5 Ocak 2017 Perşembe

UMUT BİR TAKTİK DEĞİLDİR

… yola çıkarken en iyisini umarsınız. Uçağa yıllar önce ilk kez bindiğimde hostese biraz espri biraz gerçek, “Düşmeyiz değil mi?” diye sormuştum. Hostes “Uçaklar düşmez, sadece inemezler” karşılık vermişti. Birbirimize acılı bir tebessüm ile gülümsedik. Bugün baktığımda hostesin taktiksel bir umut ile bana cevap verdiğini düşünüyorum. 
Umut bir taktik değildir, umut umuttur. 
Gemi batarken, uçak düşerken, otomobilde kaza anında veya herhangi bir korkunç olay karşısında insanlar durdukları yerde duramazlar. Bilinçli veya bilinçsiz hayata, hayatlarına kasteden, yaşam alanlarını bir anda veya yavaş yavaş daraltan, yaşamlarına müdahale eden o tehlikeye karşı, en iyi bildikleri şeyi yaparlar, aktif ya da pasif savunma veya kendi güvenliklerini alır, o korkunç tehlikeden en az zararla kurtulduklarına kanaat getirdikten sonra da yanındaki insanlara yardım etmeye çalışırlar. Ancak en kötüsü vicdansız bir insandan merhamet beklemektir. 
Bu tip insanlar umudu taktisel kullandıkları gibi bir politik araç olarak da benimserler ve bunu hayat biçimi haline getirirler, herkese üstü açık veya kapalı dayatırlar, bunu da benim yaşam alanıma müdahale olarak görmezler. Onlarda herkesin kurtuluş reçetesi vardır. Onlar Cennet’in yeryüzü bekçileridir. Onlar bu dünyanın geçici olduğunu, öbür dünyanın kalıcı olduğunu kendilerine göre yorumlamışlardır. Onların eğlencesi, dünyanın geçici olduğuna ağıtlar yakıp, etrafında ilkel kabile mensupları gibi dans etmektir. Dans etmeyenler kabileden olmadıkları gibi bu dünyaya da fazladır, ateşin gölgesinden bile faydalanmamalıdırlar. Çünkü diğerlerinin ölümü, sevap hanelerine altın harflerle kazınacak başarı öyküleri olacaktır Allah’ın karşısında. 
Yanılıyorlar. İnsanları birbirinden ayıran birbirini nasıl öldürdükleri değil, nasıl yaşattıklarıdır. Umut insanın imanıdır. 
imaj:aLİULURASBA

MANCILIKLARIN ARKASINA SAKLANANLAR

… yarınların bizim olmadığı kesin. Ancak gelecekte yarını inşa edenlerin arasında adımın sayılacak olması beni çoğu zaman paniğe sürüklüyor; - o korkunç kötü günlerde çok zordu ama iyi olmaya çalıştım, iyilerin safındaydım, çok özel günahlarım dışında insanlara, hayvanlara, doğaya bir kötülük yapmadım, bilerek; atalarım yaptığı ve bana miras bıraktığı hiçbir kötülüğü geliştirmedim ama o hataların bedelini de ödedim, diyebilir miyim? Ne korkunç. Size de öyle gelmiyor mu? Hayatımızdaki bazı insanları hayatıma yapılmış en büyük hakaret olarak görüyorum. Bazen geçmişe nefretle bakıyorum. 
Hiç kuşkusuz benim annem babam da hatalar yapmıştı, sadece kendi hayatlarına dair değildi hataları, benim ve insanlığın geleceğine dairdi ancak bunun doğru olduğuna inandırılmışlardı veya korkutuldukları için kendilerine başka bir seçenek bırakılmamıştı. Ben bu korkunç günleri yaşarken, masum suçluları değil de asıl hayata, insanlığa ve doğrudan bana yapılmış en büyük hakaretin sahibini arıyorum. O ismi bulamayacağım. Bu yüzden bazen kendimden de nefret ediyorum. 
İnsan dışarıdan bakınca insan evet ama içeriden bir yapboz. İçindeki yapbozu dışarıyla örtüştürmeye çalışan kan kokusu almış köpek balıkları gibi küçük ve kötü insanlar var. Hazreti İbrahim’i çok iyi anlıyorum. İbrahim’in ateşe atılması meseli, asıl meselenin şifrelerini veriyor bana göre. İbrahim’i küçük, kötü insanlar bir mancılık ile uzaktan ateşe atmışlardı. Mancılığın başındakiler kimdi aslında tam da belli değil. 
Sonuçta özneleri gizli, küçük kötü insanlardı.  Her küçük ve kötünün bir mancılığı var, bizi ateşe atıyor. Ne odunlar balık oluyor, ne de ateş su. Bildiğin taş kesiliyoruz. Gözlerin işlevi ağlamak mı, öfkeyle, kinle, linçle parlamak mı, elbette hayır, gözlerin işlevi görmek. İnanmaya başladım ki, lanetli bir coğrafya, lanetli ülke, lanetli bir gündüz ve lanetli bir gece ve günler. Yalanlar hiyerarşisinde insan ve hayat en üst sırada. Kariyerini saptırılmış peygamberler, sayfalarından sökülüp dağıtılmış kutsal kitaplar, kan emici ideolojiler ve soysuz nefret… 
Bazı insanlar trajedimize bir güzel öbür dünya-Cenneti hak etme bedeli olarak bakıyorlarsa yanılıyorlar. Benim vatan dediğim, gelecek. Yani özgürce günah işleyebileceğim, Allah’tan af dileyebileceğim, belki bağışlanabileceğim ve şükredebileceğim, bir insan olmanın haklı yanlarıyla Cennet’i isteyebileceğim bir yer. Geleceği yıkıyorsun, mutlu musun.
(imaj:aLİULURASBA