Sanki her şey bir şey tarafından yutulmuş gibi mi?
Derin
bir kopuş yaşıyoruz.
Bu
kopuş bize uzakmış gibi ama biz de bu belirsizlik içinde belli belirsiz bir
kaygının, görece bir hüsranın kalıntılarına maruz kalıyoruz.
Çağımızda
geçerli olan, her koşulda pozitiflik eğilimi ya da zorunluluğu bana insanın
kendi kendine şiddeti gibi geliyor; çünkü bu durum bir zorluk tuzağına düşen
kişiye suçluluk duygusu vererek ıstırabını daha da katlanılmaz hale getiriyor:
“Tekrar
sıçrama”yı bilmek, “şeyleri olumlu ve iyi tarafından görmek” bilmediğimizdendir.
Eninde sonunda hüznün ve kaygının sorumlusu kendisimiz oluruz, adeta bunu kendimiz
kendimize bilerek yapıyormuş gibidir.
Bu
durum aslında gerçekliği ve o yaşadığımız hüsranın derinliğini inkâr etmenin
bir şeklidir.
Bir
özne olarak varoluşumda başarının teşkil ettiği hedef bir ilişkiye ya da
terfiye atfettiğim önemin değersizleştirilmesi ve bir başka şeye geçmesi
beklentisi oluşturur. Git gide daha sıklaştırdıkları bahanesiyle bazı
kopuşların dramatik boyutu azımsanır. Ancak bize dokunmaz ve derinlemesine
sarsmaz oldukları anlamına gelmez.
Belirsizmiş
gibi gelse de kopuş bizi çoğu zaman bir yoksunluk ve yoksulluk içinde bırakır:
Kim olduğumuzu, ne, ne için, kim adına, nereye kadar yapmamız gerektiğini,
bunun bana ne getireceğini bilmeyiz artık. Kendi değerimizden şüpheye düşeriz,
duygusal dayanak noktalarımızı kaybetmişizdir. Ama kopuştan kaynaklı o boşluk
aynı zamanda doldurulacak bir kendine mekân, kendine has bir zamandır.
Eski,
iyinin bağrında kendini gösteremeyen yeteneklerin, niteliklerin ve arzuların su
yüzüne çıkabildiği bir yerdir.
Dolayısıyla
bütünleyici yani hem benliksiz yani alter ego’suz bir yaşamı evcilleştirmek zorunluluğumuz
vardır. Öyle ya bu yaşam nasıl bir yaşamdır: Sessiz, en azından bir süreliğine
kefilsiz, mevcudiyetiyle varoluşa ritmini ve anlamını veren o ötekinin olmadığı
bir yaşam mıdır bu? Önceki yaşamın ve o etkileşimler tarafından bize sunulmuş
ve yutulmuş, koparılmış kimliğin yasını tutmak. Çaresizlik ve yalnızlık
mekânını kişisel mekâna dönüştürüp yeniden sahiplenmek ve onda ikamet etmek
gerekliliği vardır. Yeni bir yaşama ruhsal olarak yerleşmek elbette zaman alır
ve bu doğaldır. Tıpkı hastalandığımızda olduğu gibi, bir nekahet dönemi vardır.
Tek başına yürümeyi öğrenmiştik. Uzun süre bir başkasına ayak uydurmuşken
adımlarımızı yine kendi başımıza atmamız gerekir. Toplumun heyheyi içinde bir
nevi yepyeni bir solo koregrafi icat etmemiz gerekliliği vardır. Kopuş çalışması
aynı zamanda yeniden üreticilik alıştırmasının kaybı üzerine bir çalışmanın
kendisidir.
Durmadan
kayıp tecrübesi yaşarız ama önce neyi, nasıl ve neye karşılık kaybettiğinizi bilmemiz
bize hayatımızda bir kopuş olduğunu gösterecektir. Her şeyin geçici ve müphem
göründüğü bir çağda, kalıcı bağlar da son derece değerlidir.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder