23 Ocak 2016 Cumartesi

YAZARLAR BİRAZ KAHİNDİR

... yazarlar biraz kahindir: insanın şahitliği beş para etmez, Allah şahit, hiç istemem ama önünde saygıyla eğildiğim o bin yaşında yerinden yurdundan edilen ve yerinden yurdundan edildiğinde varlığından haberdar olduğum muhterem zeytin ağacına bir gün o muktedirlerin torunları ya da torunlarının çocukları, çocukluğumuzun kendi kendine alev alıveren feneri gibi kendini asar diye “öldürme buyruğu”na kışrı gelişten dolayı şimdiden üzüntümü ifade etmek isterim, çünkü simgiler ölmez, insanlar ölür ve bazen kendilerine seçim yapma hakkı tanınmamış olarak üzerinde tasarrufta bulunulan insan dışındaki varlıklar, insanlara omuz başlarında, sırtlarında, yaprak altlarında, velhasıl yanıbaşlarında hatta varlıkları içinde sonsuz bir kederle üstelik böyle bir karşılığı hiç beklemeden ağırlarken, Allah’ın takdiri hak verir, bu gelecek gerçeği karşısında bazı insanlar kendi kendilerine, henüz bekleyen gelecekte kendi canlarına kıyacakları çok sevdikleri için şimdiden yas tutmalı, bugünkü adımlarını da buna göre atmalı diye bir garip iyi niyet hissediyorum.
(aliulurasba:viralimaj:fotodali

15 Ocak 2016 Cuma

“AYDINLAR” VE “AKADEMİSYENLER” NASIL KAÇAR?

SANA, yani zahmet edip, sevse de sevmese, bana katılsa da katılmasa da beni okuyana, takip edene; en içten teşekkürlerimle;
(Transgenik aydınlık ve akademisyenlik)-“AYDINLAR” VE “AKADEMİSYENLER” NASIL KAÇAR?
Bu yazıyı okumadan önce şu iki üç satırı okumanızı istiyorum: Bugüne kadar siyasi şeyler hemen hiç yazmadım çünkü yaklaşık 20 seneme TBMM’de yasama muhabiri olarak geçti. Neyin ne olduğunu biliyorum. Bu yüzden hiç kimsenin tarafı olmadım, taraftarlığa inanmadım da. Böyle iyi. Bağımsız ve bağlantısız biri olarak yazıyorum. Bunu yazmamın sebebi de bu güzel ülkemdeki “aydınların” ve “akademisyenlerin” yine “kaçıyor” oluşlarından. Kesinlikle “Aydınlarımız” ve “Akademisyenlerimiz” yine kaçıyorlar. (Siyasetçileri biliyorsunuz zaten…)

Bir geçmiş sorgusu veya hesap sormak değil, velhasıl demem o ki; “aydınların”, “akademisyenlerin” hiçbirisi kaçamaz, hepsi bugünkü Türkiye’den sorumludur. Bu güne çok şey yapmış gibi göründükleri için sorumludur öncelikle, kaçamazlar. Ülke kurulduğu günden bugüne kadar ne olduğu tam da anlaşılamayan, hiç yadsımadan her alanda gen ithal ettikleri ve onları bu güzel topraklarda transgenik hale getirdikleri için sorumludur öncelikle, kaçamazlar. Hemen her alanda onlar da bugün oldukları gibi kolaycılığı saparak, oluruna bırakarak, uyanıklık yaparak, görmez olarak, duymaz olarak, konuştuğunda ne dediği belli olmaz biçimde, bağırarak …, bu ülkeyi, insanları, toprağı, kültürü, sanatı ve hemen her şeyi yadsıdıkları için sorumludur öncelikle, kaçamazlar. Bu şehirlerin, bu insanların ve her şeyin bir gecekondu kültürüyle oluşturulurken, kendileri de bu gecekonduların, güya yadsıyarak, ama bir o kadar da içtenlikli bir parçası oluverdikleri için sorumludurlar öncelikle, kaçamazlar. Her şeylerini sebeplerin değil de sonuçların üzerinden tartıştılar. Şehirler, insanlar, insanların beyinleri ve ruhları “aydın”, ve “akademisyen” mezarlığı… Uzatmayacağım, bugünkü durum bir sonuçtur. İçim acıyarak izlediğim ülkemin doğu ve güneydoğusunda yaşananların aynısı batıda da yaşanıyor. Burada sadece silahlar patlamıyor. Daha tehlikelisi oluyor. Bir insanın silahla ölmesiyle silahsız, hoşgörüsünün, iyi niyetinin, umudunun, inancının ve dahi insan bütün hasletlerinin ölmesi arasında hemen hiçbir fark yok. Hatta silahsız ölenler silahlı ölenlere karşı çok daha tehlikeli. Yarın ne yapacağını bilemezsiniz… Çok başka şeyler oluyor çünkü güzel ülkemde… Demem o ki, ihtiyaç zayıflık değildi ama bu halkın eğitimden bilime, dine, ihtiyaçları zayıflık olarak görüldü ve maalesef kullanıldı. Bunu siyasetçiler yaptı onu anladık da en çok “aydınlar” ve “akademisyenler” niye yaptı? Güya seslerini çıkarıyor gibi yaptıkların da, çıkarmadıklarında da “işlerine gelince halkı kutsayan…” siyasetçileri güçlendirdiler; aklı, bilmi, kalbi, düşünceyi…, değil. Tıpkı şimdi yaptıkları gibi, dikkat edin lütfen, şimdi yine kaçıyorlar (çok az da olsa istisnalar hariç). Ama kaçamayacaklar. Yok, olduğu düşünen her şey bir kipple gibi peşlerinden gelecek… Terörle mücadele ediliyor. Evet. Ancak, transgenik ülke, halk, insan inşası fiyaskoyla sonuçlandı. Sosyal ve psikolojik kanser hemen her yeri ele geçirmiş durumda, ailelerin içine sızmaya başladı. Asıl mücadele edilmesi gereken de bu olduğunu düşünüyorum… Bu suça da hepimiz ortağız, kimse kaçmasın… (imaj:fotodali