24 Mart 2025 Pazartesi

BAŞKA SESLER


               

                          

İnsanın kaderindeki saçmalık tek başına gelip tek başına gitmesi ama o yaşam aralığında hep bir ses ihtiyaç duymasıdır.
Kendi sesimiz hiçbir zaman bize yetmez.
Bize kendi sesimizi hatırlatacak başka seslere ihtiyacımız vardır.
Bize nefes alıp verdiğimizi duyuracak başka nefeslere ihtiyacımız vardır.
Cesurca, bir kahraman gibi tek başımıza geldik ve aynı kararlılıkta tek başımıza gideceğiz şu yaşlı dünyadan.
Yaşamak öyle mi?
Bir orman gibi yaşamak.
Bir ilaç alır gibi her sabah kalabalığa karışmak.
Bir tedavi biçimi gibi etkileşimlerde bulunmak.
Yaşam bir kalabalıklar hikâyesidir.
Kalabalık bir öyküdür hayat.
Her bir soluk alış ötekine nefes vermektir.
Her söylenene kulak verilmesi gerektiğini söyleyen bir yasa yok.
Tanrı var olmasaydı insan onu yaratmak zorunda kalırdı.
Zaman zaman bir çuval inciri berbat ederiz.
Yaşam yine de gülümser.
Kalabalıklar yine de bizi içine kabul eder.
Bulutların yağmuru gezdirip dolaştırdığı gibi kalabalıklar; kalabalıklar, kalabalıklar.
Neyin mümkün olduğuna biz karar veririz.
Aslına bakarsanız insan olarak harika işler çıkarıyoruz.
Tek başına geliyoruz dünyaya.
Tek başına gidiyoruz.
O kısa aralıkta sadece doğal sebeplerle yaşamıyoruz. Kendi kaderimizi de üretiyoruz.
Yaşamak Tanrı ile düello yapmak gibi.
Yaşamak için müsaade istemiyoruz.
Yaşanmamış anlar her zaman masumiyetini yitirmemiş anlardır.
Kalabalıklar kendiliğinden akan köy çeşmeleri gibi de olsa olmayan bir şeyin kaybedilmeyeceğine dair bize inanılması güç ama coşku ve motivasyon veren gösteriler sunar.
Tıpkı delilerin inandığı gibi inanırız kendimize.
Krallığımızın öteki başkentidir kalabalıklar.
Kalabalıklar rüşt yaşımızdır.
Bize kendimizi unutturmaz.
Bize kendi sesimizi hatırlatacak başka seslere ihtiyacımızı fısıldar durur.
(aliulurasba
imaj: au



23 Mart 2025 Pazar

VİKTOR HUGO SEN LANETLİ BİR SAHTEKÂRSIN



İnsanlar patlayan sabun köpüğünün gölgesinden ibaret.

Şu dünya.

Şu kavgalar.

Kendi bencilliğinin içinde amip gibi yüzüyor bazı insanlar.

Korku mu?

Hemen herkes kendinden korktuğunu gizlemek için delilik uyduruyor kendisine, çekildiği o kuytuda.

Pehhh.

Allah seni bildiği gibi yapsın Viktor Hugo.

Allah...

seni...

bildiği...

gibi...

yapsın...

Birazcık utanman varsa bu çağda gelirdin dünyaya.

Birazcık utanmak varsa Türk vatandaşı olurdun.

Seni lanetli domuz.

Yazdığı romanlar yazarların kaderidir.

Eline kalem alınca dünyanın sefaletini yazacağını sanmıştın.

Yalancı.

Sığırcık kafalı.

İçinde bir parça insanlık kalmış olsaydı bu çağda Türkiye'de dünyaya gelirdin.

Palavracı.

Pirinç lapası.

Tanrı'nın yalnızlık acısının gerçeği yumuşatmak için uydurduğu bir hikâyedir insan Viktor.

Seni zorba pislik.

Eveeeeet. Havlayan bir karanlık var dışarda.

Bir aslan miyav diyecek.

Minik fare kükreyecek Viktooooor.

Fareden korkacak kedi,peri pııııııır uçuverecek.

Seni hınzır.

Yaralı hayatlar.

İnsanlar kendi kıyılarına çekiliyorlar.

Her çekilen el ayak kendine iyi yalnızlık hikâyesi uyduruyor bir sızlanması gibi.

Ah Tanrım.

Düşünmeye müsaade edilen şeyleri düşünüyorsunuz.

Hissetmeye müsaade edilen şeyleri hissediyorsunuz.

"Sefiller" diye bağırdı. "Sefiller.

Daha ne kadar yıkılmış krallığınızın işgal edilmiş ülkesini yaşamak olarak adlandıracaksınız?

Daha ne kada;, ne kadar?

"İyi kadınları sevin artık, çocuksu bir hevesle" dedi sonra.

Sonra,

"Yoldayım meleğim "diye bir şiire durdu.

Sanki bir ortaçağ büyücüsünü uyandırıyordu tarih ötesi çağlardan.

Sefaletiniz bitmeyecek çünkü artık yaşamayı öğendiniz; göz yaşlarınızın izine basmayı da öğrendiniz.

Öyle ya Viktor Hugo kılığına girer bazı diktatörler, insanları kalem gibi kullanır.

Kalem sürekli tıraş kalemini arzular. Bu konuda cömerttir kalemi tutan el Viktor!

(aliulurasba
(viralimaj: au

21 Mart 2025 Cuma

HEPİMİZ NEDEN BİR CHARLİE CHAPLİN DEĞİLİZ DİKTATÖRLER KARŞISINDA


Haksızlık bir yarık gibi derinleşiyordu.

"Kesin şunu!" diye bağırdı kaptan.

Silahını çekti.

Dan!

Güvertede kavgaya karışan insanlar silah sesinin ardından donakaldılar.

Kaptan bağırdı: "Kim başlattı bunu?"

Yıldızların görünmez iplerle oynattığı bir kukla mı insan?

Siyaset denen şey düzmeceden ibarettir.

İnsan aslında sadece umurunda olmayan şeyleri kontrol altına almaya çalışır.

Hangi siyasetçi çocukken çiğnediği karınca için cenaze töreni düzenlemiştir?

Gemiyi hayaletler basmış.

Bizi denizimizden, güneşimizden, çocukluğumuzdan, hatıralarımızdan, belleğimizden, aşkımızdan koparmaya çalışıyorlar.

Onu sevmeyeceksin!

Neden?

Hayatımız sessiz sinemanın hızlı, sarsak adımlarını aceleyle takip eden bir hayat değil.

Hepimiz neden bir Charlie Chaplin değiliz diktatörler karşısında?

Neden gülerek gitmiyoruz ölüme?

Derler ki bir adım atmakta yeterliysen, seni heyecanlandıran hareketsizlikte en iyi olmandan daha iyidir.

Kendine bir tehdittir eylemsiz insan.

Mantık kül kedisi gibi kalır diktatör masallarında.

Ancak öldükten sonra ihtiyatlı olabilir diktatöre inananlar.

Diktatör retoriği tüberküloz.

"O karanlık odalardan çık artık anne!" diye söyleniyordu Hayat Hanım, "tüberkülozuna iyi gelecek".

"Tamam." Gönülsüzce onaylıyordu o belirsiz özne ama aslında o erotik bir tembellikti, kendine tapan.

Oysa sokaklar her zaman geminin bir parçası olmuştur!

Sokaklar güvertesidir geminin!

Hayat sokakta...

"Kesin şunu!" diye bağırdı kaptan.

Silahını çekti.

Dan!

O tusinamiye hiç yakalanmamış gözler şimdi çaya katılmış süt gibi görünüyordu.


(aliulurasba
(imaj:au

20 Mart 2025 Perşembe

UZUN SÜRMÜŞ BİR GÜNÜN AKŞAMINDA

                                   

Bilge Karasu'nun bir romanı Uzun Sürmüş Bir Günün Akşamı. Roman gün içinde yaşananların akşamki muhasebesini tutar; psikolojik bir gerilimin satırlara yansır.

Aslına bakarsanız kısa günlerin, yani kış aylarının günlerini yaşıyoruz. Ancak öyle uzun sürüyor ki günler, insan ne düşüneceğini, nasıl davranacağını bilemiyor.

Karanlık çöktükçe çöküyor.

Ortaçağ olsa anlarım ancak ortaçağda da değiliz.

Rezil bir yanı var günlerin. Neleri çağrıştırmıyor ki. Söyleyecek çok şey olup da susmak veya sadece gerekçesiz olarak susmak tatmin edici bir psikolojik durum değil.

"Çözüme odaklanayım!" diyorsun ancak bir çözüm de görünmüyor.

Hem neyin çözümü?

Neyin çözümü mü?

Sahiden de öyle, neyi çözeceğiz de bir türlü işin içinden çıkamıyoruz? Enflasyonu mu, hayat pahalılığını mı, zor şartlardaki yaşamları refaha kavuşturmak, ülkeyi düzlüğe çıkarmak, taze bir sabaha uyanmak mı?

Hemen herkesin hakim ve savcı olduğu bir ülkede insanlar uzatmalı bir intihar yaşıyormuş gibi değil mi?

Herkesin bir formülü var ülkeyi kurtarmak için ama hiçbiri diğerini kabul etmiyor.

Herkes cennet vadediyor cehenneme odun taşırken.

Çözüm?

Neyin çözümü?

Sorun ekonomik değil sorun temelde bir ahlak sorunu ise bu gerçeğe kör olmak çözümün ta kendisi, bir çok insan için.

Sanki hiç gün doğmuyormuş gibi ama nasıl oluyor da upuzun bir gün yaşıyoruz?

Nasıl oluyor da herkesin bir çözümü ve herkesin cennet vaadi oluyor da cehennemde yaşıyouz.

Bir öteki dünya pratiği mi yoksa yaşadıklarımız.

Velhasıl durum hiç iç açıcı değil. 

Söylenecek çok söz var ama hiçbir şey söylemek de insanın içinden gelmiyor. 

Söylemek kâr etmiyor. Tıpkı eylenenin bir faydası dokunmadığı gibi.

Nasıl olur da kocamın bir ülke yılanın deri değiştirmesinden çok bir akrebin kendini zehirlemesi pratiğine soyunur, anlamak mümkün değil?

Uzun günler...

Uzun geceler...

Olmayan sabahlar...







 




13 Mart 2025 Perşembe

EZOTERİK ÜÇKÂĞITÇILAR VE TRAVMA EKONOMİSİ


İnsanların travmalarından, psikolojik sorunlarından, ruhsal bunalımlarından para kazanmak nasıl bu kadar kolay olabilir, ya da olabilir mi?

Arayış adı altında kayboluş…

Çakra açma adı altında gözü açıklık…

Kuantum terapisi adı altında üç kâğıt…

Muska yazdırma…

Şeytan çıkarma…

Daha bir sürü kendisine cazip ve sempatik isimler bulan uygulama, satış, pazarlama  yöntemi…

Bunlar farklı ifade biçimleriyle dolandırıcılık yöntemi mi?

Ece Gürel'in yaşamını yitirmesi dikkatleri bu alana çekti. Mercek altına alınan neydi?

Son zamanlarda spiritüel uygulamalar haylı popüler.

BEYAZ YAKALI TUZAĞI

Özellikle kazancı iyi olan beyaz yakalılar yani eğitimliler bunu tercih ediyor. Kendileri arasında da bu durum bir prestij aracı.

Son yıllarda spiritüel uygulamalara olan ilgi gözle görülür şekilde artmasının altında da bu durum var.

İnsanlar, çığlık terapisi, kuantum terapisi, aha alt gelir grubunda şeytan çıkarma, aile dizimi gibi bilimsel temele dayanmayan yöntemleri, psikolojik sorunlarına çare, ruhsal bunalımları karşısında bir tedavi yöntemi olarak görebiliyor. 

Bu tür uygulamalar, birçok kişiye cazip gelebiliyor. Bunun altında eğitimli ve internet kullanan kesimin büyük etkisi var. Yanı sıra bu tür uygulamalar hızlı ve kökten bir dönüşüm vaat ediyor. Risk ise onlara göre sıfır.

Oysa kazın ayağı öyle değil.

SON 10 YILDIR SAYI ARTIYOR

Özellikle son 10 yılda spiritüel eğilimler ve uygulamalar artarak çeşitlendi. Kimileri hem psikologa gidiyor terapi için hem de bu tür bilimsel olmayan yöntemlere başvuruyor. İnsanlar bunların faydalı olduğunu zannediyor ama aslında onları daha ok bunalıma sürüklüyor. Depresif duyguları artırıyor. Psikopatoloji bilmeyen insanlarla yapılan herhangi bir tedavi yöntemi geri tepebiliyor.

Uzmanlara göre spiritüel uygulamaların riskleri şöyle sıralanıyor:

Psikolojik Travmaları Derinleştirme Riski

Bu alandaki bütün uygulamalar, geçmiş travmalarınıza kontrolsüz bir şekilde temas etmesine neden olabilir. Bu olağanüstü durum, kişinin psikolojik dayanıklılığına zarar verebilir Bastırılmış anıları kontrolsüz bir şekilde açığa çıkar. Daha büyük bir kriz ve travma üretebilir. Bilimsel olarak geçerliliği kanıtlanmış psikoterapi yöntemleri ise kişinin geçmişine kontrollü ve yapılandırılmış bir şekilde yaklaşarak iyileşme sürecini güvenli bir çerçevede ele alır.

Sahte Umut ve Yanıltıcı İddialar

Bu kendinden menkul yöntemler, "hızlı dönüşüm" veya "enerjisel blokajları açma" gibi bilimsel açıdan temelsiz iddialarla ortaya çıkar. Ancak psikolojik iyileşme süreci genellikle zaman, emek ve bilinçli bir çaba gerektiren bir olgudur. Gerçekçi olmayan beklentiler yaratmak, kişilerin psikolojik desteğe olan inancını zedeleyebilir ve uzun vadede çaresizlik hissini yükselterek insanı kendisine hapsedebilir.

Psikiyatrik Rahatsızlıkların Tedavisinin Gecikmesi

Depresyon, anksiyete, travma sonrası stres bozukluğu gibi klinik rahatsızlıklar, uzman psikologlar ve psikiyatristler tarafından ele alınması gereken hallerdir. Ancak bazı bireyler, bilimsel tedavi yöntemlerinden kaçınarak alternatif uygulamalara yönelir, bu tedavinin gecikmesinin, hatta daha karmaşık hale gelmesinin nedenidir. Özellikle majör depresyon veya psikotik bozukluklar gibi ciddi durumlarda, bu gecikmeler hayati riskler ortaya çıkarabilir.

Uzmanlık Alanı Dışında Çalışan Kişilerin Yol Açtığı Tehlikeler

Spiritüel uygulamaların çoğu herhangi bir mesleki etik kurala tabi olmayan kişiler tarafından yapılmaktadır. Resmi bir eğitim sürecinden geçmemiş, psikopatoloji bilgisi olmayan kişilerin yönlendirmeleri sonucunda, bireyler yanlış inançlar geliştirebilir veya zarar görme ihtimali yüksektir. Ruh sağlığı alanında hizmet veren kişilerin, etik ve mesleki standartlara uygun şekilde çalışması hayati önem taşır.

ÇALINAN DİKKAT VE ÇALINAN PSİKOLOJİK İYİLİK HALİ

Peki, Nelere Dikkat Edilmeli?

-         Bilimsel Temeli Olmayan Yöntemlerden uzan durun

-         Terapistin veya Uygulayıcının Eğitimine ve Yetkinliğine Dikkat Edin

-         Hızlı ve Mucizevi Çözümlere Şüpheyle Yaklaşın

-         Kendinizi ve Ruh Sağlığınızı Önceliklendirin

Ruh sağlığınız sizin kadar değerlidir ve yanlış yönlendirmelerin kurbanı olmayın.

foto: au

 

5 Mart 2025 Çarşamba

AŞIRI NİYET KÖRLEŞMESİ: YAŞAM BİZDEN NE BEKLİYOR


Biz birçok şey bekleyebiliriz, hatta beklentilerimiz sınırsızdır; bizim yaşamdan beklediğimizden çok yaşamın bizden ne beklediğidir anlamlı, önemli, değerli ve kazanılması gerekli olan.

Yaşam konuşma, ibadet veya meditasyon mu?

Doğru eylem, doğru yaşam bize neyi ifade ediyor?

Aşırı niyet aşırı kefareti mi getirir?

Aşırılık her zaman iyi olmamakla özdeşleştirilir. İyi olmamanın sınırı deliliğe kadar uzanır. Aşırılığın son derece zengin, derinlikli, karanlık ve coşku verici nitelikleri arasında kendini ortadan kaldırmaya kadar gidiş de vardır.

Aşırı sevmek…

Aşırı çalışmak… 

Aşırı yemek…

Aşırı diyet…

Aşırı sürat…

Aşırı her zaman normal, olağandışı, standartlara uymayan, normatif bir çerçeve içinde bulunmayan, genel kabul gören yapıda yer almayandır. Dolayısıyla bir olağanüstülüğü temsil eder aşırı.

Aşırı niyet körleşmesi ne demektir?

Viktor Frankl'ın 1946 yılında yayınladığı, İnsanın Anlam Arayışı kitabında, II. Dünya Savaşı sırasında Nazi toplama kamplarında tutuklu olarak geçirdiği deneyimleri anlatır. Burada aşırı niyetten bahseder. Aklınızdaki meseleye, dert ettiğiniz konuya aşırı dikkat vermek aşırı bir niyettir. Aşırı dikkat verdiğinizde yaptıklarımız istediğimizin tam tersine yol açabilir. Bu durumda ne dikkatinizi ne duygularınızı ne de davranışlarınızı kontrol edebiliyoruz. Ortaya çıkan sonuç, başta istediğinizin tam tersidir.

Bazen durumu kötüleştiren çaba göstermemek değil; fazla çaba göstermektir.

Bazen yaşarken şöyle geriye yaslanmak gerekir.

Bildiğimiz çözümlere odaklanmayı bir kenara bırakarak sadece gözlemlemek…

Gözlemlemek ve aşırı bir gayret içinde olmadan devam etmek…

Bu psikolojik sağlamlığın yapı taşlarındandır.

Dolayısıyla bir madenci gibi bir zenginliğe kavuşma ümidiyle yaşamı kazmanın, kazmanın ve kazmanın anlamı nedir? Elbette şu da bir gerçek kefaretler niyetlere bağlıdır.

(imaj:au