Aniden ölümün özünü kavramak aslında yaşamın özünü kavramaktır…
Bir
gün bedenimi ruhumdan ayrılmış olarak gördüm. O an farkına vardım hayatın ve güzelliğimin
kaynağının ne olduğunun.
Ve
çok iyi anladım yaşamın ne demek istediğini: Artık daha derin değil, daha içten
bakıyorum her şeye.
Şimdiyi,
tam da şu anda yaşamanın o kendine has keyif vericiliğinde zevkle yolculuk
ediyorum. Her adımda, her şeyde kendimden dipdiri bir parça görüyorum.
Ne
uykuya ne de rüyaya feda edilmiyor taş bir yastıkta da olsa baş. Ne aklım duygularımın,
ne de duygularım aklımın hamalı değilken, çocuksu bir hevesle uyanıyorum her
uykumdan.
Her
sabah bir şeytan uçurtmasıdır kahvaltı masam ve bir bebek emeklemesidir artık
kahvaltım; balonu yüzünde patlatılmış o çocuk da olsam.
Daha
hızlı değilim, daha yavaş değilim; sadece yaşamak heveslisiyim ve hayretimi taze
tutan ne varsa kendilerine borçlandığımı söylüyorum kararlılığımdan taviz
vermeden.
Daha
çok sevmiyorum, daha az sevmiyorum, farkına vararak seviyorum.
Daha
az konuşuyorum kendimle de; dinlemenin o kendine has dokusunun yaydığı tütsü bütün
bedenimi sarıyor. Dünyanın öbür ucunda bir kelebeğin konduğu için kırılan dalın
sesini duyuyorum. Daha çok inanıyorum o zaman kendime; daha çok sessizleşiyorum
duymak için her sevinci, her kederi.
Tanrının
hep bir başlangıcı işaretleyen trajikomik gerekçeleri beni büyülüyor.
Farkına
vardıkça büyük adanışları alaylı tebessümlerle değiş tokuş etmeyi öğrendim.
Mızmız
bir çocuk gibi en tatlı yerinde oyunu bırakmadım; hayal kırıklığına uğrayacağım
elbette daha çok yol var önümde.
An’dan
avuç dolusu yararlanmayı öğrendiğimde, artık yarından çekinmiyorum. Farkına
varmak harikalar üretir, boşluğu cevhere dönüştürür, besleyici olan o an’a dair
boşluğun ta kendisidir.
Kötümserin
içinde işe yaramaz bir doymamış kötü yüreklilik vardır, iyi yüreklilikle
sürekli kavga eden.
Don
Kişot, iyimser bir uyanışın, hiç yaşlanmayan bir gençliğin temsilcisidir:
Kendine yaşam icat ediyordu.
Yaşam!
Yarını olmayan bir mümkün.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder