13 Kasım 2024 Çarşamba

TÜRKİYE’DEKİ PSİKOLOJİK İÇ SAVAŞ


Kim daha çok seviyor bu ülkeyi? Yeni bir toplum sözleşmesi imkânımız var mı?

Türkiye’de uzun zamandır soğuk bir psikolojik iç savaş yaşıyoruz. Herkesin kendi gerçeğine olan saygısı, fikir birliğine varmamızı ve önemli işler yapmamızı engelleyen bir dikkat dağıtıcı unsur haline gelmiş durumda.

Gerçeği yeniden mi tanımlamamız gerekir, yoksa savaşa devam mı etmeliyiz; göze göz dişe diş!

Öldüresiye bir sevgi yarışıdır Türkiye’de sürdürülen; ülkeyi seven herkesin kendi çözüm yolunu zorbalıkla dayattığı bir dönem; hem krizlerle çözümlerle boğuluyoruz.  

Ülkeyi düzeltmeye çabalayan herkesin iyi niyetli yıkıcı bir formülü var. Kimse geri adım atmıyor ve iyi niyetli olan bile artık her dokunuş metastazlı yapıyı daha da derinleştiriyor.

Herkes birbirini yalanlarken kendinin doğru söylediğini ifade ediyor ve kendisine inanılmasını bekliyor ama neden ona inanılsın ki? Bugüne kadar çözüm ürettiğini söyleyenlerin hemen hepsi istisnasız yarayı derinleştirmedi mi?

Ülke gerçeklerini tartışamıyoruz. Bir çocuğun öldürülmesi… Bir evin içindeki 5 çocukla birlikte yanıp kül olması… Kadın, erkek ve en çok da kadın, insanların sokak ortasında gerekçesiz silahla vurulup katledilmesi… Sanki bütün olup bitenler gerçekte sorunu nerede olduğunun görülmemesine ilişkin bir senaryonun olağanüstü ve kanlı parçası.

Neye inanılacağını zorbalığın belirlediği yerde kimse kimseye inanmaz.

Son yirmi yılda yatay mı, geriye doğru mu hangi ileri gittiğimiz konusundaki belirsizlik, aslında hiç de ileri gitmediğimiz konusundaki belirsizlikle aynı düzlemde hatta birbirinin içine geçiş durumda. “Bana inanın” diyen liderler, kendilerine neden inanılacağı ile ilgili yeni söylemler, pratikler ürettiklerini söylerken bile kendilerini ikna etmiş değiller. Retoriğin büyüsü daha ilk anda kendilerini uyuşturmuş görünüyor.

Ülkede demografik aşının zehirli olduğunu hemen herkes söylüyor ama bu dillendirmenin ötesine geçen bir şey olmadığı gibi bu konudaki bütün söylemler bir kahve muhabbetinden daha seviyeli de görünmüyor. Ancak ulus devletten bir imparatorluk ya da konfederasyon çıkarılacağı düşüncesi ve bunun el altından dile getirilirken, ulus devletin yıkılınca bunun nasıl gerçek bir yıkım olacağını ve bu yıkımdan nasıl bir federatif yapı çıkacağını kimse bilmiyor; özellikle bu konudaki gizem bir “kızıl elma” fantezisi olarak dolaşımda tutuluyor.

Ulus devletle birlikte doğal olarak ulus devletin yapısal dinamiklerini üreten cumhuriyete, laikliğe, seküler hukuka karşı da bir dip akıntı olarak saldırılar gerçekleştiriliyor. Her yerden, her kesimden ve belirlenmiş amaçlar için suni dalgalar üretilmiş, her dalga topluma çarpıyor ve her çarpma şu soğuk psikolojik iç savaşı derinleştiriyor. Bunlar bilinçli olarak gerçekleştiriliyor. Türkiye’de bilinçli bir psikolojik iç savaşın yaşanması isteniyor. Bireyde olduğu gibi toplum da psikolojik olarak çöker çünkü ve bunun emareleri de görülüyor. Sadece nemelazımcılık değil, “bana dokunmayan yılın bin yıl yaşasın” şeklinde değil “an” neredeyse bütün değerler öldürülerek bir “carpe diem” yaşanıyor. Toplum tamamen bu psikolojik iç savaşın içine çekilmiş durumda. Hemen herkesin agresif stratejileri var ve çok hızlı şekilde büyümek için gözünü karartmış durumda. Adalet mekanizmasındaki erozyon agresif stratejileri onaylamasa bile görmezden gelmesi hiç şaşırtıcı değil. İnsanlar retorikle, retoriğin yetmediği yerde şiddet söylemleriyle, şiddet söylemlerinin etkisiz kaldığı yerde beden gücüyle, beden gücünün eksik kaldığı yerde silahla işini halletmeyi yeğliyor.

Hukuksuzluk kutuplaşmaları sadece derinleştirmiyor, hepsini birer savaş cephesi haline getiriyor. Toplum sözleşmesi berhava olmuş durumda. Neredeyse kırmızı ışıktan başka hiçbir şeye uyulmuyor gündelik hayatta. Sosyal medyadan gündelik ilişkilere ve etkileşimlere kadar bir soykırım gibi ahlaki kırım, hukuk kırımı, değerler kırımı yaşanıyor; kan akmadığı için, sokaklar, caddeler ölülerle dolu olmadığı için insanlar gündelik hayatlarını yaşadıklarını sanıyorlar ama aslında gündelik hayatları bir savaş, bilmek istemiyorlar.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder