13 Eylül 2020 Pazar

KURBAN BEDENLER: Türkiye’de Kötülüğü Yeniden Tanımlamak

KURBAN BEDENLER: Türkiye’de Kötülüğü Yeniden Tanımlamak


Kurban edilenlerin sayısı kurban edenleri geçebilir mi? Geçerse ne olur? Kurban edenler de kurban mı olur yoksa kurban etmek bir fetiş halini alır ve hepimiz mutantlara mı dönüşürüz? Her şeyin değiştiği, özne gibi gerçeğin de yeni bir kimlik kazandığı çağımızda, Türkiye’de birçok şey yeniden tanımlanmalı. Ancak daha önemlisi kötülüğün yeniden tanımlanması gerekiyor. Sahi, kötülük nedir?

KÖTÜLÜĞÜN PSİKOLOJİSİ

Psikiyatrist Peck, “Kötülüğün Psikolojisi” adlı kitabının girişinde Ancak kitabı “yazarken endişe de duydum. Kitabın kötülük potansiyeli var. Bazı okuyucuların acı duymasına neden olabilir”[1] diyor. Kurban bedenler de inşa edilir. Barış Gelinleri projesinde Türkiye’ye gelen ve gelinliğiyle birlikte tecavüz edilip öldürülen Pippa Bacca bir kurban bedendi. Pipa Bacca ve Silvia Moro, yola çıkmadan önce internet sitelerinde romantik bulunan bir açıklama yapmışlardı. Açıklama şöyleydi: “Otostop yapmak, baka insanlara inanmayı seçmekle ilgilidir. Ve insan, Tanrı’nın küçük bir sureti gibi, kendisine inananları ödüllendirir.”[2] Pipa Bacca, otostop yaptığı bir kamyoncu tarafından katledilir. Burada iyi niyeti inşa eden romantizm değil, cesaret hiç değil, sadece insanlara inanmayı seçmek zorundayız. Bu bir güven meselesi olmaktan çok yaşamı idame ettirmeyle ilgili bir konu. Çünkü hiçbir zaman evimize aldığımız bir kilo sütün bir kilo süt olduğunu bilemeyiz ve o bir kilo sütün bir kilo olup olmadığı endişesiyle de yaşayamayız. Çünkü bu endişe bizi kurban yapabileceği gibi kurban eden haline de dönüştürebilir. Nihayetinde Peck’in görüşmecisi George, sorunlarından kurtulmak ümidiyle Şeytan ile anlaşma yapar. Hatta anlaşmaya oğlunu da dâhil eder. Bu anlaşmanın özü ise George’nin kendi kötü durumundan kurtulmak için kötülük yapmaya yönelmesidir.

KÖTÜLÜK BİLGİSİZLİĞİ

Kötülük hakkında her şeyi bilmiyoruz. Neyin kötü olduğuna dair fikirlerimiz olabilir. Kötülük çok önemli ve çok boyutlu bir konu. Tek taraftan bakmak son derece sakıncalı. Sadece psikolojik değil kötülük, aynı zamanda sosyolojik. Hatta kötülüğün içinde bireyden çok toplum var. Kötülük hayatın karşısındadır. Bir cinayet soyut değildir. Kötülük öldürmekle ilgilidir. Bu cinayeti somut olduğu kadar soyutlaştırır da; ruhu öldürmek de bir kötülüktür, hatta en büyük kötülüktür. Kötülük “canlılığı öldürmek için fırsat kollayan ve insanların içinde veya dışında yaşayan bir güçtür.”[3] Sonuçlara göre sebepler de (zorlama sebepler) kötü olabilir; kötümserlik kötülük olabilir; ve dahası. O yüzden kötülük, sadece sonuçlara bakarak temalandırılabilecek ve üzerinde çalışılabilecek bir olgu değil. Kötülük bir kendine yabancılaşma durumu da olabilir. Evet, kötüler zaten oldukları durumu seçiyor olabilirler ama kötülük asla esrarengiz değildir. “Modem çağ, ruhtan egoya geçiş diyebileceğimiz bir oluşuma tanıklık etmiştir. İsterseniz teolojiden psikanalize geçiş de diyebilirsiniz buna. psikanalize göre trajik bir şekilde hep bastırılacaklardır.”[4] Psikanaliz insan hoşnutsuzluğunun bilimidir ve din de öyledir. Kötülük beden ve ruh arasında bir ayrılmayı içerir -soyut bir baskı kurma ve tahrip etme iradesiyle bu iradenin yerleştiği anlamsız bir parça et arasındaki ayrılmayı.[5] Psikanaliz ile ve din ile pansuman bir yere kadar. Çünkü asıl olan önce kötülüğün tanımlanmasıdır. Eğer bugün yeniden kötülüğü tanımlamamışsak, ilaç ve dua da kötülüğün araçları haline gelebilir.

KADIN İNTİHARI VEYA MASKESİZ İNSANI ÖLDÜRMEK

Nihayetinde Tanrı sevgisi veya psikiyatrist görüşmeleri bir terörizme dönüşebilir. Çünkü ettiğimiz duanın ve bilimsel tedavi biçimimizin bize kötülük olarak dönmeyeceği garantisi yoktur. Kötülük özellikle çağımızda ve ülkemizde kaygan bir zeminde hareket halindedir. Bugün kadın intiharları iktidar tarafından kadına şiddet bağlamında değerlendirilmemektedir. Ya da maske takmayan biri şiddet görmekte, hatta öldürülebilmektedir. Keza bir insanın yüzüne bile hapşırmanın kötü olarak nitelendirilebilecekken, daha korkunç olaylar ve kötülük eylemleri sadece açıklanmaya değil tanımlanmaya ve bunlara karşı çözüm bulmaya acilen çalışılmasını gerektirmektedir. Çünkü sistem, Faucaut’un iktidarı yeni suç ortakları da üretmektedir. Kötülük en küçük, en dar alanda hareket edenler için bile anında kullanılabilecek oldukça ergonomik bir aparat halini almıştır. Herkes kendi iyiliği için kendi kötülüğünü inşa etmekte ve bu kötülük hali içinde iyi olduğunu üşünerek yaşamaya başlamaktadır. Vicdanlar ise zarar görmekte, ruhlar ölmektedir. Çünkü “İnsan doğası gereği, bir kere baş gösteren ve insanlık tarihine kaydedilen her fiil, gerçekliği tarihe gömülüp gittikten uzun zaman sonra bile hep ileride gerçekleşebilecek bir ihtimal olarak kalır. Gelmiş geçmiş hiçbir cezanın, suç işlenmesini önleyecek kadar caydırıcılığı yoktur.” Arent’e göre işlenmiş bir suça karşılık hangi ceza verilmiş olursa olsun, belli bir suç bir kere ortaya çıktı mı, tekrar ortaya çıkması, ilk ortaya çıkışının olup olabileceğinden çok daha olasıdır.[6] Bir bakıma Türkiye’de her gün aynı kötülükler gözümüze sokulmaktadır. Karşılığında ise birbirimizi suçlamaktan başka hemen hiçbir şey yapılmamaktadır. Kurban bedenler artmaktadır. Nihayetinde bugün geldiğimiz noktada iktidar bile kurban edilmiş olmaktan veya kurban edilecek olmaktan yakınmaktadır. Kurban ile kurban eden neredeyse birbirine karışmaya ramak kalmıştır. Hayat bir oyun değil, insanlar canlı, canı acıyan varlıklardır. Kötülüğün en belirgin numunesi insanlara acı çektirmektir. İnsanlar migrenli varlıklar gibi sürekli acı çekmektedir ama bunu gizlemeye çalışmaktadırlar. Kısaca kötülük yapmak ve kötülüğe maruz kalmak sürdürülebilir değil. Bu bağlamda ülkemizde birçok şey yeniden tanımlanmaya açıktır ve en önemlisi de kötülük biran önce yeniden tanımlanmalıdır. Bu tanımlanma iyiliğe ve iyiye bakış açımızı değiştirecektir. Bu şu son sapaktan önceki bir çıkış yolu olabilir. Öyle ya, iyiliği ve kötülüğü oturup kendi başımıza tanımlayamayız, kurban veya kurbanlar imal edemeyiz, bu olgular toplumsaldır...



[1] Peck, M. S., Kötülüğün Psikolojisi, s. 8, Kuraldışı Yayınları, çe: Göker Talay, 1. Baskı, İstanbul, 2003.

[2] Antmen, A, Kimlikli Bedenler, s. 181, Sel Yayınları, 3. Baskı, İstanbul, 2017.

[3] Peck, a. g. e. s. 156.

[4] Eaglaton, T. , Kötülük Üzerine Bir Deneme, s. 18, İletişim Yayınları, çev. Şenol Bezci, 1. Baskı, İstanbul, 2011.

[5] Eaglaton, a., g., e., s. 21.

[6] Arent, a., g., e., s. 359

 YARARLANILAN KAYNAKLAR

Antmen, Ahu, Kimlikli Bedenler, Sel Yayınları, 3. Baskı, İstanbul, 2017.

Arent, Hanna, Kötülüğün Sıradanlığı, Metis Yayınları, çev: Özge Çelik, 2. Basım, İstanbul, 2012

Eaglaton, Teryy. , Kötülük Üzerine Bir Deneme, İletişim Yayınları, çev. Şenol Bezci, 1. Baskı, İstanbul, 2011Peck, M. Scott, Kötülüğün Psikolojisi, Kuraldışı Yayınları, çe: Göker Talay, 1. Baskı, İstanbul, 2003.