9 Ekim 2025 Perşembe

YÜZÜMÜZÜN TOPLUMSALLIĞI: İSTİSMAR TOPLUMU VE BİR YÜZÜN ANLATTIKLARI


YÜZÜMÜZÜN TOPLUMSALLIĞI: İSTİSMAR TOPLUMU VE BİR YÜZÜN
ANLATTIKLARI
İstismar sosyolojik bir olgudur. Bir sömürü biçimidir. Ancak sömürdüğümüzün bundan haberi olmayabilir. Yani bir istismar ederiz ve istismar ettiğimizin bu durumdan genelde haberi olmaz. İstismar bu açıdan örtük bir sömürüdür.
İstismarın farklı biçimleri var.
Fiziksel, cinsel, psikoloji, vb. İnsana yönelik olduğu kadar hayvanlara, hatta doğaya yönelik istismar biçimleri de var. İstismar zorbalığa kadar giden bir sürecin de adresi niteliğinde. İstismar cinsel olarak erkek kadın ayrılacağı gibi yetişkin ve çocuk, hatta bebek olarak da ayrılabiliyor. İstismar sağlıklı insanlara yapıldığı gibi sağlıksız, engelli vb. olanlara da yapılabiliyor.
Ervin Goffman yüzün sosyolojisi üzerine çalışırken, yüzümüzü etkileşimlerimizin merkezi vitrini olarak ifade eder.
Günümüzde kamusal yüz, dijital yüz, sosyal medya yüzü, instagram yüzü vb. gibi ayrımlar mümkün. Toplumsal karşılaşmalarda yüzümüz yüz yüze etkileşimin ilk kapı aralığıdır. Yüz kavramı rollerimizin yansımasıdır.
Umduğumuzdan daha iyi bir yüzle karşılaşmak…
Umduğumuzdan daha kötü bir yüzle karşılaşmak…
Hemen hepimiz belli bir yüzle özdeşleşmişizdir.
Sahip olduğumuz bir yüz içinde o yüzle yaşarız. Sürekli gösterdiğimiz yüzümüz bizim o yüzümüzdür. O yüzü korumak için her şeyi yaparız. Yüz özsaygıdır. Yüz bir yüzleşmedir, öncelikle kendimizle.
Şunu da belirtmek isterim asıl konumuz itibariyle: İnsanların bir istismar yüzü de vardır!
Bir kişi yanlış bir yüzde veya olması gereken yüzün dışında olduğu zaman, durumun mana dokusuna gönüllü bir şekilde işlenmemiş anlamlı ve tesirli olayları, sanki bunlar bir katkı sunuyormuşçasına karşılaşmaya dahil etmeye çalışır. Goffman’a göre, eğer yanlış bir yüzde veya olması gereken bir yüzün dışında olduğunu sezebilseydi, bir katılımcı olarak kendi adına, bu etkinlikte yaşananlar ve itibarının alacağı zarar yüzünden muhtemelen utanç ve aşağılık duygusu hissederdi.
Burada Goffman benim yorumum açısından bir açıdan istismar yüzünü ifade ediyor.
Gazze konusunda gemilere binip İsrail’in boykotunu kırmaya giden Türklerin yüzüne bakın. Bir de aktivist Greta Thunberg ve Batılı insanların yüzlerine bakın.
Aslında bu istismar yüzüne kadın cinayetlerinden tanığız. Aynı şekilde bu istismar yüzüne eğitimden sağlığa, pahalılıktan açlığa kadar hemen her alanda yabancı değiliz.
Bazı toplumlarda istismarın bir ekonomisi var. Yani istismar istismarı yapanlara şu veya bu vadede kazandırıyor. Peki, bu istismar kazancının toplumda ürettiği bir yüz biçimi yok mu? Yüz yüze gelindiğinde insanlar birbirinin yüzüne nasıl bakacaklar veya bakabilecekler mi? Ya da artık maskelerle mi dolaşacağız? Yüz kurtarma operasyonlarında bir işbirliği de söz konusu. Yani istismar edeler tek kişi değil.

Dolayısıyla yüz kurtarma oyununu oynama konusunda bel bağlanamayacak birinin sorun oluşturması şaşırtıcı değildir.   

1 Ekim 2025 Çarşamba

GÖSTERİŞ AHLAKI VE BEĞENİ VİCDANI: KLAVYE SÖRFÜ


Tiyatroda, oyundan çıktığınızda sahnedeki dram kapının arkasında kalır. Herkes kendi dünyasının oyununa döner. 

Oyun seyredilirken ahlaki direniş ve vicdani kaygının sembolü alkıştır. Seyirci ancak alkışlayabilir. Ara sıra güler ve ara sıra yüzünü asıp ekşitebilir.  Oyuncular ise oyunun sonunda seyirciye referansla karşılık verirler. Bu etkileşim aynı zamanda birbirinin farkında olma ve birbirini onaylama biçimidir. 

O inci çizgi ise tiyatronun kapısıdır ve o dairenin dışına çıkıldığında, seyirci ve oyuncu birbirine sırtını döndüğünde oyun biter, gösteri tamamlanmıştır; herkes kendi senaryosu üzerinden kendi oyununu oynamaya başlar, hem oyuncuların seyircileri seyretmesi açısından hem de seyircinin sahnedekileri seyretmesi açısından seyirci maskesi ve oyuncu maskesi artık birbirinin içine geçmiştir. 

Gerçek hayat ile tiyatro sahnesi birbiriyle örtüşür. Şu veya bu maske, şöyle veya böyle bir senaryo önemsizdir, hepimiz kendi oyununu oynarız ve öteki mutlak seyircidir aynı zamanda “ben” de oyuncu olduğum kadar seyirciyimdir. Dolayısıyla gösteri tiyatro mekânını da içine alan daha büyük ve biyolojik bir mekânın, toplumun içinde, sosyal yaşamda sürer.  

Elbette her şey bu kadar lineer de değildir; inişler ve çıkışlar vardır hayattı. Senaryo çetrefillidir. Sosyal hayat akıcıdır. Her şey her yere sızar. Oyun oyuncu pozisyonları hızlı değişir. Maskeler bir anda farklılaşır. Roller bazen dinamik bazen pasif hal alır. 

Eylem ve eylemsizlik de bu sürekli yeniden yapılanmanın ve sosyal dönüşümün içinde yer alır. İnşaat alanı hemen her zaman hareketlidir. Bu hareketliliğin içinde pasif direniş oyunlar, sessiz çığlık aperatifleri bir devrimci varoluş olgusu gibi sunulur. Özellikle günümüzde buna “klavye-şörlük” deniliyor.

Benim “klavye sörfü” diye adlandırdığım konu bu. Yazıma koyduğum başla açısından da üzerinde durmak istediğim de bu olgu. 

Sörfe denizde yapılır, dalgaların üzerinde, biliyorsunuz. Klavye üzerinde sörf de buna benziyor ama son derece korunaklı. Deniz yok, dalga yok, önümüze haberler düşüyor ve bu haberlere göre sosyal medyada pozisyon alıyoruz.

İlk anda bir riyakârlık kokusu sezilebiliyor bu alanda. Yani insanlara oturduğu yerde “dünyayı kurtardığı” suçlaması yapılabiliyor. Bu suçlamayı yapan insanlar haklı mı haksız mı? Mesele bir tespit yapmak mı? 

Oturduğumuz yerde artık çok şey yapabiliyoruz. O korunaklı ve konfor alanı bize klavye üzerinden yazınsal “söylemle” her şeyi yaptığımız hissini yaşatabiliyor. Bu aynı zamanda bir gösterinin de ana temasını oluşturuyor. Bu tema ahlaki bir nitelik taşıyor. Hatta bizzat söylemin ahlakını ve söylemin öznesinin ahlakını da çerçevelemiş oluyor. 

Örneğin Gazze konusunda insanlar klavye başında başlatılmış olan ve dijital eyleme katılıyorlar. Çünkü artık sokaklara, caddelere çıkıp eylem yapmak konforlu değil hatta kriminal bir durum.

Ya da kadın cinayetleri konusunda dijital bir kampanya başlatılıyor ve insanlar bu kampanyalara klavye başından katılıyorlar. Gösteri ahlaki bu açıdan bir beğeni vicdanı da içeriyor doğal olarak. Ayna kampanyaya katılanlar birbirinin bu kampanya çıkışını destekliyor ve birbirini onaylıyor. Klavye sörfü bir ahlak ve vicdan sürgüne de dönmüş oluyor. 

Hareketsizliğin, oturmanın bir eylem biçimi olduğu dijital dünyada klavyeler, klavye söylemleri gösteri ahlakı ve beğeni vicdanını köpürtebiliyor. İnsanlar konfor alanlarında alfabelerindeki harfler kadar siperlerden, ya da burçlardan dijital şiddet dahi uygulayabiliyor açılan kampanyalara katılmayanlara; bu sessiz tepkisellik, sözcük imaları, zehirli harf oyunlarıyla da kendisini faş ediyor. 

Dolayısıyla gösteri ahlakı ve beğeni vicdanının “değeri”, “gideri” ve “ekonomisi” de üretilmiş oluyor. 

Değeri, oyuncuya değer kattığı hissini verdiği için bir tatmin hissi yaşatıyor.

Gideri, insanlar, gösteri ahlakı ve beğeni vicdanıyla yeni bir sosyalleşme biçiminin üretebiliyorlar; dolayısıyla yalnız olmadığına, dahası yaptıklarının beğenildiğine dair hisle mutlu olabiliyor, farkında olunduğunun keyfine varıyor.

Ekonomisi,  kültürel bir kazanç olarak şekilleniyor. Oyuncu tatmin ve farkında olunduğunun bilinciyle yaşamaya başlıyor ve yeni gösteri ahlakı ile beğeni vicdanı için yollar arıyor. Yanı sıra meddi olarak da böylesi bir dünyada zaman zaman IBAN’lar da devreye girebiliyor. Bu da sanal olanın gerçekliğinin gücünü ispat açısından önem arz ediyor, bunu pratik edenler için. 

Özetle: Gösteri ahlakı ve beğeni vicdanın bir habitusu var. Bu habitus da hem konfor hem de haz ve fayda üretiyor.