25 Ağustos 2024 Pazar

DUYGULAR, MANTIK, KİŞİSEL GELİŞİM VE RASKOLNİKOV


Hayatımız gül ile baltanın buluşması değildir. Sahtelikler, artık onların yükünü çekmek istemiyoruz; ne de onlara kanmak veya suç ortağı olmak. Kimileri bir virgül için ölünen bir dünya isteyebilir ama biz yaşamak düşlüyor ve hakkıyla yaşamak istiyoruz.


İnceliklerimiz dolayısıyla ötekilerin gölgesinde hayat sürmek istemiyoruz. Kendi hakikatimizi neden kuytuda tutalım ki? Neden uçuruma çekilelim, üstelik bu uçurumu kendimiz kazdığımıza inandırılmış olarak?

Duyguların tarihi, şiirin, romanın, hikâyenin tarihi olduğu kadar hatta ondan daha çok insanın tarihidir. Hayatı sürgünün ve veremin eşsiz bir karışımı yapmaya çalışanlara karşı duygular siper olmuştur. Bazı insanlar dolunayın gölgesinde doğmuş olmalılar; tahayyül edilebilir ki, ne kendilerinden haberleri var ne de gölgelerinin üzerine düştüğünden.

Bazı insanların tahammülü sınır tanımaz, çılgınlıkta dahi. Neye tahammül edeceğimizi kim belirliyor? Bunca tahammül sonrası selametin adı nedir?

Hakiki olan sevilmeye değerdir. Bulanık ve dumanlı olan reddedilir. Şiirin ve metafiziğin de kendine göre sevilecek halleri vardır, hırpalanmış olsalar da. Bir mahkeme zaptı kadar kesin olan nedir hayatta? Hayatımızda başarısızlığa uğramak neden hemen gül ile baltayı buluşturuyor? Duyguların desteği olmadan kim mantığın o her an kayıtsız şartsız kendine inanmışlığının sahteliğine düşme riski taşıyan bencilliğiyle kendi yolunda gidebilir ki?

Bir tek yüzeysel kafalar duygulara kabaca yaklaşırlar. Bu insanların nezdinde hayat anlamsızlığa doğru özel ve iletişimi mümkün olmayan bir evrene doğru yönelir. İster şuna ister buna yönelik olsun gösterdiğimiz anlaşılır bir duygusallık bize neden eskimiş veya bayağı görünsün? Duygulardan fersah fersah uzakta olduğumuz zaman, o ani iç geçirme ihtiyacı ile yeniden duygudan pay alırız. Biz lirik lanetli lirikler değiliz.

Bizim birer Raskolnikov olmamız mı isteniyor, mazeretim olmasa da cinayet işleyeyim ve önce kendimden başlayayım, arzumu, hazzımı öldüreyim. Kendiliğimizi kendimizi öldürerek buldurmak isteyenler, o bütün piyasa oyuncularıyla yok olup gitme korkusunu yaşayanlar iş edinir bunu.

Varlığımıza hiçbir piyasa sözcüğünün köstek olmadığı çağlara, ünlemin ön söz olduğu, hakikatin cennetine, piyasa oyuncularının deyişleri öncesindeki neşeli saflığa geri dönsek ne olurdu sanki!

“Derin” olmak kolaydır: kendimizi kusurlarımızın afete dönüştürülmediği yerde yüzmeye bırakalım yeter.
(imaj:anonim

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder