15 Temmuz darbe girişi
sonrası Amerikan Ulusal Basketbol Ligi NBA’de forma giyen
basketbolcu Enes Kanter, FETÖ başı Fethullah Gülen’e canını feda edeceğini söylemişti.
Amerika’daki Enes bunları söylerken, sosyal medyada FETÖ’nün tetikçiliğine de
soyunmuştu.
İstanbul Medeniyet Üniversitesi’nde Öğretim Görevlisi
olan baba Mehmet Kanter, 15 Temmuz sonrası hakkında soruşturma açılmıştı.
Baba yaptığı son açıklamada oğlunun FETÖ tarafından hipnotize
edildiğini söyledi. Mehmet Kanter, kaleme aldığı mektupla oğlunu evlatlıktan
reddettiğini de açıkladı. Aile ortak bir mektup kaleme alarak, özetle “Kendisinin FETÖ terör örgütü tarafından
hipnotize olduğunu ve kullanıldığını düşünüyoruz. İnsanlar yanlışlıklar
yapabilir. Yanlıştan dönmenin erdem olduğunu defalarca söyledik ancak ikna
edemedik. Ben babası ve bütün Kanter aileleri olarak FETÖ terör örgütü
tarafından yapılan çirkin darbeyi kınıyor ve lanetliyoruz. Enes’i başta ben
babası ve Kanter aileleri evlatlıktan reddediyoruz. Bir an önce soy ismini
değiştirmesini istiyoruz. Başta Cumhurbaşkanımız ve Türk halkından böyle bir
çocuğum olduğu için utanç duyarak özür diliyorum” denildi.
Enes Kanter’de bir açıkla
yaptı. “Yaz Tarih! Ey kâinat duy sesimi” diye başlayan mektubu-açıklaması bana
göre son derece ilginç ayrıntılar içeriyor. Bu açıklama Enes Kanter tarafından
yazılmamıştı. Ya da bazı önemli ayrıntılar bazıları tarafından bu metne
iliştirilmiştir. Bu metni oluşturamayacağından değil, hitap biçimi, seçtiği
kelimeler, yazının kompozisyon olarak akışı, kelimelerin seçilmişliği, daha da
önemlisi bir iki çok önemli detayın yazının içine gizlenmiş olması ve daha bir
sürü ayrıntı.
Zaman zaman duygusal ögeler
içeren ama bazı satırları çok ustaca kaleme alınmış bu metni sadece üslup
bakımından değil ifade biçimi, giriş, gelişme ve sonuçları itibariyle de analiz
etmeye çalıştım; bir bilinçaltını çıkarmak için.
BİR
Öncelikle “Yaz tarih” ve “Ey
Kâinat duy sesimi” ifadesi bir haksızlığa uğramış bir mazlumun ifadelerine
benzese de tarihe ve kâinata karşı, dolayısıyla geçmiş ve gelecek zamana karşı
küstahça bir başkaldırı var. “Yaz tarih” öfkeli bir emir cümlesi olarak
kurulmuş. Üstelik üstten bakan, kibirli bir emir cümlesidir. “Yaz kâtip”, “Yaz
kızım” veya “Yaz oğlum” ifadelerinde olduğu gibi bir emir cümlesi değil.
Doğrudan geçmişe ve geçmişten bugüne ve geleceğe küstahça bir gönderme: “Bizim
gibi insanlar ne geçmişte anlaşılabildi ne bugün ne de gelecekte
anlaşılabilecek ama sen yine de yazacaksın, emrediyorum, çünkü hâkim olan
benim, hâkim olacak olan da benim. Bunu göreceksin; ben zamana hükmediyorum…” deniliyor.
“Ey kâinat duy sesimi”
ifadesi ise yine bir emir cümlesidir ama aslında fethedilmiş bir mekân veya
mekânsızlığın mekânı ile kâinatın yaratıcısına yani doğrudan Allah’a hitap bir vardır
ve ilk emir cümlesine nazaran daha geridedir. Ancak küstah ve hileli bir hitaptır.
Zira kâinatı yaratan (zamanı ve mekânı da) Allah’tır. “Ey Allah’ım duy sesimi” yakarışı
yerine “Ey kâinat duy sesimi” bir yakınmayla birlikte, Allah’ın karşısında bile
güya kendi davasının ne kadar güçlü olduğunu göstermeye çalışmaktadır. Dolayısıyla
bu cümlede, doğrudan Allah’ın içindeki durumu bilmediğinden yakınmaktan çok,
yakınmasının neden duyulmadığına, muhatap alınmadığına, bir işaret
gönderilmediğine ilişkin bir hitap durum vardır ve şöyledir: “Ey Allah, sesimi
neden duymuyorsun? Bizi -kesinlikle bizi,
yani FETÖ’yü- neden görmüyor, ona-bize
yardım etmiyorsun? Sen Allah değil misin? Biz senin davanın hicret ehli
cihatçıları değil miyiz?”
Çünkü alt satırlarda (biz
senin aracın Peygamberin(!) olan insan için-Fethulah
Gülen, her şeyi feda ediyoruz, bak ben evlatlıktan reddedildim, buna rağmen
onunlayım - Fetullah Gülen’leyim. Sen
Allah’sın, sesimizi şimdi duymayacaksın da ne zaman duyacaksın.) Bu çerçevede “Ey
kâinat duy sesimi” ifadesindeki gizli bir özne gibi kullanılan Allah’a öfke
kusmak ile “Ey Allah’ın duy sesimi” yakarışı arasındaki fark sanırım kolayca anlaşılabilir.
İKİ
Yukarıdaki iki cümleden
sonra gelen paragraf kayıplarıyla ilgilidir. Geçmiş 24 yıla özellikle vurgu
yapılıyor. Çünkü 24 yıl kısa bir süre değildir. O güne değin her şey normaldir.
Ancak sonra her şey değişmiştir. Kökleri onu reddetmiştir. Bu paragraftaki
cümlelerin sonlarındaki son ve sondan bir önceki kelimeler “kaybettim”, “istedi”,
“reddetti”, “yok sayıyor”, “istemiyor” ifadeleri, sadece duygusallık içermiyor.
Bir kibrin öfkesini de barındırıyor. Buradaki “…bugün 24 senedir…” vurgusu da bunun
göstergesidir. “… Beni doğuran anne beni reddetti…” cümlesinde iki kez “beni” ifadesinin
geçmesi “Bu nasıl olur?” anlamından çok, “Bu olamaz, korkunç bir gerçek-bir
yüzleşme” anlamına gelir. Burada da birçok şey söylenebilir ama çok uzatmak
istemem. Bu paragrafta önemsediğim en çarpıcı ifade “Beni doğuran anne beni
reddetti” ifadesidir. Yani “ağaç meyvesini nasıl dalından atabilir, beni nasıl
kapı dışarı edebilir, ben onun bir parçasıyım, üstelik insanım, bir hayvan
değilim, bir geçmişim, bir köküm olmalı, ama yok. Beni doğuran annem bile beni
reddetti. Hani Cennet ayaklarının altında olan kadın… beni reddetti, artık beni
doğurmamış gibi ben de doğmamış gibiyim…” diyor. Ki, bu “Yaz tarih”, “Ey kâinat
duy sesimi” ifadesine de doğrudan bir göndermedir. Zira alttaki paragraf artık
bir kökünün olmamasına derin bir üzüntüden çok, “dava” insanı olmasını kimsenin
anlamadığına öfkeleniyor. “Allah’a sığınma yerine başka kişilere sığınma ortaya
çıkıyor… Diğer cümleleri incelemiyorum, uzatmamak için…
ÜÇ
Anne kendisini yok saydıktan
sonra kim vefalı ve fedakâr olabilir, kim ona gözyaşı dökmüştür o büyürken.
Yani artık anne onu reddettiği için o da anneyi reddetmiştir, anne zaten
hayatında yoktur ki, (kendini ikna, bastırma). “Elbette beni siz
büyütmemiştiniz, dolayısıyla beni sahiplenmeniz de mümkün değildi” demek ister
ve aslında açıklamasındaki, “Vefalı, fedakâr insanların
gözyaşları ile büyüttüğü bu hizmet için bir Enes değil bin Enes feda olsun. Hocaefendi
yolunda anam, babam, kardeşlerim, tüm sülalem feda olsun. Bu dava uğrunda bir
değil saçlarım adedince başım olsa yine veririm feda olsun. Rabbim benim
ömrümden alsın her saniyesini yiğit hocama versin. Hizmet yolunda (Allah veya
İslâm değil) cennetim feda olsun, cehennemlere güler geçerim. Canım hocamın
sevgisi ana, baba, kardeş bütün sevgilerin üzerindedir” ifadeleri doğrudan
sahabenin Peygamber efendimize hitabı gibidir. Oysa ne sahabedir ne de birlikte
olduğu, yolundan gittiği, yan yana durduğu insan, yani Fethullah Gülen
peygamberdir. Hepsi müphem bir “hizmet” yolunun yolcularıdır, hatta terörist
faaliyet içindedirler… Burada da birçok simgesel veri vardır analiz
edilebilecek ancak en çarpıcı olanı “Cennetin feda edilmesi”, “Cehennem’e razı
olunması”dır ki, bu bir meydan okumaktan çok, aslında bir ifşaattır. Neyin
ifşaatıdır? Köksüzleşme tamam, “Beni herkes reddedebilir, ben tek başıma
olabilirim ama aslında acizim. Cennetimi bile feda edebilirim, Cehennem’e
gülebilirim, yani bu dünyadan geçebilirim ama ya öbür dünya…” Bu konudaki
tereddüt bir meydan okuma gibi gelebilir bize oysa metnin alt okuması
yapıldığında derin bir çaresizlik sezilmektedir. Bu bir yakalanmışlığın
ifadesidir. Zira “Canım hocamın sevgisi” derken hocasının ona sevgisi mi onun
hocasına sevgisi mi belirsizdir. Oysa feda ettikleri belirlidir. Ne için feda
edildikleri de bellidir. Feda edilenler feda edilene değecek midir?.. Çünkü “hoca”-Fetullah
Gülen sadece “yiğittir”. Ya iman, ya itikat ve diğer her şey?.. Uzatmayayım.
DÖRT-14 AĞUSTOS İÇİN ŞİFRE “PAKRUDİN”
Mİ?
En önemli cümle:
“Biz bu hizmeti sokakta bulmadık ki birkaç pakrudin dönme* yüzünden bırakalım.”
Bu cümle sadece hükümete yönelik olamaz. Yani Enes Kanter için olamaz. Çünkü
esas mücadeleyi yapan “lideridir(!)”. Onun söylemesi daha anlamlı olmalı, en
azından, bedduasında yaptığı gibi.
FETÖ
‘nün başındaki isim Fethullah Gülen’in** bir duasında gündeme gelen bu kelime
ile ilgili araştırmanızı google de yapabilirsiniz. Burada şunu söylemek
istiyorum; yazıyı bir bütün olarak deşifre etmeye, ayı metni, bir anlamda yazanın
ve yazının bilinçaltını okumaya çalıştım. Bilinçaltını okuyabildim mi bilmiyorum
ama 14 AĞUSTOS tarihi ile ilgili FETÖ örgütünün tehditlerinin bununla bir
bağlantısı olabilir! Bu iç savaş anlamına gelir. Gezi olayları ile 15 Temmuz’da
sokağa çıkan insanlar arasında özellikle internet ortamında yapılan kıyaslamalara
bakın derim… Dolayısıyla bu aynı zamanda Türkiye’nin dış müdahaleye açılması
anlamına gelir ve daha birçok anlama gelir. Yani Ermenilere veya Ermenilerin
kutsal mekânlarına karşı İstanbul’da veya şurada burada bir saldırı olması…
Onun için de dikkat çekmek istedim. Çünkü bu ifadenin altında “Anam babam sana
feda olsun, hizmet yolunda feda olsun bu dava uğrunda feda olsun” ifadesi yer
almaktadır. Biraz komplocu bir yan varmış gibi ancak evet; ancak… ifademi
koyuyorum...
Çünkü, “pakrudin dönme”
ifadesinden sonraki ikinci cümle bir NBA oyuncusu tarafından şöyle kurulmuştur “…kimsenin
zerre şüphesi olmasın. Allah (cc) sahabi ruhunu yeniden dirilten…” Bu cümle “Cihat’ı
işaret eder ki, daha önce bu tür söylemler çıkmıştı. Yani Peygamber efendimizin
sahabesi aynı zamanda cihatçıdır. Aynı cümle “… bu garip davanın (müphem dava)
garip yolcularına (yolcuları belli ve garip değil, gariban vatandaşlar ayrı)
sahip çıkacaktır, şahlandıracaktır” diye biter. Ardından ise tabana mesaj
olarak “Dayanın ağabeylerim dayanın ablalarım dayanın kardeşlerim. Sıkın
dişinizi. İmtihanı kaybetmeyelim. Kazanma kuşağında kaybedenlerden olmayalım…”
ifadeleri gelir. Neden “Pakrudin-dönme” kelimesi oraya yerleştirilmiştir? Yani
eğer dava “İslâm” davasıyla ki metinde “İslâm”, “Müslümanlık” ile ilgili hiçbir
ifade geçmez, “Allah” ismi üç yerde ve “Mevlam” ismi bir yerde geçmektedir, o
halde “pakrudin-dönmelerle” ne gibi bir hesap vardır? Ayrıca, “Bundan sonra
benim anam babam da benim kardeşim de dünyanın 171 küsur ülkesinde Türk
Bayrağını şerefle dalgalandıran o fedakâr hizmet erleridir. Bundan sonra benim
ailem o gözü yaşlı hocafendimdir” ifadesi neden kullanılır? Çünkü anlaşılmıştır
ki zaten yukarıda bu cümlelerde verilmiştir asıl maksat. Burada neden “171 ülke”
ve “Türk bayrağı” kullanılmıştır. Bu hareket milliyetçi bir hareket değildir. Yine
ve yeniden tabana (özne belirsiz olsa da) mesaj olarak, “… Zalimler yakın
zamanda savrulup gidecektir. Sıkın dişinizi Allah bizimle beraber. Mevlam her
şeyi güzel eyleyecek. Bu davadan vazgeçilmez. Allah var gam yok” ifadelerinde “İslam”
ve “Müslüman” kelimesi neden hiç geçmez. Metinle ilgili yazılacak aslında daha
çok şey var ama kafanızı şişirmeyeyim; saçmalıyorsun diyenlere de hak veririm.
*
Ermeniler içinde Yahudi orijinli bir unsurun 2 bin 700 yıldır varlığını
sürdürdüğü Pakraduniler (Bagratuni/Bagratids) adı verilen ve asırlarca Ermeni
toplumunu yöneten gizli (Kripto) Yahudi asıllı cemaate Pakraduniler deniyor.
Ermeni cemaatinden Levon Panos Dabağyan, 2006 yılında Cemaat'in yayını Aksiyon
Dergisinde vermiş olduğu röportajında Pakradunilerin Ermenilerden farklı bir
yaşam sürdüklerini, geleneklerini devam ettirdiklerini, domuz eti yemediklerini
ve çocuklarına İbrani isimler verdiklerini söylüyordu. (Aksiyon Dergisi/Mustafa
Aydın Ermenileri Yöneten Yahudiler, 03/04/2006)
**Fethullah Gülen son bedduasında "bütün
terör örgütlerinin Allah belasını versin!.. Pakrudin Terör Örgütü’nün Allah
belasını versin!.. Pers Terör Örgütü’nün Allah belasını versin!.. Terör örgütü
olmayana, 'terör örgütü' diyenlerin Allah belasını versin!.. Paralel olmayana
'paralel' diyenlerin de Allah belasını versin!.. Umduklarının aksiyle onları
tokatlasın, yerle bir etsin, hazan yemiş yapraklar gibi savursun, gübreler gibi
toprağın bağrına devirsin, gübre kılsın hepsini!.." (9.11.2015)
ENES
KANTER (GÜLEN)’in açıklaması
"Yaz
tarih!
Ey
Kâinat duy sesimi
Bugün
24 senedir ana, baba, kardeş dediğim ailemi ve tüm akrabalarımı kaybettim.
Kendi babam soyismimi değiştirmemi istedi. Beni doğuran anne beni reddetti.
Beraber büyüdüğümüz kardeşlerim beni artık yok sayıyor. Akrabalarım beni bir
daha görmek istemiyorlar.
Vefalı, fedakâr insanların gözyaşları ile büyüttüğü bu hizmet için bir Enes
değil bin Enes feda olsun. Hocaefendi yolunda anam, babam, kardeşlerim, tüm
sülalem feda olsun. Bu dava uğrunda bir değil saçlarım adedince başım olsa yine
veririm feda olsun.
Rabbim benim ömrümden alsın her saniyesini yiğit hocama versin.
Hizmet yolunda cennetim feda olsun, cehennemlere güler geçerim. Canım hocamın
sevgisi ana, baba, kardeş bütün sevgilerin üzerindedir.
Biz
bu hizmeti sokakta bulmadık ki birkaç pakrudin dönme yüzünden bırakalım.
Anam
babam sana feda olsun, hizmet yolunda feda olsun bu dava uğrunda feda olsun.
Kimsenin
zerre şüphesi olmasın. Allah (cc) sahabi ruhunu yeniden dirilten bu garip
davanın garip yolcularına sahip çıkacaktır şahlandıracaktır.
Dayanın
abilerim dayanın ablalarım dayanın kardeşlerim. Sıkının dişinizi. İmtihanı
kaybetmeyelim. Kazanma kuşağında kaybedenlerden olmayalım.
Bundan sonra benim
anamda babamda benim kardeşlerimde dünyanın 171 kusur ülkesinde Türk bayrağını
şerefle dalgalandıran o fedakâr hizmet erleridir. Bundan sonra benim ailem o
gözü yaşlı hocaefendimdir.
Zalimler yakın zamanda savrulup
gidecektir. Sıkın dişinizi Allah bizimle beraber.
Mevlam her şeyi güzel
eyleyecek. Bu davadan vazgeçilmez.
Allah var gam yok."
Enes (Kanter) Gülen
ENES KANTER’İN
AÇIKLAMASINDAKİ DUYGUSAL BÖLÜMLER ÇIKTIKTAN SONRAKİ METNİN MESAJ BÖLÜMÜ, BENCE
"Yaz tarih!
Ey Kâinat duy sesimi
Biz bu hizmeti sokakta
bulmadık ki birkaç pakrudin dönme yüzünden bırakalım.
Kimsenin zerre şüphesi
olmasın. Allah (cc) sahabi ruhunu yeniden dirilten bu garip davanın garip
yolcularına sahip çıkacaktır şahlandıracaktır.
Dayanın abilerim
dayanın ablalarım dayanın kardeşlerim. Sıkının dişinizi. İmtihanı
kaybetmeyelim. Kazanma kuşağında kaybedenlerden olmayalım.
Bundan sonra benim
anamda babamda benim kardeşlerimde dünyanın 171 kusur ülkesinde Türk bayrağını
şerefle dalgalandıran o fedakâr hizmet erleridir. Bundan sonra benim ailem o
gözü yaşlı hocaefendimdir.
Zalimler yakın zamanda savrulup
gidecektir. Sıkın dişinizi Allah bizimle beraber.
Mevlam her şeyi güzel
eyleyecek. Bu davadan vazgeçilmez.
Allah var gam yok.
Enes (Kanter) Gülen"
(imaj:aliulurasba