22 Ağustos 2024 Perşembe

KİM OLDUĞUMUZ BİLMEK: KOPUŞ VE TEKRAR SIÇRAMAK


Sanki her şey bir şey tarafından yutulmuş gibi mi?

Derin bir kopuş yaşıyoruz.

Bu kopuş bize uzakmış gibi ama biz de bu belirsizlik içinde belli belirsiz bir kaygının, görece bir hüsranın kalıntılarına maruz kalıyoruz.  

Çağımızda geçerli olan, her koşulda pozitiflik eğilimi ya da zorunluluğu bana insanın kendi kendine şiddeti gibi geliyor; çünkü bu durum bir zorluk tuzağına düşen kişiye suçluluk duygusu vererek ıstırabını daha da katlanılmaz hale getiriyor:

“Tekrar sıçrama”yı bilmek, “şeyleri olumlu ve iyi tarafından görmek” bilmediğimizdendir. Eninde sonunda hüznün ve kaygının sorumlusu kendisimiz oluruz, adeta bunu kendimiz kendimize bilerek yapıyormuş gibidir.

Bu durum aslında gerçekliği ve o yaşadığımız hüsranın derinliğini inkâr etmenin bir şeklidir.

Bir özne olarak varoluşumda başarının teşkil ettiği hedef bir ilişkiye ya da terfiye atfettiğim önemin değersizleştirilmesi ve bir başka şeye geçmesi beklentisi oluşturur. Git gide daha sıklaştırdıkları bahanesiyle bazı kopuşların dramatik boyutu azımsanır. Ancak bize dokunmaz ve derinlemesine sarsmaz oldukları anlamına gelmez.

Belirsizmiş gibi gelse de kopuş bizi çoğu zaman bir yoksunluk ve yoksulluk içinde bırakır: Kim olduğumuzu, ne, ne için, kim adına, nereye kadar yapmamız gerektiğini, bunun bana ne getireceğini bilmeyiz artık. Kendi değerimizden şüpheye düşeriz, duygusal dayanak noktalarımızı kaybetmişizdir. Ama kopuştan kaynaklı o boşluk aynı zamanda doldurulacak bir kendine mekân, kendine has bir zamandır.

Eski, iyinin bağrında kendini gösteremeyen yeteneklerin, niteliklerin ve arzuların su yüzüne çıkabildiği bir yerdir. 

Dolayısıyla bütünleyici yani hem benliksiz yani alter ego’suz bir yaşamı evcilleştirmek zorunluluğumuz vardır. Öyle ya bu yaşam nasıl bir yaşamdır: Sessiz, en azından bir süreliğine kefilsiz, mevcudiyetiyle varoluşa ritmini ve anlamını veren o ötekinin olmadığı bir yaşam mıdır bu? Önceki yaşamın ve o etkileşimler tarafından bize sunulmuş ve yutulmuş, koparılmış kimliğin yasını tutmak. Çaresizlik ve yalnızlık mekânını kişisel mekâna dönüştürüp yeniden sahiplenmek ve onda ikamet etmek gerekliliği vardır. Yeni bir yaşama ruhsal olarak yerleşmek elbette zaman alır ve bu doğaldır. Tıpkı hastalandığımızda olduğu gibi, bir nekahet dönemi vardır. Tek başına yürümeyi öğrenmiştik. Uzun süre bir başkasına ayak uydurmuşken adımlarımızı yine kendi başımıza atmamız gerekir. Toplumun heyheyi içinde bir nevi yepyeni bir solo koregrafi icat etmemiz gerekliliği vardır. Kopuş çalışması aynı zamanda yeniden üreticilik alıştırmasının kaybı üzerine bir çalışmanın kendisidir. 

Durmadan kayıp tecrübesi yaşarız ama önce neyi, nasıl ve neye karşılık kaybettiğinizi bilmemiz bize hayatımızda bir kopuş olduğunu gösterecektir. Her şeyin geçici ve müphem göründüğü bir çağda, kalıcı bağlar da son derece değerlidir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder