7 Kasım 2024 Perşembe

KEYİFSİZLİĞİN VE KAYGININ ADRESİ: RUHSUZ TOPLUM


Toplumun da bir ruhu ve bir kişiliği vardır. Kişiliksizleşme bireysel anlamda kişiliğin, azalma biçiminde bir değişime uğramasıdır. C. Gustav  Jung bunun bir örneğinin, ilkel psikolojide "ruh kaybı" diye bilinen şey olduğunu ifade eder.

İlkel insanın ruhun kaybedilmesi biçiminde açıkladığı garip bir durumdur bu. Ona göre, bir ruh, gece kaçıp giden bir köpek gibi çeker gider. Bu durumda büyücü hekime düşen görev, kaçan ruhu geri getirmektir.

Ruh çoğu zaman aniden kaybedilir, o zaman da genel bir rahatsızlık, keyifsizlik başgösterir.

Bu fenomen, bizim bilincimizin bütünlüğünden yoksun ilkel bilincin yapısıyla ilgilidir. Bizim bir irademiz vardır, ama ilkel insanın yoktur. İlkel insanın sırf duygusal ve içgüdüsel değil de, bilinçli, maksatlı bir eylemde bulunabilecek kadar kendine hâkim olabilmesi için karışık egzersizlere ihtiyacı vardır. Bizim bilincimiz bu bakımdan çok daha emin ve güvenilirdir; ancak, uygar insanın başına da zaman zaman benzer bir şey gelebilir, fakat bu durum ruh kaybı kavramıyla değil, Jung’un Janet’ten aktarımıyla bu fenomene isabetli bir isim bulan ve “zihinsel seviyenin düşmesi” kavramıyla nitelenir.

Bilincin geriliminin azalmasının söz konusu olduğu bu durum, kötü havaya işaret eden düşük barometreyle karşılaştırılabilir. Psikolojik uyanıklık hali, azalmıştır ve kişi bunu ağırlık, keyifsizlik ve melankoli biçiminde hisseder. İnsanın “keyfi” kaçmıştır, güne ve işe başlayacak hali ve cesareti yoktur. İçinde hiçbir kıpırtı olmadığı için kendini kurşun gibi ağır hisseder. Bunun nedeni, insanın içinde artık hiçbir enerjinin kalmamasıdır.

Çok iyi bilinen bu fenomen ilkellerdeki ruh kaybına tekabül etmektedir. Keyifsizlik ve iradesizlik o kadar büyük boyutlara varabilir ki, kişilik parçalanabilir ve bilinç bütünselliğini yitirebilir; kişilik unsurları kendi kendilerine bağımsız hareket etmeye başlayarak bilincin kontrolünün dışına çıkarlar.

O zaman da, örneğin duyum yitimi ya da sistematik unutkanlık görülebilir. Sistematik unutkanlık, “bir organın işlevinin zayıflaması ya da tamamen durması” isterisidir. Bu tıbbi kavram ilkellerdeki “ruh kaybı”na karşılık gelmektedir.

Bilinç kaybı ruh kaybına yani canlılığın yitirilmesine karşılık gelir; ölmeyin ancak yaşamayız da. Fiziksel ve psişik yorgunluk, bedensel hastalıklar, şiddetli duygulanımlar ve kişinin özgüvenini son derece yıpratan şok sonucunda ortaya çıkabilir. Bu durum genel kişilik üzerinde daima daraltıcı bir etkiye neden olur. Kişinin özgüvenini ve girişkenliğini azaltır ve giderek artan bir benmerkezcilik nedeniyle zihinsel ufku daraltır. Sonunda, gerçekten de olumsuz bir kişilik gelişimine yol açabilir ki, bu özgün kişiliğin sahteleşmesi anlamına gelir.

Bu durumu topluma uyarladığımızda günümüzde ruhsuz toplumun hem toplumun yekpare varlığında hem de kişiler üzerindeki etkisini görmek mümkün. Kişiliğin yitimi ve ruhun kaybı toplumu dönüştürüyor ama adeta toplumsal ruh parçalanıyor, toplumsal kişilik inanılmaz derecede erozyona uğruyor ve ortaya çıkan bireye ve topluma yabancılaşıyoruz. Bu nereye kadar sürebilir, belirsiz. 

(imaja/u

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder