13 Kasım 2024 Çarşamba

SAĞ SİYASET KARŞISINDA SAĞ SEÇMENİN PROTESTO EYLEMİ CAHİLLİĞİ


Sağ siyaset kendisini konsolide edecek sağ toplumsal hareketleri neden üretemedi?

Sol siyasetin kaybedip yavaş yavaş kabuğuna çekildiği, sağ siyasetin yükseldiği söylemi ayrı bir tartışma konusu. Benim buradaki savım, kendisini sağ olarak konuşlandıran seçmenlerin, sağ siyasetin ürettiği “çaresizlik” duygusu karşısında neden herhangi bir protesto eyleminde bulunmaması, bulunamaması ile ilgili.

Yıllarca meydanlarda solcu öğrencileri gördük. Özellikle Ankara’da gazetecilik yaptığı yıllarda Kızılay Meydanı adeta bir demokrasi arenasıydı. Gazeteciler, eylemciler ve polisler artık birbirimizi tanıyorduk ve bu üçlü birbiriyle arkadaşlık ilişkisi içine dahi girmişti.

Solcu gençler eylem olacağında bizi telefonla ararlardı. Kalabalık Kızılay meydanında toplanmaya başlarken polis telsizlerinden anonslar geçmeye başlardı. Bir keresinde Kızılay Meydanı iki günden fazla eylem alanı olmuş, binlerce protestocu meydanda yatıp kalkmış ve bu yönüyle de tarihe geçmişti... Her eylem hemen hemen her zaman polisin müdahalesiyle sona ererdi. Taşlar atılır, coplar kafalarda patlar, pankartlar, dövizler sağa sola saçılır, kan revan, saatlerce sürerdi hatta sokak aralarına taşardı.

Bu eylemlerin hemen hepsi “hak” arama eylemiydi. Bugün hâlâ çözülmemiş olan “YÖK” meselesi, “eğitimin parasız olması”, “işçilerin hak ettikleri ücreti almaları”, “hukukun uygulanması”, “cezaevlerindeki haksız uygulamalar” kısaca “insan gibi yaşamak” idealleri vb. için “hak” arayışı ile yapılan eylemlerde her zaman gencecik solcu üniversite öğrencileri olurdu. Zaman zaman onlara işçiler katılırdı; Zonguldak’tan ve benzeri yerlerden. Burada elbette Amerikan ve Amerika’nın temsil ettiği kültürün karşıtlığına yönelik protestoları ifade etmek gerekir. Aşağı yukarı yirmi yıla yakın bu eylemleri takip ettim, gazeteci olarak meydanlarda.

O zaman şunu fark etmiştim ki, bu elbette literatürde de vardı sol düşünce aynı zamanda bir eylem söylemi ve pratiğine de sahipti. Solun bir protesto kültürü vardı. Sol ile meydanlar arasında uzun yıllardır süren bir etkileşim mevcuttu ve bu sol ile meydanları bir mekân kültürü içinde de buluşturmanın pratiğiydi. Yanı sıra güvenlik güçleri de solun bu yapısını bilirdi ve buna göre kurulmuş bir düzeni, uygulaması, tartışmalı da olan karşı oluşumu ve pratiği söz konusuydu.

Yetmişli yıllardan iki binli yıllara kadar sol ile meydanlar arasındaki bu bağ hemen hemen hiç kesilmedi ve bu sayede, birçok “sağ” direnişe rağmen ve dökülen kanlarla beraber haklar da elde edildi. Eğitim, hukuk, işçi işveren konuları başta olmak üzere eylemler üzerinden birçok hak alındı, gasp edilenlere karşı ve rağmen. Sol eylemleri adeta düzenin yeniden üretiminde bir aşı görevi görüyordu, tartışmalı eylemler olsa da ve çok sıkıntılı zamanlar yaşansa da.

Ancak, sağa eğilimin olduğu son yirmi yılda canlı, meydanları yeni bir kimlikle mekânsallaştıracak bir eylem görme imkânı olmadı. “Türban” ve “Filistin” konularını bundan ayrı tutuyorum. Sağ seçmen uzun zaman boyunca verdiği oyun arkasında dururken, hiçbir olumsuzluk yokmuşçasına davranıyor; ya da gerçekten de onlar adına ekonomide, adalet sisteminde, eğitimde vb. birçok alanda yaşananları sorun olarak görmüyor veya yaşamıyor. Öyle değil elbette kanımca, bence sağ seçmen en bu yazıya koyduğum başlıkta olduğu gibi protesto eylemi cahili. “Cehaleti” toplum sal hareket bilinci ve pratik bilgisinin yokluğu bağlamında kültürel anlamda kullanıyorum. Gördüğüm o ki sağ seçmen de birçok iktidar uygulamasından muzdarip ancak ne ve nasıl bir protesto yapacağı, bu protesto eyleminin hem kendisine hem de seçtiği iktidara zarar verip, eğer bir zarar olacaksa bunun ülke için nasıl sonuçlanacağı gibi kendi kendini ikna edici argümanlarla cehaletini de bastırıyor. Örneğin sağ partilere oy verenler protestoya nereden başlayabilirler: Göçmenler! Ne söyleyebilirler? Ekonomi! Hangi görüşlerini dile getirebilirler? Adalet!.. Elbette birçok başlık var.

Toplumsal hareketler rasyonel seçim yapan bilinçli aktörler olarak tanımlanır. Toplumsal hareketler verili bir politik düzene meydan okuyarak, yönetimde güçlü bir konumda yer alan aktörlerle etkileşime geçer. Sosyolojik olarak toplumsal hareketler, yani kolektif eylemler çoğu zaman zorunlu ve faydalı olan sosyal değişikleri yönlendiren anlamlı eylemler olarak tanımlanmıştır. Toplumsal hareketler, yeni kuralların ve normların ortaya çıkışına eşlik eder ve bu hareketler mevcut normları dönüştürmeye yönelik girişimleri temsil eder. Kolektif davranış, duyguların da devreye alındığı aslında toplumsal değişim ile ilgili davranıştır. Bireysel katılımlar toplumsal hareketler için hayati öneme sahiptir. Katılımcıların ise belirli bir kolektif bilince sahip olmaları gerekir. Bireysel kimliğin örgüt kimliğiyle içselleşebilmesi için bireyin örgüt kültürünü, daha geniş anlamda protesto kültürü konusunda belirli bir seviyede öğrenmiş ve kabullenmiş olması gerekir.

Özetle sağ siyasetin kendi faydası için kolektif eylem bağlamında kendi toplumsal hareketlerini oluşturamadığını söylemek mümkündür. Bu ifadenin anlamının derin olduğunu düşünüyorum. Yap-boz bir oyundur siyaset değil. Kendi toplumsal hareketini üretemeyen sağ iktidarların kendi korkularını ürettiğini ve bu korkunun sürdürülebilir olması için başta hukuk olmak üzere toplumsal olanı sağlıklı tutan yapıların üretilemediğini ve ya da bunların kendi güvenliği için feda edildiğini söylemek de mümkün.

(imaj: anonim

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder