Çok klişe gibidir değil mi: “Bana arkadaşını söyle sana kim olduğunu söyleyeyim.
Ya
da birlikte olduğumuz insanların ortalaması olduğumuz savı?
Yaşam
aslında bir kısır döngü; bu kısır döngüyü bilinçsizce kırma girişimlerimizdir
aşık olmamız, sevmemiz, sevgili, dost, arkadaş, eş vb. arayış, pratik ve
oyalanmalarımız.
Temel
bir değişiklik gerçekleştirmeden gösterdiğimiz bütün çaba yaşamın
kısırdöngüsüne katkıdan başka bir şey olmasa gerek. Belki de bu yüzden
çoğumuzun yüzünde buruk bir gülümseme var, kendisinden habersiz olduğumuz. Belki
de kırılganlığımız ve bu kırılganlığımız gizlemenin bir yöntemi olarak öfkemizin
temel kaynağı şu temel değişikliği yapmamamızdır.
Nedir
bu temel değişiklik?
Bir
tutkuya kapılık gitmek ya da öfkeyle veya kederle kendini kaybetmek…
Hemen
hiçbir zaman kendimizden koptuğumuzun farkına varamayız.
Çoğumuz
bizim olmayan hayatları yaşarız ve “biz” dediğimizde o sorunsala işaret
etmekten başka bir şey yapamayız.
Belki de en başta tespit etmemiz gereken şey “kimin”
veya “kimlerin” hayatını yaşadığımızdır. Bu daha ilk aşamada bize vasatlık
kısırdöngüsünden kurtulma fırsatı verecek ve yaşamı da yeni bir hayatın giriş
kapısı haline dönüştürebilecektir.
Ama
daha ilk anda “ben kimsenin hayatını yaşamıyorum” tepkisiyle de
karşılaşabiliriz. Bu düşünce bir melankolidir.
Bir
vasatın içinden gelip vasata katkı mı yapıyoruz, yoksa bir vasatın içinden
gelip o kabuğu kırdık mı? Hoş burada vasatı kötülemiyorum; mesele vasatın şu
veya bu nitelikte olması değil; buradaki temel argüman vasatı üreten ortam ve biz
bu ortamda nerede duruyoruz?
Eskiyi
reddedebilmek için yeniyi bilmemiz yetmiyor, onu içselleştirmemiz de yetmiyor,
yeniyi aktive edip, hayata geçirmemiz, eyleme dökmemiz, pratik etmemiz gerekir,
her şeye rağmen. Buna karşı direnç ise benim kendimden kopup kopmadığım, daha
açıkçası beni kimlerin inşa edip etmediği son derece önemlidir. Daha açıkçası
benim kendime yalanım ve kendime direncim beni kim yapıyor; vasata uyduran biri
mi, vasatın inşasına uyumlu biri mi, eskiyi reddederken yeniyi inşa edemeyen
ama kendini yeniyle hemhal oluyormuş gibi kandıran biri mi?
Vasatın
sürüyle bağı kutsaldır, vazgeçilmezdir, bir inanış, bir ibadet biçimi, bir
tapınmadır.
Vasatın
bütün niteliğini üreten sürüyü hayal kırıklığına uğramayı reddedişi kadar
hiçbir şey ele vermez.
Vasatın
dışına çıkmak öylesine enderdir ki, çünkü ancak insan kendi kendini kendinden inşa
edebildikten sonra, bir değerli yalnızlaşmayla buna ulaşabilir. Ötekilerin
gözünde kendini çekilmez kılmayı ilmeyen kimse de yalnızlığına göz kulak olamazJ.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder