Türkiye 15 Temmuz’da hem teolojik hem de
sosyolojik ancak kesinlikle kriminal, bir cinayet şebekesi halinde her yere,
özellikle de devletin aklıyla alay edercesine sızarak-örgütlenmiş FETÖ cemaatinin,
terörist araçlar kullanarak, bir ülkenin yöneticilerini “yok” edip, Türkiye’yi, her türlü işgale açık hale getirerek,
yıllarca belki bilmeden “dini” Saiklerle ya da bilinçli, kararlı ve diğer gizli
düşman ülkelerin istihbarat örgütleriyle desteklenen“Siyasal İslâm” şemsiyesi
altında, yeni yüz ve içerikli, korkunç bir terörist saldırıya maruz kaldı. Bu saldırıyla
ilgili aylar önce “ses”ler oluşturulmuştu. Yıllar yıllar önceki Yeniçeri
Ayaklanmasındaki, “… istemezük” sesleri gibi küflü.
Zaman Gazetesi için, 15 Temmuz 2016 gününden
9 ay ön gün önce, bir reklam filmi çekildi. Film görüntülüydü elbette ama aslında
daha çok “ses”ten ibaretti. Yüksek binaların üzerinde uçan bir helikopterden, Türkiye’de bir şehre (veya ülkeye) benzer
görüntü akarken, genelde felaketleri çağrıştırdığı için insanın içini ürperten siren
sesleri geliyordu. Bu ses ve görüntü 10 saniye sonra yerini simsiyah bir ekran
zeminine bırakıyor, ardından sırt üstü uzanmış, kıkırdayarak gülen (ZAMAN-GÜLEN
imgesine dikkat çekmek isterim) bir bebek, bir saniye sonra da bomba patlamış
gibi “boom” efektiyle “ZAMAN” Gazetesi logosu ekrana geliyor. Diyalogsuz, konuşma
metinsiz, sadece seslerle çekilmiş bir 20 saniye gibi kısa bir reklâm filmiydi
bu… Sadece sesler… darbenin ayak sesleri…
9 ay on gün sonra ana ses, sesler doğurmaya
başlayacaktı. 21. yüzyılda, internet üzerinde sosyal paylaşım ve sohbet
sitelerinde daha çok görüntü, yazı ve ikonlarla konuşup, anlaşan insanlar, 15
Temmuz gecesine, seslerle uyanacaktı. İnsanlar konuşmazsa silahlar konuşur…
Dolayısıyla 15 Temmuz bir ses’ti aynı
zamanda. Belki kimse ekranlarda Hasan Mutlucan’ın “Yine de şahlanıyor” diyen
sesini duymadı ama… Daha ilk andan itibaren hemen her yerden sesler yükseldi, ülkenin
dört bir yanından… O an olsa gerek insanlar birbirinin yüzüne bakmıştır ve “Neler
oluyor?” demiştir ve birbirine ihtiyaç duydukları o sesleri iletmişlerdir
birbirine.
Spikerlerin, muhabirlerin, gazetecilerin olay
yeri sıcaklığındaki heyecanlı sesleri… Patlayan bombalar, helikopterle
taramalar, askerlerin sıktığı silahlardan çıkan sesler ve ölümüne ölümün
üzerine yürüyen insanların haykırışları…
Sonrasında belki de herkesin “Nerede, öldü mü
o hep konuşan öfkeli adam?” dediği Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın bildik
sesi; “… ben halkımı sokağa, meydanlara çıkmaya davet…” Bu ses, sessiz kitleye şifre gibiydi…
“Ya Allah Bismillah Allahu ekber” nidaları
yankılanmaya başladı bu sesin ardından, sokaklarda, caddelerde, köprülerde ve
hemen her yerde. Tekbir seslerinin arasına karışıyordu insanların son nefesinde
verdiği sesler ve “Dur, yaklaşma”, “Durun, ateş etmeyin, insan kendi halkına
silah sıkar mı?”
Tanklar ağır varlıklarını sürüyordu
caddelerde o bildik derin, sarsıntılı ve sarsıcı sesleriyle…
Ardından acıya karşı yakarış ve ihanete karşı
güç toplama duası olarak selâlar verilmeye ezanlar okunmaya başlanacaktı… Ve
uçakların “sonik” patlamalarıyla (ses duvarı aşılmak suretiyle, bomba
kullanmadan patlama sesi ve şok dalgası oluşturmak için yapılır) sarsılan ev ve camlar ve
ruhlar ve bu sarsıntının içinden yükselen “Ya Allah Bismillah” nidalarıyla
ruhların sarsıntısını durdurma gayretleri…
Herkes birbirini bulduğu ‘ses’le zehirlemeye
çalışıyordu. Ses, kelebek etkisi yapıyordu herkes için… Ses durmuyordu. Sanki
karşılıklı iki nehir, birbiriyle çarpışıp duruyor, dalgaların arasından sızan
kan, bulunması gerektiği yerdeki, kalpteki, damardaki, insan içindeki sesi
yerine bambaşka bir sesle her yere yayılıyordu. İhanet ve ihanete karşı öz ülke
savunması artık tamamen ete kemiğe bürünmüş, birbirine her dokunuşunda yükselen
sesi yepyeni bir kimlikle kulaklara nakşediyordu. Bu bir film fragmanında
görüntülerin altına iliştirilivermiş seslerden farklıydı. Çünkü gerçek hayatı
aşıyor ihanet ve ihanete uğrayanlar aynı zamanda kaybettikleri seslerine
kavuşuyordu.
…
Meydanlardan ekranlara, ekranlardan her ruha
bir ses düşüyordu. Ardından devreye müzisyenlerin notaları ve sonrasında oda şairlerin
dizeleri, girecekti: “Ceddin deden…”, “Dombıra…” “Korkma sönmez bu şafaklarda
tüten alsancak…”, “Ölürüm Türkiyem”… “Ey sevgili, en sevgili…” Cumhurbaşkanı
Recep Tayyip Erdoğan’ın, Başbakanın, Bakanların, Komutanların seslerine,
meydanlarda, tankların önüne yatan, silahlara alnını dayayan, ateş yağdıran
helikopterlere karşı, sesiyle karşılık veren, ruhları titreten sonik patlamalara,
kendi kontrolünü kendi sesiyle sağlayan halk, sesini, sesinin ritmini bulmuş
olacaktı; “göklerden gelen bir karar vardı…”
Ses nefesti, nefes kalpti, kalp ruhtu, ruh
ilahi soluğun yankısıydı ve sadakatsizliği, ihaneti kabul etmezdi… havası,
suyu, taşı toprağı ses verirdi kendine seslenene çünkü “… bir
başkadır benim memleketim…”
