Fil
kalpli Adam ile Kaplumbağa Kadın
Tezer
Özlü ve Cesare Pavese…
“Sanki
bir köşe kahvesinde buluşacağız ve yalnızlığı bırakıp atacağız…” İntihar etmiş
bir yazara aşık olmak ve sevgilisi gibi bir anda hayattan kopmak yerine onun
intihar edişine giden mekânlarda onula yaşayarak, telaşsız kendi sonunu aramak,
yavaş yavaş intihar ederek, vadesiyle ölmek. Yaşamın ucunda yolculuk yapan
Tezer Özlü Cesare Pavase’ye aşıktı. Pavase ise intihar etmişti. Yıllar önce
hayatına son veren, nefretle savaşın kaosunda görülemeyen içi sevgi dolu fil
kalpli adam, yıllar sonra hiçbir kadından görmediği ilgiyi, sevgiyi ve şefkati
Tezer Özlü’den görecekti. Zehir gibi düşünceleri olan ve sonunda kendini
zehirleyen Pavase’nin Tezer Özlü’yü tanımamış olması ne büyük şansızlık.
Sanırım, sonsuzluk, önünde eğilmemiz için bizi bekliyor. Tezer Özlü’nün Almanca
yazdığı Bir İntiharın İzinde, dilimize yine kendisi tarafından nedense Yaşamın
Ucuna Yolculuk olarak çevrilen kitabında sadece Pavase’nin intiharının izini
sürmez. Onun kıyısındaki kendi hayatının bazı önemli bölümlerini de anlatır. Burjuvalığından
nefret eden Tezer Özlü’ye medyatik olsun diye sanırım “Türk edebiyatının gamlı
prensesi” ünvanı takılmış. Bu unvan gamlı başkuş gibi basit kalmakta. Tezer
Özlü gamlı değil, “Hem yaşayan hem ölüdür”. Yaşamı boyunca uykuyu beklediği
kadar hiçbir şeyi beklemediğini söylerken, ölü varlığını gündez onaylamadığı
gibigece de umursamaz. Bu bir iç yolculuğun en korkunç girizgahıdır. Tıpkı
yıllar önce intihar eden, ölü aşağı Pavase’nin giriş, gelişmeve sonuç bölümleriyle
yaşadığı hayatı gibi. Kıyaslandığı Oğuz Atay’dan daha derinlikli, incelikli
olan ve kadın kimliğini de öne çıkaran Tezer Özlü, Yaşamın Ucuna Yolculuğu’nda
hem çok sevdiği ölü Pavase’yi hem de ölü Pavase’yi çok seven o kadını arar: “Bütün
yaşama cesaretimi ölülerden alıyorum. Anlatılarında yaşadığım ölülerden. Bu
kahrolası dünyayı, yaşanır bir dünyaya dönüştürmeyi başarmış ölülerden.
Dünyanın ihtiyacı olan, her olguyu vermiş, söylemiş, yazmış ölülerden.” Pavase
için “O ölüye olan sevgim canlanıyor”der. Pavase’nin resminin yanında olmayı
ister, “… Pavasenin bir portresi asılı. Olmam gereken yerdeyim… Benim
resimlerim, onun görüntüleriyle son bulacak. Belda’dan sonra, belki de bu
intihar benim yarım olacak.” Yaşarken Pavase’ye acı çektirmiş başta kadınları
ve diğer herkesi affetmez Tezer Özlü. Pavase’ni yaşadığı ülkeye, şehre giden
intihar ettiği 305 nolu otel odasına giren ilk Türk de olan Tezer Özlü “Kentte…Otel
Venecia yolunu… Ölmüşlüğümle... Cesare Pavase ile birlikte yürüyor gibiyim…” Ve
Tezer Özlü “Gitmeliyim. Koridorun sonunda 305 numaralı odanın bitişiğindeki
gizli odada intihar duruyur” derken bir anlamda kendi intiharına da yürümek
ister ancak ya Pavase ile özdeşleşmekten çekindiği, ya inançlı olduğu ya da
artık zaten ölmüş olduğu için intihar etmez. Aralıklarla psikolojik tedavi de
gören Tezer Özlü, “Orada yalnızlık en büyük yalnızlık içinde yiterken” göğüs
kanserinden ölür. Pavase’nin dediği gibi “Ve yaşam yalnız rüzgar, yalnız
gökyüzü, yalnız yapraklar ve yalnız hiç değil mi.”
(aliulurasba,viralimaj:fotodali








