Büyük
ve ağır yıkımlar getiren suçları kimse üzerine almaz. Sadece yakın
tarihimizdeki büyük buhrana kim neden olmuştur, birinci ve ikinci dünya
savaşlarını kim çıkarmıştır, öznesini bulamazsınız. Asla da bulamayız. Geçmiş
asla silinmez ama biz arzularımızdan oluşturduğumuz sis duvarı ardında tutarız
geçmişi. İşimize böyle gelir. Oysa tarihi yapanlarla tarihi yazanlar ayrı
kişilerdir: Kalabalıklar. Adına ister demokrasi deyin ister başka bir yönetim
biçimi kimse bugünkü dünyamızın gidişatından sorumsuz değildir. Ancak bir suçlu
arandığında parmakları burnumuzun ucunda hissederiz ve bizim parmağımızda bir
başkasının burnunun ucundadır: Sen. Hepimiz bize göre sen'izdir Sen,
kimdir? Sen kim değildir ki. Seçimin yaklaştığı şu günlerde en büyük alış-veriş
pazarı kurulmuş durumda. Kim ne verecek, karşılığında bizden (Sen’den) ne
isteyecek?.. Ne kadar çok alırsak ve ne kadar az verirsek aslında o iktidara
gelecek. Bugünkü tablo karşısında kimse kendine muhalif bir tavır takınmamalı.
Ya da takınmalı ama kaale alınmayacağını bilmeli. Bugün demokrasi dediğinizde bir
AVM kültürünün uzantısı. Geniş caddeler, hızlı trenler, dünyanın en uzak
noktasına en fazla kırk sekiz saatte giden uçaklar… Ben de demokrasiye
inanıyorum ama insanların gizledikleri kendilerine karşılık iktidara şizofren diğer
kendilerini taşıdığına da inanıyorum. Acıdan zevk almak insanın kusuru mu,
hayır acıdan zevk almak tarihin ruhudur. Hayatın hiçbir anlama gelmediğini
hepimiz biliyoruz. Yine de hayatı savunuruz. Ancak bu savunma biçimi
kazandıklarımız dairesinden belirginleşerek bizi var eder… Şizofren olan ve
iktidarda olan gevezedir ama biz çok sesli değilizdir. Sesimiz çıktığı anda da
konuştuğumuz şeyler genellikle karşı tarafı suçlamaktır. Kendi ellerimizle
yarattığımız hayatımıza karşı burukluğumuzla, kendi ellerimizle iktidara
(muhaliflik de bir iktidar biçimidir) getirdiklerimize karşı öfkemizin ritmi
aynıdır aslında. Kim kendini suçlar, şizofren ötekimizdir hep suçlu olan. Kimi
seçerseniz seçin veya kimi seçersek seçelim bize daha fazla özgürlük, daha
fazla ekonomik güç veya şu veya bu kazandırmayacak. Karıncalardan veya
arılardan daha telaşlı olmamızın bir anlamı yok. Zihnimiz aynılığı keşfetmiş
durumda ve rahat, canımız sıkıldıkça bu sıkıntıya hayranlığımız artıyor.
Tembellik vücudumuzu kamaştıran sahte bir bilgelik halini almış…
Muhaliflik
olmak bir iktidarın yıkılması için yegâne amacı hatta saplantısı haline
gelmişse kendini yok etme, kendiyle birlikte bütün umutları da yok etme
arifesindedir. Aynı şey iktidar için de geçerlidir. Eksiksiz melankoli iktidarı
da muhalefeti de sarmış durumdadır…
Dolayısıyla en felsefi
tanımıyla hayat gardiyansız bir hapishanedir. İnsanlığımızın temel değerleri ise
bellidir ve bu değerler tüketimden geçmez, bunları saymak istemiyoruz. Hakikatin
peşinde koşan gerçek kahramanlar kendi alın yazısı adına kendi alın yazısıyla
çarpışır, bir inanç, bir ideoloji veya herhangi bir karşılık adına değil. En
azından kendime adıma: Şizofren diğerimizi (iktidar ya da muhalefet)
kutsallaştırmayalım. Her insan her şeyi vaat edebilir ama her kıvılcım düştüğü yerdeki
varlığını keşfettiği an yok olur.