26 Ağustos 2024 Pazartesi

HİSSETTİĞİMİZ YA DA SERGİLEDİĞİMİZ DUYGULAR: DUYGUSAL ÖLÜM


Duygu estetiği mümkün mü? Bu estetiğin bırakın karşımızdaki muhatabımızı bizdeki etkisi nedir? Benliğimiz duygu estetiği karşısında nasıl bir pozisyon alır ve bunun sonuçları neler olabilir?

Duygularımızın da üretildiğini kabul edebiliriz. Üstelik bu üretimin sadece benimle ilgili olmadığını da buraya kayıt düşmek gerekir.

Gündelik yaşam bir etkileşimin üretilme alanıdır. Rutinlerin, olağan olanların olağandışı ve rutin dışını belirlediği gündelik yaşamda duygularımızı da üretiriz.

Gündelik olağan veya olağandışı sürprizlerin etkileri olur. Bu sürprizler nedir? Bu sürprizler katalogu doğumdan ölüme kadar tamamen sınırsız ve ama hayatın, gündelik yaşamın akışı içindeki rutinlerdir.

Bir arkadaşımız doğurmuştur. Bir diğeri evlenme kararı almıştır. Bir diğeri düşüp ayağını kırmıştır. Bir başkası annesini kaybetmiştir. Liste uzadıkça uzar. Bütün bunlar bizde duygusal etkileşimlere neden olur. Hepsiyle tek tek ilgilenirken bir şey yaparız ve bu bilinçsizcedir: Çocuğu olanla seviniriz, evlilik kararı alanla umutlanırız, ayağını kıranla üzülür, annesini kaybetmiş olanla ağlarız.

Gün içinde girdiğimiz roller (anne, baba, öğretmen, iş arkadaşı, kasiyer, pazarlamacı, vb.) ne kadar farklıysa duygu üretimimiz de o derece fazla ve hatta yoğun olur. Peki, bu roller üzerinden yaşadığımız duygular hissettiğimiz duygular mıdır yoksa sergilediğimiz duygular mıdır? Bunu nasıl belirleriz? Bunu belirlemek ne anlama gelir?

Hissettiğimiz duygular ile sergilediğimiz duygular birbiriyle örtüşmüyor ise bu bir çatışma eşiğine işaret ediyor. Olması gereken ile olan arasındaki uyumsuzluk çatışmaya neden oluyor. Bunun en tipik örneğini öğretmenlerde, kasiyerlerde veya hosteslerde görmek mümkün? Onlar gülümsemek, pozitif olmak zorundadırlar; zorunluluk burada artık kurumsallaşır; yani duygular, o anki ruh hali satın alınmıştır ve kuruma aittir. Bu derin bir duygusal yabancılaşmadır.

Duygusal uyumun olmadığı her ilişkide vardır bu yabancılaşma; yani hissettiğimiz ile sergilediğimiz duygular arasında farkın olduğu bütün etkileşimlerde bu yabancılaşmayı yaşamak mümkündür.

Uzatmayayım: Bireysel duygu üretimi ve yönetimi mümkün görünüyor. Dolayısıyla duygu estetiği de imkân dâhilinde. Cenazede üzülür, düğünde kahkaha atarız. Burada bir sorun görünmüyor ama tıpkı diğer zorunluluklarda olduğu gibi duygusal zorunluluklarımızda oluyor ancak bu bizde bir çatışma ve yabancılaşma doğuruyor.

emek sürecinde ürün bir gülümseme, bir ruh hali, duygu ya da ilişki olduğunda, bunlar artık bize ait olmaktan çok şimdi ve buradalıkta girilen rolün zorunlulukları oluyor. Nihayetinde durun benliğin erozyona uğramasına, duygusal uyumsuzluk, tükenme ve son kertede DUYGUSAL ÖLÜMe kadar gidebiliyor.  

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder