Korkuyla, yıldırmayla yönetilen kalpleri nasıl ürettik?
Zihnimiz ve ellerimizle
birlikte duygulardır bizi bütünleyen. Özel hayat veya kamusal alan her yerde ve
zamanda duygular vardır. Duygunun olmadığı yerde hayat yoktur. Günümüzde meta-duygu
duygunun dönüşümünü imler. Meta-duygu duyguların bir metaya dönüşmesi
durumudur. Duygular bugün metalaşmamıştır ama günümüzde emek süreci içinde yeni
bir anlam kazanmıştır. Konumuz: Duygusal terör. Duygusal terör, duyguların teröre dönüştürülmesidir. Duygusal
terör, duyguların korku salma, yıldırma biçiminde araçsallaştırılması. Duyguları
teröre dönüştüren en yakınımızdaki insanlar olabileceği gibi, şirketler ve
siyasiler (ülke yöneticileri) olabilir. Duygusal terörün ürünü korkma, yıldırma
olduğu için insanlar veya toplumlar ya vazgeçerler ya da korkup-sinerek
yalnızlaşır veya hiç istemedikleri halde kendilerini güvende hissedebilecekleri
bir gruba dâhil olurlar. Duyguların rasyonelliğe bulaştırılması tehlikelidir. Gülen bir yüz ile öfkeli bir yüz
arasındaki fark o yüze bakanı hızla biçimlendirir. Sevmek ölmekle başlamadığı
gibi, Tanrı ile bağ kurmak da acıdan geçmeyi gerektirmez. İktidarlarca
politikleştirilmiş bütün sevme biçimleri Leyla ile Mecnun'da vücut bulur.
Bize öğretilen bütün
mitolojik ve tarihsel aşklar bireysel ve toplumsal duygu terörünün apaçık göstergeleridir.
Birbirini tüketen ilişkiler öyle kurulur. "Biz bir aileyiz"
şirketleri duygu terörünün gizlenip, yeşertildiği yerlerdir. En küçük krizlerde
aile fertlerinden biri veya ikisi feda edilir. Kurban kendine başka bir aile
bulmak için hızlı davranmak zorundadır. Kokuyla, yıldırmayla yönetilen kalpler
üretilmiştir. Duyguların
ticarileşmesinden daha korkunç bir manzaradır duygusal terör. Kâğıt
fabrikasında çalışan bir işçinin kitapları sevmesi beklenemez ama kitapları
yakması seyirlik olabilir. Ayarlanmayan, bilinçli biçimde ayarlanmak istenmeyen
veya amaca dönük kurgulanan duygular ve bu duygular karşısında insanların
kendilerini metazori değiştirmesi, günümüzde en gözde değişimi haline
gelmiştir. Bu değişim o kadar ilginçtir ki, insanlar kendilerine uygulanan
duygusal terörün farkına bile varamamakta ama değişmektedirler. Çünkü;
- söz konusu duygusal
terörizm aynı zamanda kendi duygu tüketicisi üretir,
- bireysel ve toplumsal
duygu yönetimi ciddi bir çaba gerektirir ve buna çoğu insan özelikle güvenlik
bahanesiyle gerek duymaz kolay yolu seçer,
- duygusal terör,
duyguyla yönetileni bir metaya dönüştürür. Bir süre sonra duygusal terör
tüketicileri kendi tatmin noktalarını keşfederler. Burası aynı zamanda haz
alanlarıdır. Yüzeysel yapılan rol zaman içinde aktörle özdeşleşir ve korku ile yıldırma
yaşamın belirleyici unsuru halini alır. Nihayetinde duygusal terör duygusal tüketime dönüşmüştür. Günümüzdeki hemen her
alandaki iktidar ve yönetim (mikro ve makro) biçiminin temelinde duygusal terör
vardır... Bütün hastalıklar bize dışarıdan nüfuz eder ama hastalığı vücudumuz
üretmiş zannederiz.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder