18 Kasım 2024 Pazartesi

İKTİDAR YALANLARI VE YALANIN İNŞACI GÜCÜ


Seyretmişsinizdir: Bir köpek, yüksek bir yerde sahibinin kucağına atlar çünkü bilir ki o onu tutacaktır. Güven oyunu oynayan yetişkinler de vardır, biri diğerine sırtını döner ve kendini onun kucağına bırakır, bilir ki yere düşmeyecek, partneri kendisini tutacak, yere düşüp, canının yanmasına izin vermeyecektir.

Ancak en basit bir yapı içindeki yöneticiden bir ülke yöneticisine kadar iktidarlar yalanlarla beslenir ve yalanın inşacı gücüne taparlar. Hayal satmak her zaman karlı bir iştir. Propaganda (kirli medya) yalan satma aracı olarak son derece kullanışlıdır.

Modern dünyada güven esas mıdır? Kime, niye, ne için güveneceğiz? Güvenmek güvenilmesini istenen tarafından ticari bir meta haline gelmişse bu faydacı güven neden bizim için bir tuzak olmasın?

İnanmak ve güven vermek; bu iki kavram olgusal olarak son derece hayati işlevlere sahip. Özellikle demokrasilerde ve demokratik ilişkilerde. Demokrasinin biraz yalanla kurulduğunu, demokrasinin biraz ütopya satmak olduğunu ve daha çok sandıkta kazanmak isteyenin arzularını tatmin rejimi olduğunu biliriz ama güveniriz çünkü inancımız aynı zamanda odur ki kazanan hizmet de edecektir.

İnançlar hemen her zaman yanıltıcı olabilir. Güven vermek bir inanca dayalı olduğu için güvenimiz her zaman sarsılabilir. Bizi yenilgiye uğratanlar, güvenimizi boşa çıkartanlar her zaman karlı çıkıyor ve bunun bir karşılığı olmuyor da olabilir, olabiliyor da.  

Güven vermek ve inanmak sonsuz bir döngü müdür; hiçbir zaman ihtiyat payımız olmaz mı?

Az gelişmiş toplumlarca inanca dayalı bir güven olduğu için, “inanmak” ve “güven” mistik soslar içeriyor. Tarikatlarda, cemaatlerde hiçbir zaman bir ihtiyat payı yoktur, o cemaat ve tarikat insanları için.

Aynı durum iktidarlar için de geçerlidir. Burada her yere dağılmış olan Foucault’cu iktidardan bahsediyorum. Bir ebeveynden, bir ülke yöneticisine kadar hepsinin kendisi için bizden mutlak güvenme ve kendilerine inanmamız talebi sonuçları hesap edilmiş bir başlangıç değildir. Bizim istencimizi yönetebilmek için mutlak itaati içeren mutlak güvenmek ve inanmak araçlarını kullanmak zorundadırlar. Bu insanların hemen hepsi bir ütopya peşinden kendilerini sürüklerler, gerçekçi değillerdir ve bu yüzden hemen bir çok etkileşim ve ilişki “iyi gün” ilişkisidir.

Biz bir distopyayı üstelik sürdürülebilirliği bizzat yaşayana bağlı olmayan bir distoplayı yaşarken bizden güven ve inanmayı karşılıksız alanlar kendi ütopyalarında son derece rahattırlar. Demem o ki birine, bir düşünceye, bir muhalif gruba veya iktidara güven desteği, sonsuz inanma pratiği hediye ederken sonuçlara ilişkin fikirler de edinmek gerekir. Bir ütopya ne kadar planlıysa bir distopya da o kadar planlıdır. İnanç ve güvenimiz karşılığında bir distopya satın almadığımızı anlayabilmek bir ütopyanın gerçekliğini sorgulamakla eşanlamlıdır.

Güvenmek ve inanmak büyük bir sermayedir ve devredilemez ve devredildiğinde geri dönüşü olmaz. O yüzden demem o ki bir yala bakın bir de yalanın inşacı gücüne ama en önemlisi yalanı kimin, hangi araçla söylediğine bakın. Çünkü yalancı hiçbir zaman tek başına değildir, inancı ve güveni satılık insanlarla birlikte çalışırlar, dolayısıyla mutlak inanç ve mutlak güven duygusu da bir suçtur kendi kendimize işleyip kendimizde açık, ölümcül yaralar oluşturduğumuz

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder