Türkiye’nin
toplumsal MR çekildi; sonuç sosyal şok
Araştırmaya
katılanların önemli bir bölümü işe girmek için torpilin gerekli olduğunu
söylediler. İnsanlar yargıya güvenmiyor. Göç politikasının son derece
yanlışlığını ifade ediyorlar. Lidere değil kurumlara güvenmek istiyorlar.
Türkiye’nin demokratik ve laik olması, dinin devlet işlerine karıştırılması
ifade ediyorlar. İnsanlar birbirini güvenmiyor. Ev kadınlığında sona gelindiği
sinyali de verildi.
Bir
düşünce kuruluşu olan Ankara Sosyal Bilimler Vakfı “Türkiye’de Kimlikler, Din,
Ekonomi ve Siyaset-Değerler Araştırması”nın raporunu yayımladı. Türkiye’deki
toplumsal yapının adeta MR’nın çekildiği rapordu son derece çarpıcı bilgiler
yer aldı. Araytırma Türkiye’nin bütün illerini kapsayacak nitelikte, 18-65 yaş
arası farklı gelirlerde 5 bin 618 kişi ile gerçekleştirildi. Araştırmaya 2 bin
647 kadın ve 2971 erkek katıldı. İşta o araştırma sonuçları:
DEVLET LAİK OLMALI YÖNETİMİNDE DİNDAR
İNSANLAR OLUP OLMAMASI ÖNEMLİ DEĞİL
Araştırma bulgularına göre kendini dindar, muhafazakâr, İslamcı
olarak tanımlayan kitle arasında da devletin laik olması gerektiğini düşünenler
çoğunluktadır ve bu rakam %72 olarak belirlendi. Aynı şekilde “Dindar
insanlar devlet yönetiminde daha çok söz hakkına sahip olmalıdır” görüşüne
katılım muhafazakârlar %50’nin altında kaldı. Dindar kimliği uygun bulanlar
arasında bile bu görüşe katılmayanların oranı %54 civarında gerçekleşti. Toplumun
%70’inin kendisini dindar olarak tanımlamasına karşın devlet yönetimindeki “dindar
insanlar” ile arasına mesafe koyması üzerinde durmaya değer önemli bir bulgu
olarak nitelendirildi. “Araştırma bulgularına
göre kendini dindar, muhafazakâr, İslamcı olarak tanımlayan kitle arasında da
devletin laik olması gerektiğini düşünenler çoğunluktadır (yaklaşık %72). Kısaca,
genel olarak devletin tutumu söz konusu olduğunda laikliğin hâkim görüş olduğu
anlaşılmaktadır.” Denildi.
OKULLARDA DİN EĞİTİMİ YETİRMLİ Mİ?
“Okullarda gençlere yeterli din eğitimi
verilmelidir” görüşü de iki kimliğin en ayrıştığı konulardandır. Muhafazakârlar
kimliklerine uyumlu bir şekilde büyük çoğunlukla bu görüşü benimsemektedirler.
Ancak, modernler arasında da bu görüşe katılanların oranı %75’in üzerinde
gerçekleşti.
GÜÇLÜ LİDER Mİ KURUMLAR MI?
Muhafazakarlar
yaklaşık yüzde 62 oranında güçlü lider ve yüzde 33 kurumlar derken, modernler
hem güçlü lider hem de kurumlar konusunda ortalama yüzde 48’de kaldı. Bu konuda
raporda “Modernlerin kendi içine
bakıldığında güçlü lider diyenlerle güçlü kurum diyenler arasında belirgin bir
fark yoktur. Ancak, muhafazakâr kitlenin otoriteryen eğiliminin yüksek
olmasının bir sonucu olarak kurumlara kıyasla lideri daha somut bir otorite
figürü olarak tercih ettiği de düşünülebilir” denildi.
AHLAKLI OLMAK İÇİN DİNDAR OLMAYA
GEREK VAR MI?
Araştırmaya
katılanlardan “Ahlâklı bir birey olmak için dindar olmak gerekir” görüşüne
katılıp katılmadıkları da belirlendi. Buna
göre araştırmada Türk toplumunun yaklaşık %68’i ahlâklı olmak için
dindar olmak gerektiği fikrine katılmadığı ortaya çıktı. Toplumun çoğunluğu ahlâkı
dindarlıktan ayrıştırırken, eğitim düzeyi yükseldikçe ahlâklı olmak için
dindarlığı gerekli görenlerle görmeyenler arasındaki makas daha çok açılmakta
olduğu belirtildi. Yanı sıra muhafazakârlar ile milliyetçilerin ahlâklı olmak
için dindar olmak gerektiği fikrine inandıklarına da dikkat çekildi.
OKULLARDAKİ DİN EĞİTİMİ YETERLİ Mİ?
Araştırma bulgularına göre toplumun büyük bir çoğunluğu okullarda
gençlere yeterli din eğitimi verilmesinin gerektiğini ifade etmektedir etti.
Buna karşı çıkanların oranı sadece %18 civarındadır.
DEVLETİN DİN İŞLERİNE KARIŞMASI
Araştırmada
devletin laik olması gerektiğine inananların oranı %80 gerçekleşirken, toplumun
önemli bir kısmı (yaklaşık %62) devletin din işlerine karışmaması gerektiğini
de düşünüyor ve %34 civarı ise bu görüşe katılmıyor. Araştırmaya göre modern
kimliği zayıf olanlardan devletin din işlerine karışmaması gerektiğini
düşününler (yaklaşık %41) aksi fikirde olanlardan (yaklaşık %55) daha az olduğu
hâlde güçlü modern kimliğe sahip olanların büyük çoğunluğu (%67 civarı)
devletin müdahalesine karşı.
İSLAM EKONOMİK GELİŞMEYE ENGEL Mİ?
Araştırmada
“İslâm dini, ekonomik gelişmeye engeldir” görüşüne katılıyor musunuz? Sorusuna
da cevap arandı. Rapora göre toplumun büyük ekseriyeti İslâm ile ekonomik
gelişme arasında bir ilişki kurmadığı belirtildi.
DİNDAN YÖNETİCİLER ÇALIŞANLARIN
HAKLARINI KORUMUYOR
Toplumun
yarısından fazlası (%54 civarı) dindar yöneticilerin sorumlulukları altında
çalışanların haklarını korumada daha titiz davrandıklarını düşünmüyorlar.Aksini
düşünenlerin oranı toplumun %38’te kaldı. Raporda
“Dindar yöneticilere ilişkin kanaat, düşük eğitim düzeyindeki bireylerde daha olumlu
olduğu hâlde eğitim düzeyinin yükselmesi ile olumsuz düşünce belirgin şekilde
artmaktadır” denildi. Düşük eğitim düzeyine sahip gruptakilerin yaklaşık
%48’inin paylaştığı dindar yöneticilerin daha titiz oldukları düşüncesi yüksek
eğitimlilerin sadece yaklaşık %26’sında bulunabildi. Bunun aksine inananlar,
düşük eğitim düzeyinde %43 civarındayken yüksek eğitimlilerin yaklaşık %66’sı
oldu.
“DİNDAR İŞ İNSANLARI İŞ HAYATINDA
DAHA DÜRÜST VE GÜVENİLİRDİRLER” GÖRÜŞÜNE KATILIYOR MUSUNUZ?
Araştırma
raporuna göre toplumun sadece %33 civarı dindar iş insanlarının iş hayatında
daha dürüst ve güvenilir olduklarını düşünüyor. Ancak toplumun yarıdan fazlası (%58 civarı) bu görüşe katılmıyor.
Eğitim düzeyi düşük bireylerden bu fikre katılanlar (yaklaşık %43) ile
katılmayanların (%48 civarı) oranları birbirine yaklaşıyor. Eğitim düzeyi
yükseldikçe dindar iş insanlarının daha güvenilir olduğunu düşünenlerin oranı
azalıyor. Tersini savunanlar artıyor. Yüksek eğitimlilerin yaklaşık %23’ü bu
düşünce taraftarı olduğu hâlde yaklaşık %69’u bu fikre katılmıyor.
DİNİ YAŞAMAK İÇİN CEMAAT VEYA TARİKAT
GEREKLİLİĞİ
Toplumun
büyük çoğunluğu (yaklaşık %85) dini daha iyi anlayabilmek, yaşamak ve hissetmek
için güvenilir bir cemaate veya tarikata bağlı olmayı gerekli buluyor. Bir
tarikat ya da cemaat mensubiyetinin önemli olduğunu düşünenlerin oranı yaklaşık
%13.
GELECEKTE DİN
Dinî
kimliğin geleneksel olandan farklı alanlara kayması ve giderek dinî sembollerin
ve uygulamaların kolektif özelliklerini kaybetmeleri, dinî ideallere sarılma
yerine ciddi bir dünyevileşmenin yayıldığı kanaati yaygın. Bu bağlamda Türk
toplumunun %45 civarı dinin toplum hayatındaki etkisinin gittikçe azalacağını
öngörürken, %19 civarı bu etkinin değişmeyeceğini, %35 civarı ise artacağını
düşünüyor.
TÜRKİYE’DE EN ÖNEMLİ SOSYAL SERMAYE
UNSURU OLAN GÜVEN KITLIĞI SÖZ KONUSUDUR
Uluslararası
araştırmalarda Türkiye güven düzeyi düşük ülkeler arasında yer almaktadır. 2018
yılı Dünya Değerler Araştırmasında Türkiye’de “insanların çoğu güvenilirdir”
ifadesine katılanların oranı sadece % 14’tür. Geri kalanın %84,1’i “dikkatli
olmak gerekir” kanısındadır. Yani Türkiye, bireylerin birbirlerine güveninin
çok düşük olduğu ülkeler grubundadır. Gelişmiş ülkelerde çalışan birçok kurumun
Türkiye’de aynı verimlilikte çalışamamasının ardında yatan en önemli
nedenlerden biri belki de budur. Araştırma
bulgularına göre Türk toplumun büyük çoğunluğu (yaklaşık %91) başkasına çok
fazla güvenenlerin sonrasında büyük hayal kırıklığı yaşayacaklarını düşünüyor.
İNSANLAR, İNSANLARIN KÖTÜ NİYETLİ
OLDUĞUNA İNANIYOR
Bilimsel araştırma raporuna göre toplumun
çoğunluğu (yaklaşık %69) insanların çoğunun kötü niyetli ve fırsat
bulduklarında kendilerine zarar vereceklerine inanmıyor. Bu
oran erkeklere kıyasla kadınlar, yaşlılara kıyasla gençler, yüksek eğitimlilere
kıyasla düşük eğitimliler bu tezi, yani insanlara güvenmeme tezini daha çok
kabul ediyor.
LİYAKAT MI, ÇALIŞAN KAZANIR MI?
Bireylerin
hayattaki başarısızlıklarından kendilerinin mi yoksa toplumun mu sorumlu olduğu
konusunda, toplumun yaklaşık %47’si başarısızlıkların çoğunlukla bireylerden kaynaklandığını
ifade ediyor. Çoğunlukla toplumu sorumlu tutanlar %26 iken geriye kalan
yaklaşık %27 toplumun ve bireylerin eşit düzeyde sorumlu olduklarına
inanmaktadır.
“TORPİLSİZ OLMAZ” İNANCI
“Hayatta
başarılı olmak için mutlaka bir torpilin, güçlü bir tanıdığın olması lazım”
görüşüne katılıyor musunuz?” sorusuna insanlar genelde olumlu cevap verdi. İnsanların
başarılı olması için çalışmaktan bağımsız olarak şansın da gerekip
gerekmediğine ilişkin toplum görüşü neredeyse eşit şekilde ikiye ayrılmış
durumda ortaya çıktı. Toplumun yaklaşık
%51’i başarıya ulaşmak için şansı bir şart olarak ileri sürmüyor. Eğitim
seviyesi yükseldikçe şansın gerekliliği kanaati, sınırlı düzeyde de olsa
zayıflamaktadır. Eğitimin beşerî sermayeyi etkinleştirdiği göz önüne
alındığında, eğitim düzeyi yükseldikçe şansa daha az yer veriyor. Raporda “Benzer şekilde torpil ya da güçlü bir
tanıdığın hayatta başarılı olmak için gerekli olduğu kanaatinin yaygınlığını
bir toplumsal sorun olarak görmek gerekir. Bu, kendisi bir sorun değilse başka
bir veya birçok sorunun göstergesi olabilir. Türk toplumunun %63’ü başarı için
bu tür bir gerekliliğin bulunduğuna inanmaktadır. Bu, çok yüksek bir orandır.”
Denildi.
İŞ BEĞENMEME
Eğitim
düzeyi yükseldikçe iş beğenmeme oranı artıyor. Araştırmaya göre toplumun
yaklaşık %58’i ülkedeki işsizliğin asıl sebebinin iş yokluğu değil, işsizlerin
“iş beğenmemesi” olduğunu düşünüyor. Eğitim düzeyi düşük kesimde böyle
düşünenlerin oranı (%64 civarı) aksini düşünenlerin (yaklaşık %33) neredeyse
iki katı olduğu hâlde yüksek eğitimli kesimde bu iki yaklaşım birbirine eşit
hâle geldiği belirtiliyor
ÖZGÜRLÜK MÜ REFAH MI?
Araştırmada
toplumunun yarıdan fazlası (%53 civarı) refah artışını öncelikli değerlendirirken
yaklaşık %40’ı temel hak ve özgürlüklerin geliştirilmesini daha önemli
gördüğünü belirtti. Hem kadınlar hem de erkeklerin çoğunluğu refahı artırmayı
tercih etseler de erkeklerin bu tercihi (yaklaşık %56) kadınlara (%51 civarı)
göre daha belirgin gerçekleşti. Eğitim düzeyi düşük kesimde refah artışını
önceleyenler (yaklaşık %57) ülke ortalamasının üstünde, temel hak ve
özgürlüklerin geliştirilmesini savunanlar (%34 civarı) ise ortalamanın altında
kaldı.
BOLLUK MU ÇEVRE Mİ?
Toplumun
%55 civarı önceliğin bol ve ucuz üretimde olması gerektiğini düşünürken
öncelikle çevrenin korunmasını isteyenlerin oranı %41 civarında. 2018 yılı
Dünya Değerler Araştırması Türkiye çalışmasında sorulan benzer bir soruda
ortaya çıkan dağılım tam tersi olarak gerçekleşti. Raporda “söz konusu
çalışmada bireylerin %55,4’ünün çevrenin korunmasını, %40,5’nin ise ekonomik
büyüme ve yeni istihdam alanları oluşturulmasını tercih ettiği tespit
edilmiştir. Buna göre ya o günden bugüne Türkiye’de ciddi bir geriye gidiş
yaşanmış, öz-anlatım değerleri yerine tekrar hayatta kalma değerlerine rücu
edilmiş, ya da soruda “ekonomik büyüme ve yeni istihdam alanları” yerine “bol
ve ucuz üretim”in kullanılması bu denli bir algı farkı yaratmıştır” denildi.
HAYAT PAHALILIĞI NEDENİ İŞ DÜNYASI
Toplumun
%64 civarı Türkiye’de yaşanan hayat pahalılığını iş dünyasının yaptığı aşırı
kârlara bağladı. Bu düşünce, bireylerin eğitim düzeyi yükseldikçe zayıflasa
bile, bu şekilde düşünenler tersini düşünenlerden daha fazla olarak
gerçekleşti.
NÜKLEER SANTRAL KADINLAR DAHA ÇOK
KARŞI
Araştırmaya
göre toplumun yaklaşık %48’i nükleer santral yapılmasına taraftar olduğu hâlde
%37 civarı buna karşı çıkıyor. Nükleere en çok karşı çıkanlar ise kadınlar.
TOPLUM “EKSİKLERİNE RAĞMEN DEMOKRASİ”
DİYOR
Türk
toplumunun önemli bir çoğunluğu (%71 civarı) demokrasinin, eksikliklerine
rağmen bugüne kadar geliştirilmiş en ideal yönetim biçimi olduğunu düşünüyor. Bu
bağlamda, toplumun %71 civarı demokrasinin eksikliklerine rağmen bugüne kadar
geliştirilmiş en ideal yönetim biçimi olduğunu düşünmekte.
ÖZÜR MÜ PİŞMANLIK MI
Toplumun
%72’si ülkede farklı etnik, dinî ve mezhep gruplarına eşit davranılsaydı daha
az soruna yol açılacağını düşünmekte.
KURTARICI OLAN LİDER Mİ YOKSA
KURUMLAR MI?
Araştırmaya
katılan bireylerin %50 civarı güçlü bir liderin gerekli olduğunu savunurken
yaklaşık %46’sı kurumların güçlü olmasını öncelemekte. Kadınlar güçlü bir
liderin varlığını daha çok önemserken (%54 civarı) erkekler daha çok kurumların
güçlü olması gerektiğini (yaklaşık %51) düşünmektedir. Bireylerin bu konudaki
tercihini eğitim düzeyleri çok fazla etkilemekte. Eğitim düzeyi düşük olanların
%63 civarı liderin, %32’si kurumların güçlü olması gerektiğini düşünürken,
yüksek eğitimlilerin yaklaşık %64’ü kurumların, %33 civarı liderin güçlü
olmasını önemsemekte.
KİRİZ DURUMLARINDA BİRLİK BERABERLİK
Aynı
araştırmada toplumun %69 civarı ülkenin krizlerden kurtulması için geleneksel
değerlere dönmek, kararlı liderleri işbaşına getirmek ve zararlı fikirleri
yayanları susturmak gerektiği düşüncesine katıldığını belirtildi.
HERKES İSTEDİĞİ GİBİ YAŞAMALI
Türkiye
toplumunun neredeyse yarıya yakını (%47) toplumun geneline ters düşse bile
insanların hayatlarını istedikleri gibi yaşaması gerektiğini düşünmekte. Bundan
biraz daha fazlası (%49) bu görüşe katılmamakta. Kadınların büyük çoğunluğu
(%51) topluma uymayan özgürlüğe karşı olduğu hâlde erkeklerden topluma ters
özgürlüğü normal karşılayanlar (%49) buna karşı çıkanlardan (%47 civarı) çok az
daha fazla olarak nitelendirildi.
“BAZEN SAVAŞ GEREKİR” GÖRÜŞÜ
Toplumun
yaklaşık %74’ü dünyada hiçbir milletin diğerlerinden daha üstün olduğunu
düşünmemekte. Bu görüşe katılan erkeklerin oranı (%77) kadınların oranından
(%71) biraz daha yüksek. Toplumun yarıdan biraz fazlası (%52) bazı milletlerin
diğerlerinden daha üstün olmasını doğal bir şey olarak görmemekte. Bununla
birlikte, bunu doğal görenlerin oranı da (%43) çok düşük değildir. Toplumun
yarıdan fazlası ise (%53) istenilenin elde edilmesi için bazen başka milletlere
güç kullanmak gerektiği görüşüne katılmakta. Gençler diğer milletlere güç
kullanmaya diğerlerinden daha fazla (%58) tarafta.
HALK BÜTÜN GÖÇMENLERİN GÖNDERİLMESİNİ
İSTİYOR
Çalışmaya
katılanların büyük çoğunluğu (%83) tüm göçmenlerin Türkiye’den gönderilmesi
gerektiğini düşünüyor. Çünkü Türkiye’nin göçmen politikasını olumsuz bulma
düzeyi (%81) çok yüksek.
EV KADINLIĞI DÖNEMİ BİTTİ
Araştırmaya
göre Türk toplumunun büyük çoğunluğu (%77) kadınların en iyi yaptığı işin ev
hanımlığı olduğu görüşüne artık katılmamakta. Bu düşüncede olanların oranı
yaklaşık %21’de kaldı. Türkiye’de ev hanımlığı ile bir işte çalışmanın aynı
düzeyde olduğuna inanç %62 oranında kabul görmekte.
YARGI BAĞIMSIZ DEĞİL
Toplumun
%63’ü Türkiye’de mahkemelerin bağımsız ve tarafsız şekilde karar verdiğini
düşünmemekte. Bu anlamda, mahkemelere tam güven oranı %29’da kaldı.
İstanbul Üniversitesi Öğretim Üyesi
Prof. Dr. Veysel Bozkurt, konu ile ilgili sosyal medya hesabından
yaptığı değerlendirmede “Sosyal medyada sesini en çok duyduğumuz gruplar
genellikle uçlarda yer alan, belki de en çok etkilenen (canı yanan) bireylerden
oluşuyor. Bu durum, toplumun tamamını bu şekilde algılamamıza neden oluyor.
Ancak araştırmalara baktığımızda, Türkiye'deki
toplumun çoğunluğunun ‘makul’ insanlardan oluştuğunu görüyoruz” ifadelerini
kullandı.
İmaj: Anonim