SANA,
yani zahmet edip, sevse de sevmese, bana katılsa da katılmasa da beni okuyana,
takip edene; en içten teşekkürlerimle;
(Transgenik
aydınlık ve akademisyenlik)-“AYDINLAR” VE “AKADEMİSYENLER” NASIL KAÇAR?
Bu
yazıyı okumadan önce şu iki üç satırı okumanızı istiyorum: Bugüne kadar siyasi
şeyler hemen hiç yazmadım çünkü yaklaşık 20 seneme TBMM’de yasama muhabiri
olarak geçti. Neyin ne olduğunu biliyorum. Bu yüzden hiç kimsenin tarafı olmadım,
taraftarlığa inanmadım da. Böyle iyi. Bağımsız ve bağlantısız biri olarak
yazıyorum. Bunu yazmamın sebebi de bu güzel ülkemdeki “aydınların” ve “akademisyenlerin”
yine “kaçıyor” oluşlarından. Kesinlikle “Aydınlarımız” ve “Akademisyenlerimiz”
yine kaçıyorlar. (Siyasetçileri biliyorsunuz zaten…)
Bir
geçmiş sorgusu veya hesap sormak değil, velhasıl demem o ki; “aydınların”, “akademisyenlerin”
hiçbirisi kaçamaz, hepsi bugünkü Türkiye’den sorumludur. Bu güne çok şey yapmış
gibi göründükleri için sorumludur öncelikle, kaçamazlar. Ülke kurulduğu günden
bugüne kadar ne olduğu tam da anlaşılamayan, hiç yadsımadan her alanda gen
ithal ettikleri ve onları bu güzel topraklarda transgenik hale getirdikleri
için sorumludur öncelikle, kaçamazlar. Hemen her alanda onlar da bugün
oldukları gibi kolaycılığı saparak, oluruna bırakarak, uyanıklık yaparak,
görmez olarak, duymaz olarak, konuştuğunda ne dediği belli olmaz biçimde, bağırarak
…, bu ülkeyi, insanları, toprağı, kültürü, sanatı ve hemen her şeyi
yadsıdıkları için sorumludur öncelikle, kaçamazlar. Bu şehirlerin, bu
insanların ve her şeyin bir gecekondu kültürüyle oluşturulurken, kendileri de
bu gecekonduların, güya yadsıyarak, ama bir o kadar da içtenlikli bir parçası oluverdikleri
için sorumludurlar öncelikle, kaçamazlar. Her şeylerini sebeplerin değil de
sonuçların üzerinden tartıştılar. Şehirler, insanlar, insanların beyinleri ve
ruhları “aydın”, ve “akademisyen” mezarlığı… Uzatmayacağım, bugünkü durum bir
sonuçtur. İçim acıyarak izlediğim ülkemin doğu ve güneydoğusunda yaşananların
aynısı batıda da yaşanıyor. Burada sadece silahlar patlamıyor. Daha tehlikelisi
oluyor. Bir insanın silahla ölmesiyle silahsız, hoşgörüsünün, iyi niyetinin,
umudunun, inancının ve dahi insan bütün hasletlerinin ölmesi arasında hemen hiçbir
fark yok. Hatta silahsız ölenler silahlı ölenlere karşı çok daha tehlikeli. Yarın
ne yapacağını bilemezsiniz… Çok başka şeyler oluyor çünkü güzel ülkemde… Demem
o ki, ihtiyaç zayıflık değildi ama bu halkın eğitimden bilime, dine, ihtiyaçları
zayıflık olarak görüldü ve maalesef kullanıldı. Bunu siyasetçiler yaptı onu
anladık da en çok “aydınlar” ve “akademisyenler” niye yaptı? Güya seslerini
çıkarıyor gibi yaptıkların da, çıkarmadıklarında da “işlerine gelince halkı
kutsayan…” siyasetçileri güçlendirdiler; aklı, bilmi, kalbi, düşünceyi…, değil.
Tıpkı şimdi yaptıkları gibi, dikkat edin lütfen, şimdi yine kaçıyorlar (çok az
da olsa istisnalar hariç). Ama kaçamayacaklar. Yok, olduğu düşünen her şey bir kipple
gibi peşlerinden gelecek… Terörle mücadele ediliyor. Evet. Ancak, transgenik
ülke, halk, insan inşası fiyaskoyla sonuçlandı. Sosyal ve psikolojik kanser
hemen her yeri ele geçirmiş durumda, ailelerin içine sızmaya başladı. Asıl
mücadele edilmesi gereken de bu olduğunu düşünüyorum… Bu suça da hepimiz
ortağız, kimse kaçmasın… (imaj:fotodali