8 Eylül 2019 Pazar

HANGİSİ SENİN ANNEN


Yıllardır kayıplarını gözyaşlarına dizen Cumartesi annesi mi?
PKK’ya çocuklarını vermemek için yüzlerini acıya gömen anne mi?
Cennetin ayakları altında olduğu anne mi?
Ayaklarının altı öpülen anne mi?
Kendisi taş yiyip çocuklarına kebap yediren anne mi?
Umre yapan, hacca giden anne mi?
Gösterişli rezidanslarda kendi ve ailesinin geleceği için ömrünü tüketen yapan anne mi?
Çocuğuna üç kuruş harçlık için tuvalet temizleyen anne mi?
Askere giderken çocuğuna gurur gözyaşı döken anne mi?
Evlenirken kızına umut gözyaşı döken anne?
Gelenekçi anne mi?
Modern anne mi?
Kızdığında terlik fırlatan anne mi?
Sevdiğinde evladını içine katmak isteyen anne mi?
Sırasız ölümlerde çocuklarını kaybedince kendisi de yaşayan ölüye dönen anne mi?
Devletin hataları yüzünden tren kazasında çocuklarını kaybeden anne mi?
Günlerce kanser çocuğunun başında dua eden anne mi?
Çocuğunu tüyden bile sakınan anne mi?
Bayram günleri evlatlarını bekleyen anne mi?
Yanından hiç ayrılmaman için hakkını bile helal etmek istemeyen anne mi?
İstemeden ağlattığın anne mi?
Sevmeye doyamadığın anne mi?
Baban ile arana hep süzgeç olan anne mi?
Eski zaman masalları anlatan anne mi?
Modern dünyayı tanımanı isterken dikkatli olmanı söyleyen anne mi?
Başını izlerine koyduğunuz anne mi?
Saçlarını tarayan anne mi?
Kimsenin olmadığı zamanlarda yanınızda olan anne mi?
Her türlü yaşanmışlıktan üzerinize sıkılan ferahlatıcı anne mi?
Telefon rehberine “annem” diye kaydettiğiniz anne mi?
Anneler günü annesi mi?
Ne kadar da üzseniz çocuğunun üzüntüsü karşısında balık hafızalı anne mi?
“Penceresiz kaldım” anne mi?
Şiirlerdeki, şarkılardaki anne mi?
Ne kadar insan varsa o kadar anne var. Anne. Anne bir kadındır ve insandır. O kadar korkunç tartışmalar yapılıyor ki son zamanlarda en son “anne”ye geldik. Kaç değişik anne var bu ülkede? Hangisi daha kutsal? Bunu kim belirliyor? İktidar mı? Muhalefet mi? Kimse belirleyemez. Buna izin vermeyin. Çok yazık. Bu ayrışma insanı bataklığın içine iter ve oradan asla çıkamayız. Sabahattin Ali gencecik yaşında sırtından vurulmuştu? Annesi yaşıyor muydu o yıllarda hiç düşündünüz mü? Kürk Mantolu Madonna’yı okuruz ama…  Anne ayrımı yapılması çok incitici, çok acı toplumumuz için. Anne bir aynadır, ona yaslanan her şey çatlar. (au, İMAJ:fotodali

3 Eylül 2019 Salı

MUTSUZ KADINLARIN GİZLİ EĞLENCESİ


Telefonum çaldı. Bir kadın arkadaştı arayan - ne yapıyorsun diye sordu; - yazıyorum diye karşılık verdim. - Yine mi dedi. - Yine, dedim. - Sen ne yapıyorsun diye sordum. Reçel yapıyormuş. Gelecek hafta da turşu kuracakmış. - Eylül ayındayız ya dedi. - Ben de şarap yapayım diye düşündüm; evinde pekmez kaynatacak kadar çıtayı yükseltenler karşısında melankolik bir devrimci tavrı ortaya koyayım. Kapattık telefonlarımızı. Sonra düşündüm Bayan: Galiba bir dönem insanlar ihtiyaçtan salça, reçel yapmış, turşu kurmuşlar. O zamanlar böyle neredeyse artık yirmi dört saat açık marketler yoktu haliyle. Sonra bence mutsuz kadınların kaçıp saklandıkları-gizli eğlencesi olmuş saçla yapmak, reçel kaynatmak, turşu kurmak. - Bunlar geleneğimiz diye de bir anonim uzun hava dolamışlar dillerine. Bu uzun hava kız çocuklarına da ezberletilmiş nesilden nesle. Hatta bir ara moda olmuştu, insanlar evde ekmek yapıyorlar. Hatta erkekler bile bu işe soyunmuşlardı; - kendi ekmeğimi kendim yapıyorum. Ne oluyor böyle olunca pek anlamış değilim. Şehir dediğimiz, modernlik dediğimiz başka bir şey. Modernlik, aydınlanma onca zahmetle, maddi külfetle elde edilen, tabu kırmayla, tepki görmeyle oluşan bir hal. İnsana evde ekmek yapmak için kendine bu zahmetli yatırımı neden yapsın ki Bayan? Niye kendi dizimizi çekmiyoruz, niye kendi sinemamızı yapmıyoruz evde? Neden kendi haber bültenlerimizi hazırlamıyoruz ve sunmuyoruz ailemize?.. Modernlik, aydınlanma boş vakit yaratmaz. İnsanları mutsuz etmez. Tam aksine insanlar birbirine ve aydınlanmaya daha fazla vakit ayırırlar kanımca. Çünkü birey olmuşlardır, cinsel kimliklerini kazanmışlardır… Her geleneğin yaşatılması gerekmiyor. Gelenek bir mutluluk oyunu olmadığı gibi modernlik de mutsuzluk oyunu değil. Üstelik bu yapılanların büyük maddi tasarruf sağladığına da inanmıyorum. En önemlisi de bu moda gibi de olan gelenek-tabu bağını koparamadığımız için, özellikle kadınlar açısından bir yenilenme mümkün olmuyor... Eylül, ne hüzün, ne serin şiirsel romantizm, ne de reçel, turşu, salça ayı. Eylül bir silkinme ayı Bayan, melankolik gazeller değil. Her şey şöyle bir silkinir, bütün eskilerini atar üzerinden. Yeniye hazırlanır içten içe… Modernliğe dilinin ucuyla değmiş kadınların bahsettiğim tutumlarını anlayamıyorum. Şu da itiraf edeyim ki, kadınların mutsuzluklarını gizlemek için kendilerine ilginç işler icat etmelerine ve bunları gelenek haline getirmelerine de hayranım. Bir de haddimi aşmışken, şunu ekleyeyim Bayan: Hayal kırıklığına uğramamak için insanlardan kaçarak hayatımızı yaşayamayız. Yapmamız gereken inancımızı, duygularımızı, düşüncelerimizi başka insanlara yüklememek, çünkü herkes her şeyi taşıyamaz. Doğmaya değil yaşamakta olmaya vakit ayırın. Birazcık da onca emek verdiğiniz modernliğin konforuna bırakın kendinizi lütfen