Sağ siyaset kendisini konsolide edecek sağ toplumsal hareketleri neden üretemedi?
Sol siyasetin kaybedip yavaş yavaş kabuğuna
çekildiği, sağ siyasetin yükseldiği söylemi ayrı bir tartışma konusu. Benim
buradaki savım, kendisini sağ olarak konuşlandıran seçmenlerin, sağ siyasetin
ürettiği “çaresizlik” duygusu karşısında neden herhangi bir protesto eyleminde
bulunmaması, bulunamaması ile ilgili.
Yıllarca
meydanlarda solcu öğrencileri gördük. Özellikle Ankara’da gazetecilik yaptığı
yıllarda Kızılay Meydanı adeta bir demokrasi arenasıydı. Gazeteciler,
eylemciler ve polisler artık birbirimizi tanıyorduk ve bu üçlü birbiriyle arkadaşlık
ilişkisi içine dahi girmişti.
Solcu
gençler eylem olacağında bizi telefonla ararlardı. Kalabalık Kızılay meydanında
toplanmaya başlarken polis telsizlerinden anonslar geçmeye başlardı. Bir
keresinde Kızılay Meydanı iki günden fazla eylem alanı olmuş, binlerce
protestocu meydanda yatıp kalkmış ve bu yönüyle de tarihe geçmişti... Her eylem
hemen hemen her zaman polisin müdahalesiyle sona ererdi. Taşlar atılır, coplar
kafalarda patlar, pankartlar, dövizler sağa sola saçılır, kan revan, saatlerce sürerdi
hatta sokak aralarına taşardı.
Bu
eylemlerin hemen hepsi “hak” arama eylemiydi. Bugün hâlâ çözülmemiş olan “YÖK”
meselesi, “eğitimin parasız olması”, “işçilerin hak ettikleri ücreti almaları”,
“hukukun uygulanması”, “cezaevlerindeki haksız uygulamalar” kısaca “insan gibi
yaşamak” idealleri vb. için “hak” arayışı ile yapılan eylemlerde her zaman
gencecik solcu üniversite öğrencileri olurdu. Zaman zaman onlara işçiler
katılırdı; Zonguldak’tan ve benzeri yerlerden. Burada elbette Amerikan ve
Amerika’nın temsil ettiği kültürün karşıtlığına yönelik protestoları ifade
etmek gerekir. Aşağı yukarı yirmi yıla yakın bu eylemleri takip ettim, gazeteci
olarak meydanlarda.
O
zaman şunu fark etmiştim ki, bu elbette literatürde de vardı sol düşünce aynı
zamanda bir eylem söylemi ve pratiğine de sahipti. Solun bir protesto kültürü
vardı. Sol ile meydanlar arasında uzun yıllardır süren bir etkileşim mevcuttu
ve bu sol ile meydanları bir mekân kültürü içinde de buluşturmanın pratiğiydi.
Yanı sıra güvenlik güçleri de solun bu yapısını bilirdi ve buna göre kurulmuş
bir düzeni, uygulaması, tartışmalı da olan karşı oluşumu ve pratiği söz
konusuydu.
Yetmişli
yıllardan iki binli yıllara kadar sol ile meydanlar arasındaki bu bağ hemen
hemen hiç kesilmedi ve bu sayede, birçok “sağ” direnişe rağmen ve dökülen
kanlarla beraber haklar da elde edildi. Eğitim, hukuk, işçi işveren konuları
başta olmak üzere eylemler üzerinden birçok hak alındı, gasp edilenlere karşı
ve rağmen. Sol eylemleri adeta düzenin yeniden üretiminde bir aşı görevi
görüyordu, tartışmalı eylemler olsa da ve çok sıkıntılı zamanlar yaşansa da.
Ancak,
sağa eğilimin olduğu son yirmi yılda canlı, meydanları yeni bir kimlikle mekânsallaştıracak
bir eylem görme imkânı olmadı. “Türban” ve “Filistin” konularını bundan ayrı
tutuyorum. Sağ seçmen uzun zaman boyunca verdiği oyun arkasında dururken,
hiçbir olumsuzluk yokmuşçasına davranıyor; ya da gerçekten de onlar adına
ekonomide, adalet sisteminde, eğitimde vb. birçok alanda yaşananları sorun
olarak görmüyor veya yaşamıyor. Öyle değil elbette kanımca, bence sağ seçmen en
bu yazıya koyduğum başlıkta olduğu gibi protesto eylemi cahili. “Cehaleti” toplum
sal hareket bilinci ve pratik bilgisinin yokluğu bağlamında kültürel anlamda
kullanıyorum. Gördüğüm o ki sağ seçmen de birçok iktidar uygulamasından
muzdarip ancak ne ve nasıl bir protesto yapacağı, bu protesto eyleminin hem
kendisine hem de seçtiği iktidara zarar verip, eğer bir zarar olacaksa bunun
ülke için nasıl sonuçlanacağı gibi kendi kendini ikna edici argümanlarla
cehaletini de bastırıyor. Örneğin sağ partilere oy verenler protestoya nereden
başlayabilirler: Göçmenler! Ne söyleyebilirler? Ekonomi! Hangi görüşlerini dile
getirebilirler? Adalet!.. Elbette birçok başlık var.
Toplumsal
hareketler rasyonel seçim yapan bilinçli aktörler olarak tanımlanır. Toplumsal
hareketler verili bir politik düzene meydan okuyarak, yönetimde güçlü bir
konumda yer alan aktörlerle etkileşime geçer. Sosyolojik olarak toplumsal
hareketler, yani kolektif eylemler çoğu zaman zorunlu ve faydalı olan sosyal
değişikleri yönlendiren anlamlı eylemler olarak tanımlanmıştır. Toplumsal
hareketler, yeni kuralların ve normların ortaya çıkışına eşlik eder ve bu
hareketler mevcut normları dönüştürmeye yönelik girişimleri temsil eder.
Kolektif davranış, duyguların da devreye alındığı aslında toplumsal değişim ile
ilgili davranıştır. Bireysel katılımlar toplumsal hareketler için hayati öneme
sahiptir. Katılımcıların ise belirli bir kolektif bilince sahip olmaları
gerekir. Bireysel kimliğin örgüt kimliğiyle içselleşebilmesi için bireyin örgüt
kültürünü, daha geniş anlamda protesto kültürü konusunda belirli bir seviyede
öğrenmiş ve kabullenmiş olması gerekir.
Özetle
sağ siyasetin kendi faydası için kolektif eylem bağlamında kendi toplumsal
hareketlerini oluşturamadığını söylemek mümkündür. Bu ifadenin anlamının derin
olduğunu düşünüyorum. Yap-boz bir oyundur siyaset değil. Kendi toplumsal
hareketini üretemeyen sağ iktidarların kendi korkularını ürettiğini ve bu
korkunun sürdürülebilir olması için başta hukuk olmak üzere toplumsal olanı
sağlıklı tutan yapıların üretilemediğini ve ya da bunların kendi güvenliği için
feda edildiğini söylemek de mümkün.
(imaj: anonim
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder