Öldürücü bir virüsle mücadeleyi sadece yüze takılan maskeye indirgemek, mücadeledeki başarısızlığı gizlemek ve başka hedefler üzerinden amaç inşa etmektir. Pandemi sürecinde hemen bütün ülkelerdeki iktidarlar o kadar başarısız oldu ki, bu başarısızlıklarını toplumları zorla normalleştirerek, yaptıkları yanlışın üzerine cila çekmeye çalışıyorlar.
Öğrendik ki, her toplumda belli sayıda insan feda edilebilirmiş. Zorla rızaya dayalı bir normalleşme süreci kanımca şöyle işliyor: Bütün trafik kurallarını kaldırdık, evinizden çıkın, ölmeden günlük hayatınıza devam edin ve evinize geri dönün (ölmeden dönebilirseniz dönün).
Aslında maskenin arkasına saklanan iktidarlardır. Bizim de maske takmamızı asıl sorunları görmemizi istemedikleri için istiyorlar. Şunlar bitirilemedi: Yoksulluk, işsizlik, eşitsizlik, açlık, ayrımcılık, şiddet, savaş çığırtkanlıkları, bölücülük ve dahası. Üzerimizde zorla bir rıza oluşturmaya çabalıyorlar ve razı olmadığımız için de bizi suçluyorlar.
Hem ülkemizde, hem diğer ülkelerde insanlara ve toplumlara dayatılan şu zorla normalleşme en iyi niyetli söylemle bildiğin güçlünün mobingi, bir sosyal kabadayılık, kuşatma, gerçeği gizleme ve taciz ve sıkıntı ve bir bezdirme teorisidir. Hatta polisiye tedbirlerle bunu çözmeye çalışmak bir iktidarın psikolojik terörüdür “mobbing”in tanımında olduğu gibi. Dolayısıyla en başta neden ekonomi böyle diye soramayız?..
Gücün kuşatması böyledir, yani hemen her şeyle birlikte bilincimizi de rızamızı da kuşatır. Artık korkumuzu bile güç inşa eder ve birey olarak toplum olarak artık özne olarak biz ve toplum, kendi yarattığı güce yine kendisi mahkûm olur; bu durum katiline aşk gibi romantik söylemlerden son derece farklıdır. Şu bakımdan: teslim edilen veya edilmek zorunda olunan benliktir. Bunun sonuçları son derece ağır olur. Ancak bunun Cehennem'in içinden geçen bir devrim için döşenmiş taşlar olduğunu da düşünebiliriz... (au