularıyla oynayıp üzerinden kazanç elde etmek, insanları yaslarıyla baş başa bırakmamak insani olmayan bir durum. Ben empatiye pek inanan birisi de değilim. Şu bir gerçek ki Maslov’un hiyerarşi piramidindeki o en üst basamağın hep en altta olması gerektiğini savundum. En alttaki ilk maddelerden olan güvenliği alma ve açlığı giderme bir başkasının hayatına malolacaksa insanın yaşamaması ehvendir, kendi adıma. Yani insan kendi güvenliği ve karın tokluğu için bir başka varlığın güvenliğini ihlal edip ve açlığını, açlığından doğan güçsüzlünü kullanamaz, kullanmamalı. İnsanın insan olması burada başlar.
DUVARLAR NE İŞE YARAR
Duvarlar bizi sadece hapsetmez, aynı zamanda güvenliğimizi de sağlar. Bahçe duvarlarımız, ev duvarlarımızın, odalarımızın duvarları bir mahkûmiyetin surları gibi görünse de bizi güvende tutarlar. Duvara ister bir mahkûm, ister bir hasta, ister özgür bir insan bakışıyla bakalım, bu gerçek değişmez. Örneğin çağdaş hukuk devletinde en azılı katil duvarlarla korunduğu gibi, toplum da o duvarın diğer tarafında özgür ve güvenlikli bir biçimde, adaletin yerini bulduğundan endişe etmeden hayatına devam eder.   
DUVARLARIN ARDINDAKİ YAS VE ENDİŞE
Bugün yaşadığımız korkunç pandemi dolayısıyla duvarların arkasındayız. Evlerimizde, odalarımızdayız… Yaslıyız. Endişeliyiz. Yas sadece korkunç olayla ilgili değil, aynı zamanda silinip giden bir sürü şey var hayatımızda. Hayat sanki elimizden kayıp gidiyor. O güzel günler bir daha gelecek mi diye endişe ediyoruz. Belirsizlik ve uzayan, uzadıkça tahammül sınırımızı zorlayan yasımızı kör bir düğümü çeviren içinden çıkılmazmış gibi bir halin içinde debeleniyoruz. Geçecek elbette bunlar.
ET YİYEN BAKTERİYE DÖNÜŞMEK

Bunlar geçecek ama özellikle yakın çevremde insanların evde kapalı kalınca eşleriyle çocuklarıyla kavgalara varan tartışmalar yaşadığını duymaya başladım. Evde de olsa uzun sürmüş bir mahkûmiyet bizi et yiyen bakterilere dönüştürebilir. Bunu bir metafor olarak kullanıyorum. Uzun süre evler kapalı kalınca insanlar birbirine ağır gelebilir. Dikkat: İnsan eti ağırdır. Bunu şunun için yazıyorum:
ÇORONA VİRÜSTEN YAKININI KAYBEDEN BİRİNİN ANLATTIKLARI
E.Ş. adlı bir genç kadının twetterda paylaştıkları son derece çarpıcı. O twetterda ismini yazmış ama ben kendisinden izin alamadığım için buraya adını yazmıyorum. Yaşadıklarıyla ilgili yazdıklarını olduğu gibi buraya aktarıyorum: “İnsan kendi başına bir felaket gelmeden empati kuramıyor nedense. O yüzden, bu virüsün hayatımıza girdiği andan itibaren yaşadıklarımızı, olabildiğince filtreli yazmaya ve sizlerle paylaşmaya çalışacağım. Annemin eşi yani çok sevdiğim Kayahan amcamı Covid19 nedeniyle 27 Mart günü 02:15'de kaybettik. Hastaneden, evde karantinada olan annemi arayıp haber verdikleri andan itibaren yaşadıklarımız, bugüne kadar filmlerde izlediğiniz, okuduğunuz ya da duyduğunuz distopik bir dünyadan daha kötüsüydü.”
SON YOLCULUK GİBİ OLMAYAN BİR SON YOLCULUK 
“Annem evde karantinada ve yalnız başınaydı. Teselli etmek için bile yanına gitmem doğru değildi ama doğruyla yanlışı ayırt edebilecek bir durumda değildim. Tek istediğim yanında olmaktı ve öyle de yaptım. Empati... Böyle bir durumda, acıyı paylaşmak için başka ne yapılabilirdi ki?!. Sabaha kadar bir yandan dayım, bir yandan biz hastane, mezarlıklar müdürlüğü ile konuşmaya başladık. Empati... Doktorların, gerçekten insanüstü bir çabayla neler yaptıklarını hepimiz uzaktan izliyoruz. Ama ben o gece, yoğun bakımdaki doktorların bizimle olan konuşmalarındaki duygusallığı, teselli cümleleri ve tavsiyeleriyle, mesleklerini, kendi ve sevdiklerinin sağlıklarından bile öteye taşıdıklarını gönülden hissettim. Sabah erkenden hastane morguna geldik, dört kişi. Bu dünyadan giderken, geride bıraktıklarının, son yolculuğuna eşlik etmelerinin bile mümkün olmadığı bir cenaze.”
DİNLER DIŞI BİR CENAZE TÖRENİ
“Bir ritüel değil, bugüne kadar hiçbir dinde, hiçbir cenaze töreninde yaşananlar gibi değil. Orada sadece dört kişi olabildik. Çünkü, bize, hastaneye gelin ve bizi takip edin denilmişti. Hastane görevlisi, tabutla defin yapılacağını ve bu yüzden naaş ve tabutun özel bir ilaçla steril edildiğini söyledi. Cenaze aracını takip ederken, on iki gündür görmediğimiz yakınımızın, sanki orada değil de, hâlâ hastanede olduğuna inandırmaya çalışarak Çekmeköy Mezarlığı'na geldik. Her cenaze aracıyla birlikte arkasından bir araba ve birkaç yakını geliyordu, bazen de gelmiyordu... Empati... Hiç kimsesi olup olmadığından ziyade, maalesef gelememiş olmamaları da muhtemeldi. Hava o kadar soğuktu ki, insanlar hem birbirinden uzak durmaya hem de hareket etmeye çalışıyordu. Hepsi aynı olan tabutlar karışmasın diye, başında durmamız gerekiyordu bir yandan da. Bizden önce gelen naaşlar, önce gasilhaneye gidiyor, sonra üzerlerine yeşil bir örtü ve isimlerinin yazılı olduğu etiketlerle, üstü kapalı bir alana getiriliyordu. Tüm görevliler, beyaz tulumları, maskeleri, eldivenleri ve gözlükleriyle sürekli koşturuyorlardı. İki tabut, ortada metal bir yapının üstüne konuldu. Sonra bir görevli, bir isim söyledi ve yakınlarına saf tutun dedi. Kendi cenazemin bile, sırf beni sevenler bir araya gelsin diye, hafta arası, insanların en fazla katılım sağlayabileceği saatte kaldırılmasını isteyen ama ibadetin insanla Tanrı arasında olması gerektiğini savunan ben, şaşkınlık içindeydim. O tulumlu kişi imamdı ve birkaç dakika içinde, hızlı bir şekilde duasını okudu. Her defasında iki tabut geliyor ve sırası gelen yakınlar, aralarında mesafelerini koruyarak yaklaşıyor ve bu tuhaf merasime eşlik etmeye çalışıyorlardı.”
ACI YAŞANABİLECEK DUYGULAR SIRASINDA SONDA BİLE DEĞİL

