Viral
romantizm gibi gelebilir ama bugüne kadar biriktirdiklerimizin hiçbiri şu an
elimizden tutmuyor. Belki hiç de sevmediğimiz insanlarla aynı evleri paylaşıyor
bile olabiliriz. Hiçbir şeyimiz yok neredeyse ama bolca vaktimiz var. Tanrı
doğayı dansa kaldırmış pencerelerin ardından seyrediyoruz. Bir yağmur damlasına
bile değmekten korkuyoruz.
Öyle
ya bugün hangimiz yabancı biriyle tokalaşmayı veya sarılıp öpüşmeyi
düşünebilir? Hangimiz tıklım tıklım bir otobüse gözümüzü karartıp atlamak
ister? En sıradan zevklerimizi riske etmeden yaşayabileceğimizi kim
söyleyebilir. Bilim insanları bile dua ediyor. Mucize bekleniyor. Doktorlar
bütün iktidarlardan daha güçlü, hayatta kalmamız için. Gizliden gizliye
Tanrı’ya yalvarıyoruz. Virüs her geçen gün aramızdan birini alırken, camların
ardında kuşları ve her şeyi seyrediyoruz. Dışarıdaki sessizlik, içerideki
gürültümüzü bastırıyor. Sanki film gibi ama gerçek gibi de olan kıyamet günü
makinesidir içten içe çalışan. Elbette iki senaryosu olmalı insanın ve her
zaman iyimser olana odaklanmalı. Ama bir aydınlanma ruhu içinde olduğumuzu da
söyleyemem.
Biliyoruz
sözcükler kedi, anlamlar fare oldu. Bal gibi bir acılı durumun içindeyiz. Bugün
belki de artık o ağır bagajlarımızın anlamı olmadığını keşfedebiliriz.
Iskaladıklarımız neydi o ağır valizlerimizi oradan oraya taşırken?
Bulabildiğimiz ve bilebildiğimiz bütün diller de hiç söylemek istemediğimiz o
sözler neydi? B:enim biraz daha iyi olmak dışında hiçbir ikinci planım olmamıştı,
biraz daha fazla sevmek dışında da bir eylemim… Söylediğim gibi viral bir
romantizm gibi gelebilir ama sarılabileceğimiz tek bir insana korkmadan
sarılabilmek değil miydi hayatın anlamı? Cebimizdeki, bankamızdaki o paralarla
ne yapacaktık ki, sevdiğimiz bir insanla baş başa bir kahve içemiyorsak?
Otomobillerimiz parklarda duruyor. Hayatımızda bir tane bir yokken ve hep
sıfırlar çoğalırken kim için ne yapabilirdik ki artık? Ölmüş gibi değil miyiz
kendi mezarımızın başında. Sahi ıskaladığımız şeyler sözlüğü çok fala kalın
değil mi? Gitgide anlamsızlaşması o ağır bagajların orada, durdukları yerde…
Sahi orada ne yapıyorsunuz? Dışarıdaki sessizlik ölü sessizlik ve eylemsizliğin
mezarını kazıyor. Ellerime hayretle bakıyorum, bir daha sevdiğim insanın elini
tutabilecek miyim diye? Acayip dalgalar geçiyor içimden, umutsuz da değilim –
ama…

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder