“Mezarlıktan
her seferinde iki cenaze aracı geliyordu buraya. Bizimle birlikte, başka bir
naaşın yakınları da oradaydı. Empati... Göz göze bile gelmek imkânsızlaştı
artık. Yolun sağ tarafında daha önce defnedilenler, üzerlerine isimleri ve
numaraları yazılmış tahtalardan belli oluyordu. Dozerin açtığı iki çukur vardı.
Ve ismi söylendi.”E.Ş.
İHTİYAÇLAR
HİYERARŞİSİNİN YANLIŞLIĞI
İnsanların
korkularıyla oynayıp üzerinden kazanç elde etmek, insanları yaslarıyla baş başa
bırakmamak insani olmayan bir durum. Ben empatiye pek inanan birisi de değilim.
Şu bir gerçek ki Maslov’un hiyerarşi piramidindeki o en üst basamağın hep en
altta olması gerektiğini savundum. En alttaki ilk maddelerden olan güvenliği
alma ve açlığı giderme bir başkasının hayatına malolacaksa insanın yaşamaması
ehvendir, kendi adıma. Yani insan kendi güvenliği ve karın tokluğu için bir
başka varlığın güvenliğini ihlal edip ve açlığını, açlığından doğan güçsüzlünü kullanamaz,
kullanmamalı. İnsanın insan olması burada başlar.
DUVARLAR
NE İŞE YARAR
Duvarlar
bizi sadece hapsetmez, aynı zamanda güvenliğimizi de sağlar. Bahçe duvarlarımız,
ev duvarlarımızın, odalarımızın duvarları bir mahkûmiyetin surları gibi görünse
de bizi güvende tutarlar. Duvara ister bir mahkûm, ister bir hasta, ister özgür
bir insan bakışıyla bakalım, bu gerçek değişmez. Örneğin çağdaş hukuk devletinde
en azılı katil duvarlarla korunduğu gibi, toplum da o duvarın diğer tarafında
özgür ve güvenlikli bir biçimde, adaletin yerini bulduğundan endişe etmeden
hayatına devam eder.
DUVARLARIN
ARDINDAKİ YAS VE ENDİŞE
Bugün
yaşadığımız korkunç pandemi dolayısıyla duvarların arkasındayız. Evlerimizde,
odalarımızdayız… Yaslıyız. Endişeliyiz. Yas sadece korkunç olayla ilgili değil,
aynı zamanda silinip giden bir sürü şey var hayatımızda. Hayat sanki elimizden
kayıp gidiyor. O güzel günler bir daha gelecek mi diye endişe ediyoruz. Belirsizlik
ve uzayan, uzadıkça tahammül sınırımızı zorlayan yasımızı kör bir düğümü
çeviren içinden çıkılmazmış gibi bir halin içinde debeleniyoruz. Geçecek
elbette bunlar.
ET
YİYEN BAKTERİYE DÖNÜŞMEK
Bunlar
geçecek ama özellikle yakın çevremde insanların evde kapalı kalınca eşleriyle
çocuklarıyla kavgalara varan tartışmalar yaşadığını duymaya başladım. Evde de
olsa uzun sürmüş bir mahkûmiyet bizi et yiyen bakterilere dönüştürebilir. Bunu
bir metafor olarak kullanıyorum. Uzun süre evler kapalı kalınca insanlar birbirine
ağır gelebilir. Dikkat: İnsan eti ağırdır. Bunu şunun için yazıyorum:
ÇORONA
VİRÜSTEN YAKININI KAYBEDEN BİRİNİN ANLATTIKLARI
E.Ş.
adlı bir genç kadının twetterda paylaştıkları son derece çarpıcı. O twetterda
ismini yazmış ama ben kendisinden izin alamadığım için buraya adını yazmıyorum.
Yaşadıklarıyla ilgili yazdıklarını olduğu gibi buraya aktarıyorum: “İnsan kendi
başına bir felaket gelmeden empati kuramıyor nedense. O yüzden, bu virüsün
hayatımıza girdiği andan itibaren yaşadıklarımızı, olabildiğince filtreli
yazmaya ve sizlerle paylaşmaya çalışacağım. Annemin eşi yani çok sevdiğim
Kayahan amcamı Covid19 nedeniyle 27 Mart günü 02:15'de kaybettik. Hastaneden,
evde karantinada olan annemi arayıp haber verdikleri andan itibaren yaşadıklarımız,
bugüne kadar filmlerde izlediğiniz, okuduğunuz ya da duyduğunuz distopik bir
dünyadan daha kötüsüydü.”
“Annem
evde karantinada ve yalnız başınaydı. Teselli etmek için bile yanına gitmem
doğru değildi ama doğruyla yanlışı ayırt edebilecek bir durumda değildim. Tek
istediğim yanında olmaktı ve öyle de yaptım. Empati... Böyle bir durumda, acıyı
paylaşmak için başka ne yapılabilirdi ki?!. Sabaha kadar bir yandan dayım, bir
yandan biz hastane, mezarlıklar müdürlüğü ile konuşmaya başladık. Empati...
Doktorların, gerçekten insanüstü bir çabayla neler yaptıklarını hepimiz uzaktan
izliyoruz. Ama ben o gece, yoğun bakımdaki doktorların bizimle olan
konuşmalarındaki duygusallığı, teselli cümleleri ve tavsiyeleriyle, mesleklerini,
kendi ve sevdiklerinin sağlıklarından bile öteye taşıdıklarını gönülden
hissettim. Sabah erkenden hastane morguna geldik, dört kişi. Bu dünyadan
giderken, geride bıraktıklarının, son yolculuğuna eşlik etmelerinin bile mümkün
olmadığı bir cenaze.”
DİNLER
DIŞI BİR CENAZE TÖRENİ
“Bir
ritüel değil, bugüne kadar hiçbir dinde, hiçbir cenaze töreninde yaşananlar
gibi değil. Orada sadece dört kişi olabildik. Çünkü, bize, hastaneye gelin ve
bizi takip edin denilmişti. Hastane görevlisi, tabutla defin yapılacağını ve bu
yüzden naaş ve tabutun özel bir ilaçla steril edildiğini söyledi. Cenaze
aracını takip ederken, on iki gündür görmediğimiz yakınımızın, sanki orada
değil de, hâlâ hastanede olduğuna inandırmaya çalışarak Çekmeköy Mezarlığı'na
geldik. Her cenaze aracıyla birlikte arkasından bir araba ve birkaç yakını
geliyordu, bazen de gelmiyordu... Empati... Hiç kimsesi olup olmadığından
ziyade, maalesef gelememiş olmamaları da muhtemeldi. Hava o kadar soğuktu ki,
insanlar hem birbirinden uzak durmaya hem de hareket etmeye çalışıyordu. Hepsi
aynı olan tabutlar karışmasın diye, başında durmamız gerekiyordu bir yandan da.
Bizden önce gelen naaşlar, önce gasilhaneye gidiyor, sonra üzerlerine yeşil bir
örtü ve isimlerinin yazılı olduğu etiketlerle, üstü kapalı bir alana
getiriliyordu. Tüm görevliler, beyaz tulumları, maskeleri, eldivenleri ve
gözlükleriyle sürekli koşturuyorlardı. İki tabut, ortada metal bir yapının
üstüne konuldu. Sonra bir görevli, bir isim söyledi ve yakınlarına saf tutun
dedi. Kendi cenazemin bile, sırf beni sevenler bir araya gelsin diye, hafta
arası, insanların en fazla katılım sağlayabileceği saatte kaldırılmasını isteyen
ama ibadetin insanla Tanrı arasında olması gerektiğini savunan ben, şaşkınlık
içindeydim. O tulumlu kişi imamdı ve birkaç dakika içinde, hızlı bir şekilde
duasını okudu. Her defasında iki tabut geliyor ve sırası gelen yakınlar,
aralarında mesafelerini koruyarak yaklaşıyor ve bu tuhaf merasime eşlik etmeye
çalışıyorlardı.”
ACI
YAŞANABİLECEK DUYGULAR SIRASINDA SONDA BİLE DEĞİL
“Ve
sıra bize geldi. Orada yaşanan duyguları tarif etmek pek mümkün değildi. Hâlâ
da edebilmiş değilim. Hepimizin, oradaki herkesin gözünden gelen yaşların bile
mübalağasızlığı, aslında kimsenin ne yaşadığının çok da farkında olmadığını
anlatıyordu sanki. Acı, henüz duygu sıralamasının başındaki yere geçemiyordu.
Bir süre daha bekledikten sonra, bize defin için cenaze aracını takip etmemiz
söylendi. Cenaze aracı mı çok hızlı gidiyordu yoksa biz mi uzak durmak istedik
bilmiyorum ama sadece biz yetişebildik ardından. Dayım ve kuzenimin olduğu
araç, sonradan gelebildi defin yapılacak o tuhaf yere. İki büyük caddenin
kesiştiği bir yerde, toprak bir arazinin önünde polisler bekliyordu. Araçlardan
indik ve cenaze aracını yürüyerek takip ettik. Tasvir etmek çok zor.
“Mezarlıktan
her seferinde iki cenaze aracı geliyordu buraya. Bizimle birlikte, başka bir
naaşın yakınları da oradaydı. Empati... Göz göze bile gelmek imkânsızlaştı
artık. Yolun sağ tarafında daha önce defnedilenler, üzerlerine isimleri ve
numaraları yazılmış tahtalardan belli oluyordu. Dozerin açtığı iki çukur vardı.
Ve ismi söylendi. Biz oraya atlaya zıplaya gitmeye çalıştık. Yine biri imam,
ikisi kazmacı olan üç beyaz tulumlu, maskeli, eldivenli, gözlüklü kişi ile
birlikte, sonsuzluğa giden o çukura tabutu indirdiler. Aslında, tüm bu süreçte,
maalesef tabutu taşımak, indirmek, çıkartmak için başka insanların yardımına da
ihtiyaç duyduğumuzu belirtmek isterim. Birkaç kürek toprak attıktan sonra, son
görevimizi yaptığımız yerden, birkaç adım geri çekildik. Çünkü dozer gelip, bir
daha asla yüzünü göremeyeceğiniz yakınınızın üstüne toprağı atacaktı. Toprak…
Ne zaman bu anı yaşasam, bir daha asla gelmeyeceğim buraya diyorum. Mecbur
bırakıldığım küçük yaşlarımdan sonra mezarlık ziyaretlerine hiç gitmedim. Ama
bir o kadar sevdiklerimin defnedildiğini gördüm, yaşadım, yaşıyorum…”
EVDE
KALDIĞINIZ İÇİN BİR KEZ DAHA DÜŞÜNÜN
Hayatın
anlamı değişti, korkuların, sevinçlerin ve ölümün anlamı değişti, mezarlıkların
ve hatta acının bile anlamı değişti. Bütün bu değişiklikler ağır travmaları tetikliyor.
Uzayan belirsizlik canımızı acıtıyor. Cevapsız çok soru var kafamızın içinde. Bu
bir yas süreci. Bu bir yeniden anlama ve anlamlandırma süreci. Bu yas sürecinde
özellikle evde kendimizi mahkûmmuş gibi düşünürken, birbirimizi anlamaya
çalışırken, - neden bunu yaptın? yerine, neden bunu yapmış olabilir diye
düşünebiliriz. (au



Hiç yorum yok:
Yorum Gönder