“Ve sıra bize geldi. Orada yaşanan duyguları tarif etmek pek mümkün değildi. Hâlâ da edebilmiş değilim. Hepimizin, oradaki herkesin gözünden gelen yaşların bile mübalağasızlığı, aslında kimsenin ne yaşadığının çok da farkında olmadığını anlatıyordu sanki. Acı, henüz duygu sıralamasının başındaki yere geçemiyordu. Bir süre daha bekledikten sonra, bize defin için cenaze aracını takip etmemiz söylendi. Cenaze aracı mı çok hızlı gidiyordu yoksa biz mi uzak durmak istedik bilmiyorum ama sadece biz yetişebildik ardından. Dayım ve kuzenimin olduğu araç, sonradan gelebildi defin yapılacak o tuhaf yere. İki büyük caddenin kesiştiği bir yerde, toprak bir arazinin önünde polisler bekliyordu. Araçlardan indik ve cenaze aracını yürüyerek takip ettik. Tasvir etmek çok zor.
 MEZARLIĞA TEK TEK ALINAN CENAZELER
“Mezarlıktan her seferinde iki cenaze aracı geliyordu buraya. Bizimle birlikte, başka bir naaşın yakınları da oradaydı. Empati... Göz göze bile gelmek imkânsızlaştı artık. Yolun sağ tarafında daha önce defnedilenler, üzerlerine isimleri ve numaraları yazılmış tahtalardan belli oluyordu. Dozerin açtığı iki çukur vardı. Ve ismi söylendi. Biz oraya atlaya zıplaya gitmeye çalıştık. Yine biri imam, ikisi kazmacı olan üç beyaz tulumlu, maskeli, eldivenli, gözlüklü kişi ile birlikte, sonsuzluğa giden o çukura tabutu indirdiler. Aslında, tüm bu süreçte, maalesef tabutu taşımak, indirmek, çıkartmak için başka insanların yardımına da ihtiyaç duyduğumuzu belirtmek isterim. Birkaç kürek toprak attıktan sonra, son görevimizi yaptığımız yerden, birkaç adım geri çekildik. Çünkü dozer gelip, bir daha asla yüzünü göremeyeceğiniz yakınınızın üstüne toprağı atacaktı. Toprak… Ne zaman bu anı yaşasam, bir daha asla gelmeyeceğim buraya diyorum. Mecbur bırakıldığım küçük yaşlarımdan sonra mezarlık ziyaretlerine hiç gitmedim. Ama bir o kadar sevdiklerimin defnedildiğini gördüm, yaşadım, yaşıyorum…”
EVDE KALDIĞINIZ İÇİN BİR KEZ DAHA DÜŞÜNÜN
Hayatın anlamı değişti, korkuların, sevinçlerin ve ölümün anlamı değişti, mezarlıkların ve hatta acının bile anlamı değişti. Bütün bu değişiklikler ağır travmaları tetikliyor. Uzayan belirsizlik canımızı acıtıyor. Cevapsız çok soru var kafamızın içinde. Bu bir yas süreci. Bu bir yeniden anlama ve anlamlandırma süreci. Bu yas sürecinde özellikle evde kendimizi mahkûmmuş gibi düşünürken, birbirimizi anlamaya çalışırken, - neden bunu yaptın? yerine, neden bunu yapmış olabilir diye düşünebiliriz. (au

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder