6 Nisan 2020 Pazartesi

Bir ölü sevici olarak iktidar: DİKTATÖR VE YAMYAMLIK


ÖFKELİ FİL

Gözümüzün önünde, hemen, baktığımı pencerenin önünde destansı, çağ dönümünü hissettiren bir trajedi gerçekleşirken,  iktidar, pandemiyi kullanarak bizi hem eziyor hem de felce uğratıyor. Bu adaletsizliğin adını koymaya uğraşmak yerine bir mücadele yöntemi belirlenmesi ihtiyacı, olağan bir ihtiyacı karşılamaktan çok daha önemli görünüyor. Ülkeyi yönetenlerin neredeyse hiçbir şey yokmuş, sadece bir nezle gripmiş gibi olaya yaklaşıp, sonra azıcık durumun vehametini kavrayınca duaya sarılma duyurusu, yıllardı insanları nasıl kullandıklarının da bir ayırıcı niteliği olarak tekrar ortaya çıktı. Aciz durama getirilmiş devletin acizliğini gizlemek yerine kendi yalanlarını kapatmak amacıyla yardım toplamaya girişmeleri de ayrı ir garabet olarak tarihe geçti. Bir başka hayati durum ise iktidarın yıllardır kullandığı çatışmacı üslubu, bugün kaybettiği yerel yönetimlerde bir bölücülük travmasıyla aynı kefeye koyması, bir telaşın ve korkunun değil, aslında gerçekte ne yapmak ve ne yapmak istemediklerinin bir göstergesi ola gerek. Ancak geldiğimiz noktada artık bütün bu olup bitenlerin, yani iktidarın ve onun etrafındaki bir grubun ortaya koyduğu tavır, bu kez de dünyayı kasıp kavuran, sevdiklerimizi bizden ayıran bir pandemi üzerinden sade ayrımcılığı körüklemek ve buradan çıkacak enerjiyle yola devam etmekten öte, ölü sevicilik olsa gerek. Yıllar önce, öğrenilmiş bir kinle kinlenmiş yöneticilerin, en ağır zamanlardan geçtiğimiz bu dönemde ve en ağır biçimde ortaya çıkması, bir filin her şeyi camdan olan bir dükkâna saldırması kadar trajik.
YİYEBİLDİĞİ KADAR HAYAT YEMEK
Fil nihayetinde kendi trajik sonunu hazırlarken, kendinde de ölümcül yaralar açarak kırabildiği kadar kırıp, dökebildiği kadar dökmesi ancak yıllar önce öğrenilmiş bir kinin kusulmasından öte bir şey değil. Bu düpedüz ölü sevicilik. Geçmişe, geçmişin çaresizliklerine takılıp kalmak. Büyük kırılmalar olduğunda dine saklanmak gibi… Denenmiş bu olumsuz yollar, çıkmaz sokaklar hâlâ nasıl akılcı bir yönetme ve sorun çözme yöntemi olabilir, şaşırmamak elde değil. “Ölen ölür kalan sağlar bizimdir” deyimi böyle durumlar için geçerli değil. “Öldürdüğümüz öldürürüm, yaşayanları da otoritem altında tutarak yola devam ederim” düşüncesi bu. O dünya ve o ülke var mı? Aslında yok. Büyük kırılmaların bir direniş yaratma gücü de var. Hem ezilme hissi yaşayıp hem de felç halinden çıkmış toplumlar var. Bu etik yükümlülüğün duyular üzerine etki etmesi olarak açıklanabilir. Eyleme geçebilmek için elli bir dereceye kadar ezilme hissi yaşamak da şart olabilir. “Her ölünün eti yenmez” olduğu gibi herkesi de öldüremezsin. Hangi anlamda olursa olsun aşırı yükleme mutlaka bir karşı tepkiyi ortaya çıkarır.

İKTİDAR BİR ÇAĞ DÖNÜŞÜMÜ YAŞANDIĞININ FARKINDA DEĞİL
Bugün ülkeyi yöneten iktidarın bir çağ değişimi yaşandığının farkında olduğunu sanmıyorum. Kendi küçük dünyalarında başrolü oynamanın tatmin ediciliği, büyük fotoğraf karşısında bir nokta bile değil. Eve kapadık evet ama düşünüyoruz. Evde kalıyoruz evet ama şahit oluyoruz. Bir Ortaçağ'ın kapandığı gibi başka bir çağın kapanıp, yeni bir çağın açıldığına şahit olarak camların ardından bakıyoruz evet ama düşünüp, sorguluyoruz. Yüzlerce yıllık bir geleneğin temsilcisi olarak iktidarın, kendini hâlâ aynı geleneği yaşatma inadı sadece yamyamlık da değil, kendini yiyen bir organizma, bir çifte yamyamlık. Kendi bahçelerinde ağaçlar çiçek açıyor olabilir bu bahar günlerinde bizler evde otururken ama o ağaçların meyveleri yaza doğru çok acılaşacak. Yarın sofra kurulduğunda bugünkü iktidar ve ona destek verenler o sofrada olmayacaklar. Belki yad bile edilmeyecekler. Bugün iktidara destek veren seçmenler de, nasıl bu insanlara oy verdiklerinin hesabını çocuklarına ve torunlarına verme telaşında olacaklar. Bugün – ama’sız bir yere doğru evrilirken ölü sevici bir iktidarın, hazin biçimde yok oluşuna belli bir bilinç ve aydınlanmayla şahitlik etmek, elbette el ovuşturmak anlamına gelmez. Diktatör ve yamyamlık evet bir siyaset biçimi olabilir ama o ölüler de bir yankı olarak hep kulaklarda kalır ve sadece uyku değildir kaybedilen.
HİBRİT ÇAĞI VE AHLAKSIZ VİRÜS

Şu bir gerçek ki: Virüsün kendi içinde bir ahlakı yok. Kimseyi umursamıyor, Tanrı’yı bile. Önüne ne geçerse içine alıyor veya dışarıya, insanların ulaşamayacağı yere atıyor. Dünya dizlerini üzerine çökmüş durumda. Zihinlerimiz normale dönüş istiyor. Bugünü geleceğe dikmek istiyoruz. Bu korkunç umutsuzluğun ve yasın karşısında hiçbir şey normale dönmek kadar daha trajedik olamaz. Normal, bugünkü iktidar ve bu iktidarın destekçileridir. Pandemi bizi kötü geçmişimizden koparmak istiyor. Nasıl bir ülke ve dünya istiyoruz? Pandemi bize bu soruyu soruyor. Bu kesinlikle yeni bir basamak, yeni bir portal, yeni bir veri tabanı. Bu önceki dünyadan bir sonraki dünyaya geçiş aşaması. İktidarın ve onun destekçilerinin daha ne kadar önyargılarla hareket edeceği elbette önümüzdeki günlerde ortaya çıkacak. Aynı şekilde iktidarın veri tabanını güncelleyip güncellemeyeceğini de göreceğiz. Bugün ise iktidarın her şeyi gördüğünü inkâr edebiliriz, çünkü görmüyor umuyor; dolayısıyla bu inkâr, iktidarın kendi umduğunu ret, kitlelerin umuduna özdeştir. Son bir cümle: İktidarlar için geçerli değil ama toplumlar için geçerlidir: Ya sürüklenerek hedefe varacağız ya da yürüyerek, diktatörler ve yamyamlar ise çok gerilerde, muhtemelen yine bir bakteri gibi kendilerini yiyor alacaklar.  (au


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder