31 Temmuz 2016 Pazar

15 TEMMUZ’UN DİPNOTU: SESLER VE ŞİİR

Türkiye 15 Temmuz’da hem teolojik hem de sosyolojik ancak kesinlikle kriminal, bir cinayet şebekesi halinde her yere, özellikle de devletin aklıyla alay edercesine sızarak-örgütlenmiş FETÖ cemaatinin, terörist araçlar kullanarak, bir ülkenin yöneticilerini “yok” edip,  Türkiye’yi, her türlü işgale açık hale getirerek, yıllarca belki bilmeden “dini” Saiklerle ya da bilinçli, kararlı ve diğer gizli düşman ülkelerin istihbarat örgütleriyle desteklenen“Siyasal İslâm” şemsiyesi altında, yeni yüz ve içerikli, korkunç bir terörist saldırıya maruz kaldı. Bu saldırıyla ilgili aylar önce “ses”ler oluşturulmuştu. Yıllar yıllar önceki Yeniçeri Ayaklanmasındaki, “… istemezük” sesleri gibi küflü.

Zaman Gazetesi için, 15 Temmuz 2016 gününden 9 ay ön gün önce, bir reklam filmi çekildi. Film görüntülüydü elbette ama aslında daha çok “ses”ten ibaretti. Yüksek binaların üzerinde uçan bir helikopterden,  Türkiye’de bir şehre (veya ülkeye) benzer görüntü akarken, genelde felaketleri çağrıştırdığı için insanın içini ürperten siren sesleri geliyordu. Bu ses ve görüntü 10 saniye sonra yerini simsiyah bir ekran zeminine bırakıyor, ardından sırt üstü uzanmış, kıkırdayarak gülen (ZAMAN-GÜLEN imgesine dikkat çekmek isterim) bir bebek, bir saniye sonra da bomba patlamış gibi “boom” efektiyle “ZAMAN” Gazetesi logosu ekrana geliyor. Diyalogsuz, konuşma metinsiz, sadece seslerle çekilmiş bir 20 saniye gibi kısa bir reklâm filmiydi bu… Sadece sesler… darbenin ayak sesleri…

9 ay on gün sonra ana ses, sesler doğurmaya başlayacaktı. 21. yüzyılda, internet üzerinde sosyal paylaşım ve sohbet sitelerinde daha çok görüntü, yazı ve ikonlarla konuşup, anlaşan insanlar, 15 Temmuz gecesine, seslerle uyanacaktı. İnsanlar konuşmazsa silahlar konuşur…

Dolayısıyla 15 Temmuz bir ses’ti aynı zamanda. Belki kimse ekranlarda Hasan Mutlucan’ın “Yine de şahlanıyor” diyen sesini duymadı ama… Daha ilk andan itibaren hemen her yerden sesler yükseldi, ülkenin dört bir yanından… O an olsa gerek insanlar birbirinin yüzüne bakmıştır ve “Neler oluyor?” demiştir ve birbirine ihtiyaç duydukları o sesleri iletmişlerdir birbirine.

Spikerlerin, muhabirlerin, gazetecilerin olay yeri sıcaklığındaki heyecanlı sesleri… Patlayan bombalar, helikopterle taramalar, askerlerin sıktığı silahlardan çıkan sesler ve ölümüne ölümün üzerine yürüyen insanların haykırışları…

Sonrasında belki de herkesin “Nerede, öldü mü o hep konuşan öfkeli adam?” dediği Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın bildik sesi; “… ben halkımı sokağa, meydanlara çıkmaya davet…”  Bu ses, sessiz kitleye şifre gibiydi…

“Ya Allah Bismillah Allahu ekber” nidaları yankılanmaya başladı bu sesin ardından, sokaklarda, caddelerde, köprülerde ve hemen her yerde. Tekbir seslerinin arasına karışıyordu insanların son nefesinde verdiği sesler ve “Dur, yaklaşma”, “Durun, ateş etmeyin, insan kendi halkına silah sıkar mı?”

Tanklar ağır varlıklarını sürüyordu caddelerde o bildik derin, sarsıntılı ve sarsıcı sesleriyle…

Ardından acıya karşı yakarış ve ihanete karşı güç toplama duası olarak selâlar verilmeye ezanlar okunmaya başlanacaktı… Ve uçakların “sonik” patlamalarıyla (ses duvarı aşılmak suretiyle, bomba kullanmadan patlama sesi ve şok dalgası oluşturmak için yapılır) sarsılan ev ve camlar ve ruhlar ve bu sarsıntının içinden yükselen “Ya Allah Bismillah” nidalarıyla ruhların sarsıntısını durdurma gayretleri…

Herkes birbirini bulduğu ‘ses’le zehirlemeye çalışıyordu. Ses, kelebek etkisi yapıyordu herkes için… Ses durmuyordu. Sanki karşılıklı iki nehir, birbiriyle çarpışıp duruyor, dalgaların arasından sızan kan, bulunması gerektiği yerdeki, kalpteki, damardaki, insan içindeki sesi yerine bambaşka bir sesle her yere yayılıyordu. İhanet ve ihanete karşı öz ülke savunması artık tamamen ete kemiğe bürünmüş, birbirine her dokunuşunda yükselen sesi yepyeni bir kimlikle kulaklara nakşediyordu. Bu bir film fragmanında görüntülerin altına iliştirilivermiş seslerden farklıydı. Çünkü gerçek hayatı aşıyor ihanet ve ihanete uğrayanlar aynı zamanda kaybettikleri seslerine kavuşuyordu.
Meydanlardan ekranlara, ekranlardan her ruha bir ses düşüyordu. Ardından devreye müzisyenlerin notaları ve sonrasında oda şairlerin dizeleri, girecekti: “Ceddin deden…”, “Dombıra…” “Korkma sönmez bu şafaklarda tüten alsancak…”, “Ölürüm Türkiyem”… “Ey sevgili, en sevgili…” Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, Başbakanın, Bakanların, Komutanların seslerine, meydanlarda, tankların önüne yatan, silahlara alnını dayayan, ateş yağdıran helikopterlere karşı, sesiyle karşılık veren, ruhları titreten sonik patlamalara, kendi kontrolünü kendi sesiyle sağlayan halk, sesini, sesinin ritmini bulmuş olacaktı; “göklerden gelen bir karar vardı…”


Ses nefesti, nefes kalpti, kalp ruhtu, ruh ilahi soluğun yankısıydı ve sadakatsizliği, ihaneti kabul etmezdi… havası, suyu, taşı toprağı ses verirdi kendine seslenene çünkü “… bir başkadır benim memleketim…”

30 Temmuz 2016 Cumartesi

VAN GOGH’UN KULAĞI’NI GABRİELLE NEDEN YEDİ?

 Ünlü ressam Van Gogh da Vinci gibi sır dolu bir ressamdı. Kulağını neden kestiği ve kime verdiğiyle ilgili birçok iddia var. Bu iddialar arasında kulağının hiç tanımadığı bir fahişeye gittiği de söylenir. 
Ancak son dönemde çıkan bir haberde Van Gogh, kestiği kulağını bir fahişeye değil aşık olduğu genç kız Gabrielle’ya verdiği söyleniyor. Gabrielle köpek ısırması sonucu uyuz olmuştu. Tedavisini karşılamak için de birçok işte çalışmaya başladı. Bu işlerden birisi de garsonluktu. 
Van Gogh da (1889’da Theo’ya yazdığı mektuplara göre, Theo, Van Gogh’un kardeşidir ve sanat simsardır) bu kafenin müdavimleri arasındaydı. Gabrielle’yı burada görmüş ve ona aşık olmuştu. 
Bence: Öleceklerine emin olan Van Gogh, bir gün kulağını kesip sevdiğin kadın olan Gabrielle’ya verdi ve dedi ki, “Sevgilim ben öldükten sonra kuruttuğun kulağımı, sen ölmeden önce ezip, bir bardak suyla iç. Ben öldükten sonra hep senin ismini tekrarlayacağım. Benim sesimi duyunca yanıma gel aşkım.” 
Gabrielle’de ölmeden önce, kurumuş olan Van Gogh'un kulağını ezip, toz haline getirdi, bir bardak su ile içti. Böylece Van Gogh, “Gabrielle aşkım” diye bağırdığında, onu ölmüşler diyarında buldu. İki sevgili oradalar... Onların aşkı göz mesafesinden çok kulak mesafesiydi: konuşma ve anlama.  
Van Gogh, ayrıca bir gün resim yaptığı boyaları yemeye kalkışmıştı. Oysa “akıl hastası, nöbet geçiriyor” dedikleri bu adamın, aslında gerçekliği kavrayışı farklıydı. Zaman zaman hem kendini çizen hem de çizilen olarak düşünüyordu. 
Dolayısıyla kulağını kesip,  sevdiği kadına vermesi gerçekti, yemesini istemesi, ölüler diyarında onun ismini söylediğinde yanına gelmesini istemesi gerçek dışıydı ama aslında gerçek dışılık da gerçeğin içindeydi. Tıpkı yaptığı resimlerinin boyaları altındaki gerçekle gerçek dışılığın birbirine karıştığı sırlar gibi. Van Gogh’a bu yakışır.
(imaj:fotodali

15 TEMMUZ’DA KAYBOLAN ÜLKE

… 15 Temmuz’da bir ülke kaybettim ben, kayıtsızca benim dediğim bir ülkeydi bir vakitler ülkem,
olmamış olana sevinenler ve olana sevinenler, bir ülke kaybettim ben;
bazen, ülkemle ilgili düş kırıklıklarımı kendim uydurduğumu, dolayısıyla temelsiz olduğunu düşünürdüm ama artık değil, hepsi bir gerekçe kazandı 15 Temmuz’da,
ve anladım ki, televizyon ve internet başlarında asla öldüremediğimiz vakitler, bize ihanet etti. Bize ihanet eden boşa geçen zamanlarımızdı.
… orada, biraz uzakta, trajik bir tebessümle bize baktığını hissediyorum okunmayı bekleyen kitapların.
ve öfkeli aklın ve yalın bilincin, hislerden, sloganlardan, kör inançlardan, bağnaz bağımlılardan, ötekileştirmeden arınmış bir biçimde, gemileri yaktığımız 15 Temmuz’u, Anadolu Rönesans ve Reformuna çevirmesini, Anadolu’da bir Endülüs devrimi gerçekleşmesini bekliyorum, ülkemi belki böyle bulacağımı umuyor, inanıyorum. 
Hazır Mustafa Kemal Atatürk’e de yüzümüzü dönmüşken ve bu dönüş “Takiyye” oyarak nitelendirilmezken, bunu yapabilir miyiz?
(imaj:fotodali


İSTANBUL “SİYASAL İSLÂM”IN VATİKAN’I OLUR MU?



Türkiye’den üç devlet çıkmaz. Batılı bürokratlar ve siyasiler, kendilerini çağın getirdikleriyle dolu bir fıçının içinde sarhoş; başarılarını, Türkiye gibi sürekli kışkırtılan kendi iç sorunlarıyla ve dıştan başta terör olmak üzere farklı ve bel altı yöntemlerle boğuşan ülkelerin başarısızlıklarından kazanıyorlar. 
Eğer Batı’nın ve Amerika’nın bir başarısı varsa ve bugünkü medeniyetleri, gerçekten de kan üzerinden yeşermemişse, batılı bürokratlar ve siyasiler şunu iyi hesap etmeli: 
Türkiye yıkıldığında, bütün Ortadoğu, Afrika, Çin sınırına kadar Avrupa’nın üzerine çöker… İkincisi Anadolu’da “Ermenistan”, “Kürdistan” ve “dinler arası diyalog düşüncesiyle başkenti İstanbul olan, Vatikan vari bir Siyasal İslâm ülkesi” çıkmaz… Böyle bir şeylerle uğraşıyorlarsa ki, kesinlikle uğraşıyorlar, “Para yalan söylemez”; bilinçli, korkunç bir ekonomik daraltmanın ardından yaşanacak büyük kaos sonrası bugünkü modern Avrupa, çok kısa bir süre içinde, yeni bir ortaçağa dönüş yapar. Bunu bize geçmiş gösteriyor. 
Üçüncüsü ise batılı sağduyulu gazeteciler, aydınlar, bilim insanları kulağı kapanan batılı insanların, halkların kulaklarını açıp, namusluca bunu halka anlatmalılar; kendi bürokratları yanlış yapıyor ve siyasetçileri başta olmak üzere bir çok kesim, insanlığa karşı tarihi bir “kahpelik” içinde. Bu bölgede acı çekecek insanların çekeceği acının en az on mislini batılı toplumlar yaşayacak. Sanırım bundan batı toplumu, tek tek insanlar çok farkında değil. 
Demem o ki, Türkiye, batılı turist için kilim alınacak, kahve içilip, nargile tüttürülecek, birkaç fotoğraf çekildikten sonra da bırakılıp gidilecek, anılarda ara sıra yâd edilecek bir ülke değil. 
Bir de şu var: Türkiye ile oynamak dünyanın ayarıyla oynamaktır. Umarım aklıselim batılılar anlar… Türkiye Batı’yı değil de Batı Türkiye’yi kaybetmemeli. 
(imaj:fotodali

19 Temmuz 2016 Salı

KRAL İÇİN HOLOGRAM-HER ŞEY DÂHİL İŞGAL

Tom Hanks'in başrolünde oynadığı film de canlandırdığı adam Alan Clay dünyada yaşanan 2010 krizi sonrasında batmış hatta oldukça fazla borcu olan bununla birlikte yeni boşanmış birisidir. Hayatını düzene sokabilmek için eline bir fırsat geçer ve Suudi Arabistan'a doğru yola çıkar. Tüm macerası burada başlamış olur. Kral İçin Hologram -2016 yapımı bu film acaba gerçekten sadece Alan’ın macerasını mı anlatır? İşte benim gözümden KRAL İÇİN HOLOGRAM

Önce şunu söyleyeyim: 12 Mart muhtırasını veren Memduh Tağmaç bir konuşmasında 12 Mart’ın niçin yapıldığını anlatmak için “Toplumsal uyanış ekonomik gelişmeyi aştı, bunu durdurmak gerekir” der.

Ve o film: Alan Suudi Arabistan’a iş için sırtında bıldırcın yumurtası kadar bir urla gelmiştir. İşiyle ilgilenmeye başlar. Sırtındaki ur onu rahatsız eder. Geçmişe dönük ilginç halüsinasyonlar görür. Çölün ortasındaki işine giderken de hep servisi kaçırır ve dolayısıyla kendisine daha geldiği ilk gün bulduğu, altında eski bir Amerikan arabası olan, Amerika’da okumuş genç bir Suudi olan Yusuf, rehberlik-şoförlük yapar… Alan sırtındaki urdan rahatsız olmaya başlayınca hastaneye gider.  Başı örtülü Suud’lu doktor bir kadın muayene eder kendisini. Yusuf duruma şaşırır. Yusuf da bu arada evli bir kadınla ilişkidedir ve adamın kocası kendisini takip ettirmektedir. Şeriat kuralları geçerli olan ülkede bu durumlar çok tehlikelidir.  Sonradan öğreneceğiz ki, doktor kadın da kocasıyla sorun yaşamakta ve boşanma aşamasındadır. Suud’da erkek istemediği zaman kadın kolayca boşanamaz, öğreniriz. Alan, doktor kadınla doktor kadın da Alan ile yaklaşır.  Alan’ı sırtındaki kitle çok rahatsız edip halüsinasyonlara sebep olur. Sonunda zararsız, habis olmadığı anlaşılan kitle alınır. Alan ile Doktor kadın bir ara konuşurken Alan, bu ur yüzünden yönünü kaybettiğini de söylemiştir. Ancak Alan’ın yolunu bulacağını görürüz ilerleyen sahnelerde. Çünkü doktor kadın ile yakınlaşması ilerler, kadın onu deniz kenarındaki evine götürür. Burada birlikte olurlar. Bu arada Alan, çölde Suudi Kral’ının oluşturmaya çalıştığı bir buçuk iki milyonluk nüfus düşünülen şehir için düşünülen hologramlı haberleşme vb. işini Çinlilere kaybetmiştir.  Önemli değildir. Çünkü artık yönünü bulmuştur Alan, Suudi doktor kadınla kalacaktır. Zira doktor kadınla yaşayacaktır. Bu arada filmin bir yerinde Yusuf açması ve akrabalarının yanına gitmesi gerektiğini söyler. Çünkü birlikte olduğu kadının kocası beraberindeki adamlarıyla kapısına dayanmıştır. Alan’da Yusuf’un köyüne gidecektir Yusuf ile… Yolları Kabe’ye de düşer… Sonun da köye varırlar. Alan, burada gezerken bir köylüyle karşılaşır. Köylü ona CİA ajanı olup olmadığını söyler. Alan, şaka da olsa CİA ajanı olduğu karşılığını verir. Adam topuklar. Alan, gezintiden sonra Yusuf’un akrabalarının evine gelir. Buraya gelen bir başka isim de CİA ajanı olduğunu söyledi adamdır. Alan’ı görünce şok olur. Burada ne işi vardır. Sonuçta olay tatlıya bağlanır ve şaka olduğu üzerinde mutabık kalınır.
Yusuf, Alan’a …- CİA Ajanı şakası havaalanı güvenliğine bomba getirdiğini dair şaka yapmak gibi, der
Alan … - Aklımdaki örnek de buydu zaten, karşılığını verir.
Yusuf, Alan’a kurt avına gideceklerini söyler. Çünkü kurtlar koyunlara saldırmaktadır. Alan, meraklı ve heyecanlı bu ava gelmek istediğini söyler. Giderler. Burada ellerinde silah Suudlu Yusuf ile ABD’li Alan arasında geçen ilginç bir ve bu yazıya gerekçe olan şu diyalog geçer:
Yusuf : Koyunlar en son orada görülmüş (Uzaktaki çadırlara ve koyunlara bakarlar)
Alan (Tom Hanks)…
Yusuf: Hiç orduya katıldın mı
Alan: Hayır Babam katıldı
Yusuf: Nerdeydi
Alan: Kore’ye gönüllü gitti
Yusuf: Sen katılmak istemedin. Neden, iyi savaş yok mu?
Alan: Aynen öyle
Yusuf: İkinci dünya savaşına katılırdın.
Alan: Katılırdım pasifiktin uzak durmaya bakardım
Yusuf: Şimdi genç olsaydın
Alan: Yusuf, bu sorular nerden çıktı. Orduya mı katılmak istiyorsun?
Yusuf: Neden olmasın.
Alan: Hayır hayır sakın. Üniversiteye git, bitir ve kendine başka seçenekler sun.
Yusuf: Burada başka seçenekler yok Elan (Alan) biliyorsun.
Alan: Pekala o zaman git.
Yusuf: Burada kalıp bir şeyleri değiştirmeyi tercih ederim.
(Bu arada bir hareketlenme olur kurt geldiği sanılır Yusuf silahı doğrultur ancak kurt olmadığını görür)
Yusuf: Ahh, bir şey değilmiş sadece Koyunmuş.
(Yusuf Alan’a döner)
Yusuf: Hey Elan bizim için savaşır mıydın?
Alan: Sizin için mi, nasıl, kimsenin Suudi Arabistan’ı falan işgal edeceği yok.
Yusuf: Yo yo biliyorum, biliyorum da merak ediyorum. Bir şey değil de, merak ediyorum, kişilerden bahsediyorum.
Alan: Muhtemelen. Pek çok kişi özgür kalmak isteyenleri desteklemek için mücadele eder. Amerikalılar amaçlara bayılır.
Yusuf: Yani burada demokratik devrim başlatsam beni desteler misin?
Alan: Aaa, demek planın bu?
Yusuf: Hayır, hayır ben sadece sordum. Evet mi?
Alan: Elbette.
Yusuf: Nasıl?
Alan: Şey, bilemiyorum.
Yusuf: Birlik gönderir miydin?
Alan: Şahsen ben mi?
Yusuf: Hayır, hayır. Kastettiğimi anladım Amerika olarak.
Alan: Birlik göndermek mi, hayatta olmaz.
Yusuf: Hava desteği?
Alan: Olmaz, hayır.
Alan: Şok ve dehşet?
Alan: Buraya mı, asla?
Yusuf: Peki, şahsi olarak bizzat gelir beni destekler miydin?
Alan: Evet.
Yusuf: Hızlı oldu.
Alan: Bundan eminim.
Yusuf: Sen delisin.
(Sonra Yusuf Alan’ın yanından “Hemen dönerim” diyerek uzaklaşır)
(Kısa bir süre sonra Yusuf ve avanesi namaz kılarken, uzakta çadırın içinde bir kurt belirir. Alan, kurdu görür, gölge olan kurdu takip eder, silahının tetiğini indirir. Ancak, kurt koyunlara gitmez, geri döner, Alan da silahını indirir
Bu arada ikinci bir not: Amerikalı Alan(Hanks)’ı Hollanda yani bana göre Avrupa’yı temsil eden bir kadın taciz eder. Onunla yatmak ister ama Alan bu teklifi geri çevirir, onun tercihi Suudi doktor kadındır.
üçüncü bir not da: 12 Mart muhtırasını veren Memduh Tağmaç’ın bir konuşmasında 12 Mart’ın niçin yapıldığını anlatmak için “Toplumsal uyanış ekonomik gelişmeyi aştı, bunu durdurmak gerekir” dediğini hatırlatayım. 15 Temmuz ne Cumhurbaşkanı Erdoğan’a ne FTÖ terör örgütüne ve darbeye indirgenmeyecek, ne de sadece ABD’nin sorumlu tutulabileceği bir olaydır. Çok büyüktür. İşgal provasıdır.  Bu işgalin tamamlanma hareketleri sürecektir. Onun için ülkenize sahip çıkın, ayrıntılarla uğraşmayın, dikkatli olun. Hukuka, demokrasiye, cumhuriyeti ve ülkemizin değerlerine olan odağınızı kaybetmeyin, ümitsiz olmayın ama dikkatli olun, duygusallıktan sıyrılın, gerçekçi ve akılcı olun, duygusal, gerçekçi ve akılcı olmayan yöneticilere karşı…
(aliulurasba

17 Temmuz 2016 Pazar

15 Temmuz’un bende düşündürdükleri. DÜNYA KAOS PROVASI

1- Bu büyük olay hem senaryodur hem filmin ta kendisidir
2- Az bir askerle düzenlenen bu kalkışma FTÖ’e indirgenemeyecek kadar olağandışıdır.
3- Bu olağandışı olay dünya tarihinde bir ilktir ve ilginç bir denemedir, Türkiye için özel kurgulanmıştır, dolayıyla darbe mi terörsit saldırımı mı?dan öte çok daha derin kafa karıştırıcı durumları içerir
4- Asker halk sokağa çıktığı için çekilmedi, yapılmak istenen yapıldı
5- Yeni ve daha büyük organizasyonlar zadece ülkemiz için değil bölgedeki ülkeler için de yolda dikkatli olun
6- Bu sadece bölgenin değil dünyanın ve geleceğin yeniden şekillendirilmesidir
7- Bu olayları yapanlar sadece askeri değil en masum insanları bile terörize edebilir
8- Bu olayla Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin ve halkının gücü test edildi
9- Devlet ve halk başarılı olmadı, başarılı gibi gösteriliyor
10- Peygamber Ocağı, bu ifadeyi kullanarak askerliğin kutsandığı çatı olmaktan çıkarıldı, artık şehitler ölebilir ve vatan bölünebilir, hatta daha fazlası olabilir, çünkü her şey terörize edilebilir, kardeş katli Kabil’e kadar gider
11- Bu olayların dini ve siyasi boyutları çok derindir, sadece Altın Nesil, Deccal-Mehdi, Son İmam vb. argümanlar ve beklentiler açısından hiçbir şey komplo teorisi değildir
12- Bu olayın çok derinlikli simgesel boyutları vardır, en başta TBMM’nin yani Kurtuluş Savaşı’nı yöneten Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin bombalanması, nedir bu derseniz: SADECE TÜRK HALKI DEĞİL HALKLAR YOKTUR, bombalayan uçaklar, o uçakları komuta edenler ve onları komuta edenler vardır, anlamı taşır bu da
13-  Bu korkunç olaylarla ilgili senaryo yazılırken film de çekilmektedir aşağı yukarı ikisi eş zamanlı yürümektedir, o yüzden halkların aldığı soluklar bile önemlidir bırakın sosyal medya paylaşımlarını ve insanların birbirine karşı saldırılarını
14- İyi bir ülke, iyi bir dünya romantizmine kapılanların da ülkelerini savunmak için çabalayanlar da, yani taraf olanlar da bu senaryo ve filmin bir parçasıdır, onlar istemese bile bu böyledir
15- Oyundan çıkan öldürülür, oyunda kalanın da kazanmasına izin verilmez
….
16- Daha bir çok şey söylenebilir ama yapılmak istenen çıldırmış, ruhen terörize olmuş bazı insanların ele geçirdikleri insanlar aracılığıyla dünyanın kaos ortamına sürüklenmesidir. Bu din adına yapılmaktadır. Çünkü artık Hristiyanlıkta da, Musevilikte de, Müslümanlıkta da, bunların içindeki diğer gruplanmalarda da ve diğer felsefi inanış biçimlerinde de dünyanın sonu gelmiştir, büyük kaos amacıyla Mehdi’yi oynamak için ruhunu İblis’e satmış bazı insanlar kendi savaşlarında dünya halklarını kullanmaya başlamışlardır. İnsanlar daha çok dine yönelecelerdir… Salaların okunmasının en önemli sebebi budur. Çünkü insanın kavga ettiği, birbirini barbarca öldürdüğü Allah’tan başka sığınacağı ve yardım dileyeceği başka bir varlık olmayacaktır. Çok büyük olaylar yaşanacaktır. Demem o ki, saflaşırken, tepki gösterirken, insanlık adına insan için öz savunmanızı yaparken ütopik iyilik, güzellik, doğruluk, dürüstlük, adalet vb. argumanları hangi amaçlarla kullandığınıza dikkat edin, etrafınızda azıcık da olsa sevdiğiniz, inandığınız, güvendiğiniz… insanları kırmamaya özen gösterin. Önümüzdeki dönemde içinde azıcık insanlık kalmış bir insana bile ihtiyacınız olabilir. Hazırlık yapın. Bir çanta hazırlayın. Çantanıza acil ihtiyaçlarınızı koyun (pilli ışık, gıda vb.). kendiniz ve aileniz için güvenli yerleri tespit edin. Gaz maskesi edinin. En basitinden ilk yardım ile ilgili bir şeyler öğrenin ve KORKMAYIN, SOĞUKKANLI OLUN, CESUR OLUN, İYİ, GÜZEL, ADALET, DEMOKRASİ vb. KAZANACAK, zahmetsiz rahmet, kurbansız iyilik, güzellik, adalet... olmaz, olmamıştır
… orta ve uzun vadede hiçbir şey bitmedi, yeni başlıyor,
DÜNYA, YIKILIP YENİDEN KURULACAK, İNSANLIK YENİDEN SÜRGÜN VERECEK! BU DA TÜRKİYE-dinlerin, dillerin, ırkların vb. mekanı toprak değil, kan denizi üzerinde kurulu olan ANADOLU ÜZERİNDEN GERÇEKLEŞECEK.
… bu pasif gerçek prova ile ilgili yazacak çok şey var (uzun süre önce yazdığım GÜL KAN VE ŞEYTAN romanımda bunlardan kısmen bahsetmiştim) ama yazmak ve okumak çıkan yangını söndürmeyecek, sevgilerimle.

 Bir son not: İHANET TOPTAN İNSANLIĞADIR!