Hakikatin yitirildiği, önemsizleştirildiği ve görmezden gelindiği zamanda hiçbir şey kendi gerçekliğinde değildir.
Hakikat
öldüğünde geri kalan her şeyin yaşamından şüphe edebilirsiniz.
Bir
kaosta yaşamak nedir?
Kimileri
bugünkü hakikat rejimini post-truh çağ olarak niteliyor.
Doğruyu
söylemekten kaçınmak, hile yapmak veya gerçeği gizlemek bugünün konusu değil.
Tarih insanlığın türlü nedenlerle yalan söylediğini gösterir anekdotlarla iç
içedir. Özellikle habercilik ve siyasi mecra söz konusu edildiğinde kulağa
tanıdık gelen yalanların örneklerine rastlamak bir rastlantıdan ötedir. Ancak
günümüzde hakikat ile ilgili yeni olan ve sosyal hayatı, etik yaşamı sekteye
uğratacak, krize sürükleyecek kadar ciddi bir sorunun varlığına işaret etmek
gerekmektedir. Sözü geçen sorun, hakikatin görmezden gelinmesi veya umursanmaması
şeklinde özetlenemez. Yanı sıra problemin daha kaotik yanı bu tutumun yaygın
bir davranış tipi olması ve samimiyetle çelişmeyecek bir şekilde diğerleri
tarafından yorumlanabilmesinde de yatmaktadır. Bu nedenle YALANLAR ARTIK
KİŞİLERİN ÇOK ZORDA KALDIĞI ZAMANLARDA SIKILA SIKILA SÖYLEDİKLERİ BİR ŞEY
OLMAKTAN ÇIKARAK GÜNDELİK YAŞAM İÇİNDEKİ HEMEN BÜTÜN SÖYLEMLERİNİN BÜYÜK VE
SÜSLÜ BİR BÖLÜMÜNÜ OLUŞTURMAKTADIR. Ayrıca açık ve seçik olarak diğer
varsayımlardan ayrılan bulguların, gözle görülür olguların varlığına rağmen
kişisel kanaatlerin bunların önüne geçebilmesi krizi derinleştiren başka bir
yanı olarak yaşama dâhil edilmiştir.
Yani
bir hakikat var mıdır?
Eğer
bir hakikat var ise bu nasıl bir hakikattir?
Hakikatin
bugünkü içler acısı hali dil oyunu olsaydı belki kabul edilebilirdi. Ancak HAKİKATİN
BİR FAİLİ MEÇHULE KURBAN GİTMESİ HERKESİ ŞÜPHELİ YAPIYOR. Kimse kimseden
şüphelenmiyor veya herkes kendisinin temiz olduğunu iddia ediyor.
Hakikatin
yitirildiği, önemsizleştirildiği ve görmezden gelindiği, herkesin bir başkasının
yalan söylediğini iddia, herkesin kendisinin temiz olduğunu savunduğu,
özellikle de öznenin kendisine sürekli pir-ü pak imajı çizdiği bu zaman post-truh
olarak adlandırılıyor.
Oysa
bilginin değerini erozyona uğratıldığı, kişilerin bilmedikleri her konuda görüş
beyan edebildikleri ve spesifik politik erdem hallerinin hiçe sayıldığı bu an
insan için varoluşsal tehditler barındırmıyor mu?
Bizzat
oldukça da uzun süredir deneyimlediğimiz bu kaotik durum yüzünden hızlıca
niteliğin yitirilmesi, uzun süreli ve rasyonel planlamalar yerine kamusal
alanın günlük kaygı ya da çıkarlarla organize edilmesine şahit oluyoruz.
Hatta
görece bir alacakaranlık özellikle inşa edilmiş durumda. Hakikatin çarpıtıldığı
veya yok edildiği bu mecraya uygun politikacıların varlığı da kaçınılmazlıktan
öte bir toplumsal vasatın hakikate bakışını ortaya koyması açısından trajik
değil mi?
En
başta Trump gibi çağın ruhuna uygun son derece özel bir tipe sahip politikacılar
hem post-truth çağın nedeni hem de sonucu olarak kabul edebiliriz. Koşulsuz
gücün peşine düşen bu liderler ya da politikacılar ironinin/alaycılığın,
korkunun ve bıkkınlığın kişileri hileye ve yalan söylemeye yönelteceğini tahmin
etmekteydiler. Öyle olmadı mı? Hakikat sonrası siyaset, kamu politikasını
görmezden gelerek, duygulara/inançlara hitap ederek ve olgularla desteklenmeyen
bir mesajı tekrar tekrar öne sürerek siyaset yapma kültürünü yerleştirmedi mi?
Bu bir kaos, bir yıkım değil mi?
(imaj:au

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder