28 Ağustos 2024 Çarşamba

MODERN BİR AYARTMA BİÇİMİ OLARAK SAKLAMBAÇ


Gerçekte benim dediğim bana ait olan hiçbir şey kalmamıştır.

Benim dediğim protezdir, sahtedir.

Bir yandan doğal olanın cenaze törenindeyken bir yandan da vahşice bir iyileştirme programına katılmış gibiyiz.

Sanki dünya denen bir hastanedeyiz; yaşam denen bir hastalığa yakalanmışız; bize hep yaramızı, acımızı, sıkıntılarımızı, hatta gerçek olan her şeyimizi saklamamız, onlardan uzak durmamız, onlarla bütün irtibatımızı kesmemiz, onların bize kazandıracağı bir deneyim olmadığı, aksine bizi utandıracağı, yaşamı bize zehir edeceği vs. söyleniyor. Ayrıca ötekinin yarasını ve elbette hiçbir şeyini görmezden gelmemizin bir zorunluluk olduğu anlatılıyor.

Nefes aldığımız bir koridor var ve bu klinik koridorda “ben seni tamir ederim”ciler bekliyor, akbabalar gibi.

Hiç hata yapmamamız, sürekli bir empati ve kendi içimize bakmamızın vb. bir zorunluluk olduğunu dayatılıyor. Bunun normal olduğu da bu dayatmanın bir parçası olarak yansıtılıyor. Böyle olmamamız halinde hiçbir şey elde edemeyeceğimiz, ilişkiler kuramayacağımız, etkileşimlerde bulunamayacağımız, hayatımızı kazanamayacağımız, kısaca yaşayamayacağımız  ifade ediliyor.

“Özne” olduğum söyleniyor.

“Birey” olduğun üzerinde duruluyor. Ama onların öznesi ve onların bireyiyim. Sözleşmişçesine hepimizin hayatlarının şu veya bu ad altındaki birilerine ihale etmemizi salık veriyor. Onların bizi kendimize getireceğini, başarıdan başarıya koşturacağını, zirveye çıkaracağını, bizi mutlu edeceğini ve dahasını müjdeliyor. Ama “ben tamir ederimciler” olmadan olmayacağı da bir zorunluluk olarak dayatılıyor.

Beni kendimi hiçbir zaman bulamayacağım bir saklambaç oyununa atıyorlar. Bir plastik, protez, hep dıştan bir iradeyle bağlı ben üretiliyor. Yaşam oyun olsun diye bir yaşama dönüşmüş durumda; oyuncular başkasınca yazılan tekstlere uymak zorunda.  Kendi içine bakan herkes duyumsayabilir bunu.

Sanki hepimiz kurtarılmaya bekleyen kurbanlar gibiyiz. Kurtarıcılar kim? Bizi ateşe atanlar değil mi? Kendi anlamımızı üretmemize izin verilmeyen bir yaşamda üretilmiş bir anlam harcamaktan, uzaklaşmaktan, görmezden gelmekten geçiyor.

“Ben yarama bir kez bakayım, yaramla dertleşmeme ihtiyacım var” dediğinizde size yaranız gösterilmiyor; hemen şu veya bu biçimde ruhsal veya sosyal bir protez uygulanıyor. Böylece sadece kendi gerçekliğimden kopmuyorum, kendi anlamımdan da kopuyorum. Beni kendimi bulamayacağım bir saklambaç oyununda bırakmak öldürmek değil mi?

Kısaca: Kendimizi yaşamayı göze almak gerekir, bu yola girmek gerekir; kendi hayatını yaşamayı sonraya bırakan; yolunda bir ırmağa rastlayıp da akıp geçmesini bekleyen insana benzer, ırmak hiç durmadan akıp gidecektir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder