24 Ocak 2019 Perşembe

METAL FIRTINA'DAN ŞU ÇILGIN TÜRKLER VE YILMAZ ÖZDİL'E



Metal Fırtınayı saymazsak, Turgut Özakman’ın Şu Çılgın Türkler kitabı Bilgi Yayınevi patentiyle piyasaya çıkmıştı. Her kesimden insan bu kitaba sahip olmaya çalışmıştı. Özellikle Askeri Okullarda ve TSK’da bu kitabın alınması olağan bir süreç izlemiş, hatta bu konuda bu çatı altında kitabın alınması için gizli talimat yazıldığı bile iddia edilmişti. Kitap çok kısa zamanda inanılmaz baskı yaptı (500 baskıyı geçmiş yayınevi vergi rekortmeni olmuştu). Belki henüz Yılmaz Özdil’in kitabı o rakama erişebilmiş değil. Şu Çılgın Türkler her yerdeydi. Kitap sadece bir kitap olmanın dışında önemli bir mesaj taşıyordu. Bu mesajı biliyorsunuz. Şu Çılfın Türkler ifadesi bir deyim, bir değerli slogan olarak hayatta kalmayı…. Çünkü kitabı artık Türkiye’de okumayan kalmamış gibiydi.

Şu Çılgın Türkler ülkede yaşayan insanlara tarihsel bir perspektiften Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün varlığıyla kendi değiştirici ve dönüştürücü gücünü hatırlatmıştı. Metal Fırtına ile ABD’yi yenerek özgüveni yerine gelen bu coğrafya insanları, çılgınlık yapabilecek, kendisini kaybedebilecek derecede düşman karşısında birleşebilir, savaşabilir ve yok olma pahasına varlığını savunabilirdi, edebiyatta. Nihayetinde tarih bunu Çanakkale Sava
şı’ndan sonra milli kurtuluş savaşı’nda test etmiş, doğrulamıştı. Herkes de buna şahitti, yine edebiyatta.

Ancak öyle olağanüstü günler yaşandı ki Metal Fırtına okunurken, Türkleri dış güçler yıkmaz, kendi kendilerini yıkarlar sözü yine gerçekm oldu. adın ne konulursa konulsun bir askeri vesayet devreye girdi. Erbakan’ın başbakanlığı elinden alınırken, siyasetteki dalgalanma başta ekonomik olmak üzere büyük sosyal ve psikolojik krizleri tetikledi. Bugünkü iktidara da bu krizlerin eşiğinde onay verildi. Ancak krizler bitmedi, eski sorunlar hortlarlar gibi ortaya çıktı… Ortam hiç yumuşamadı gerçekte.

On beş yirmi yıl gibi bir aradan sonra Yılmaz Özdil Atatürk kitabını kaleme aldı. Kitap teknolojinin de yardımıyla dünyanın dört bir yanında okunduğunu kendisine göstermeye başladı, özellikle twitter’da. Burada sadece kitap değildi gösterilen bir ideoloji olarak Kemalizmin diriliğiydi aslında. Neredeyse kitabın hiç okunmadığı, basılan kitapların özellikle içerik kalitesinin çok tartışıldığı ülkemizde Özdil’e Atatürk kitabı rüzgâr hızıyla satılıyor ve dünyanın dört bir yanına gidiyordu. Bir kısım insan için Atatürk kitabı bir can simidiydi. Muhalefetin kısır ortamında Atatürk kitabı, tarihi bir kişiliği, ülkenin kurucusunu canlandırıyor ve yeni Kemalist bir kamplaşmayla bir muhalefet üretilmeye çalışılıyor gibiydi. Atatürk kitabı ise üzerine el basılarak yemin ettiği bir örgütsüz teşkilatın-yeni muhalefetin kutsal kitabı haline geliyordu. Yılmaz Özdil ve Yayınevi burada önemli bir şeye daha imza atarak, bu teşkilatın güçlülüğünü test etmek istediler ve bunu da başarıyla yaptılar açıkçası. Son derece fahiş bir fiyatla Atatürk kitabının itibarını daha da yükseğe çekerek, teşkilatın prestijini de test edip yükselttiler. İktidar bu konuda ne yapar bilinmez. Ancak Metal Fırtına, Şu Çılgın Türkler ve Atatürk kitapları raflarda, kütüphanelerde, ellerde… Hâlâ dış güçler, içten bir darbe endişesi mevcut. Bu konuda söylemler bitmek bilmiyor tam aksine artarak, endişeleri derinleştirerek devam ediyor…

Elbette bu üç kitap bahsettiğim konular çerçevesinde edebiyat sosyolojisinin alanına giriyor. Bana göre oldukça derin anlamlar da içeriyor, çözümlenirler ise. Burada benim söylemek istediğim sanırım anlaşılmıştır. Demem o ki Atatürk kitabı her ne kadar Kemalist ideolojiye önceliyor ise bir o kadar da modern Türkiye’nin ilk ve son temsilcisi gibi canlı görünse de, ülke her zaman bir metal fırtınaya maruz kalabilir ve gerçekten şu çılgın Türkleri dünya yeniden görmek isteyebilir. Tabii ki burada hemen her değer karbon bir hal almışken, hangi çılgın Türkler, ümmet birliğinde asr-ı saadet hayali kuran mı,  Kızıl Elma umudu içinde zamanı kollayan mı, yoksa yeni bir milli kurtuluş savaşı heyecanıyla yanıp tutuşan mı ve dahası sormak gerekir? Ayrıca gerçekten tartışmalı, tepki gören Kemalizm diri mi? Kemalizm karşısındaki Türk-İslamcılar güçlü mü?... Din aynı din mi, Cumhuriyet aynı Cumhuriyet mi? En önemlisi insanlar tabiî ki, umursuyorlar mı yoksa her şey karbon bir gösteriden, kitabi-edebi bir dilden mi ibaret… Zira yayın tarihleri son derece önemli olan bu kitaplar sadece kitap değildir diye düşünüyorum…



21 Ocak 2019 Pazartesi

ORADA KUCAKLANMAYI BEKLEYEN BİRİ Mİ VAR?

DÜŞÜNEBİLİR MİSİN?

Büyük beklentiler içindeyiz. Geleceğin geleceği de yok, gelirse bile getireceği bir şey yok. Bunun adı gerçekçilik, umutsuzluk değil. Gelecek geçmiş nesillere de bir şey getirmemişti, acı ve gözyaşından başka. Ben de geleceğe inanmıyorum. Sadece şu an ver geçmişten geleceğe doğru uzayan. Şu anı yaşamak değil demek istediğim. Şu anı, yani içinde bulunduğumuz anı herkes, her şey yaşıyor. Bu bağlamda "An"ı yaşa" demek kadar saçma bir şey de yok. Şu anı nasıl yaşadığın ile ilgili değilim. Bu tespitimi de yapayım. Benim derdim ne için yaşıyorsun şu anı? Bir düşün.

***
LEKELENEN YAŞAM İDEALİ
Kanımca: şöyle yapıyorlar ülkeleri yönetenler: Seni öldüreceğim ve kendini çok daha iyi hissedeceksin. Başlıyorlar öldürmeye. Yönetimde oldukları için bu cinayet kabul edilmiyor. Çünkü kanunları onlar koyuyor, kasa onların elinde olduğu için. Ne kadar iyi ölürsen o kadar iyi yönetmiş oluyorlar. Zaten bu güne kadar yönetimlerin hepsine baktığınızda bize iyi bir gelecekten çok, daha iyi iyi nasıl ölebiliriz bunu gösteriyorlar. Cennet onlar için betonarme binalardan ibaret. Bu yüzden sadece yöneticiler değil din adına söz söyleyenler de yaşam idealini lekeleyen insanlar arasındalar.

KARŞI GELİNEMEZ DOĞRULAR İLKESİ TAMAMEN SAÇMA
Her şeye karşı gelebilir, her şeyi eleştirebilir, kimseyle uzlaşmaya bilirsiniz. Birlikte yaşama ideali herkesin kendi gibi olduğu bir ortamı ifade eder. "Biz kardeşiz", "Etle tırnak gibiyiz" vesaire, saçmalığı insanlığı hiçbir yere götürmez. O yüzden özellikle bu alandaki doğrular dayatmadır ve saçmadır. Faşist bir ağaç göremezsiniz, faşist bir kuş da... 

SOĞUKKANLI CERRAH
İnsanın sofice öğütlere değil, cerrahın neşteri ve soğukkanlı bir şekilde işini yapmasına ihtiyacı vardır. Hiçbir hastalık öğütle ve duayla geçmez.