24 Mart 2020 Salı

PUAN TOPLUMU: Nefretin ve sevginin ekonomisi


Yaşlı bir insana karşıdan karşıya geçerken yardım mı ettik, bir köpek yavrusunu petrol kuyusundan mı çıkardık… bu ve benzeri iyilikleri sosyal medya hesabımızda paylaştığımızda sayısız beğeniler alırken, bu sanal gerçeklik dolaşımında hiç tanımadığımız insanlardan övgüler alıyoruz. Bu bize kendimizi sadece iyi hissettirmiyor. Toplumun bir parçası olduğumuz hissini de güçlendiriyor. Bize bir özne olduğumuzu, o kolektif bilinç içinde bir yerlerde sürekli adımınız okunduğunu mutluluğunu yaşıyoruz.
Sevgi ekonomisinin bütün kârı, beğeni çekleri olarak adımıza yazılıyor. Tam tersi de mümkün. Bir kediye tekme atmak, bir yaşlıyla alay etmek veya başka şeyler. Bu kez üzerimize nefreti çekiyoruz. Hatta hukuk bile devreye giriyor. Hakkımızda suç duyuruları yapılıyor. Linç ekonomisinin çarkları bizi lime lime doğruyor. Bir gün içinde bile değil bir kaç saat içinde bir insana duyduğumuz sevgi, nefrete ve linçe dönüşebiliyor.
ALDANMA VE ALDATMANIN PRATİK MUTLULUĞU
Sosyal medya gerçekliği içindeki bu hızlı işleyen kolektif bilincin, aldatma ve aldanma pratiğini bir mutluluk haline getirmediğini söyleyemeyiz. Bu tam da bir bilinçsiz uyumdur. “Seks satar” düşüncesi, bir bilinçsiz uyumum içgüdüsel ve majör bir aracı haline gelmiş gibi. Kendi iyiliğimizin nihai kanıtı nedir: Şiddet ve nefretin cazibesi mi, yoksa iyiliğin uysal ağırbaşlılığı mı? Putlaştırıcı bir tuzak şovun parçası olmadığımızı söyleyebilir miyiz?  
HER ŞEYİN BEDELİNİ BİLİP HİÇBİR ŞEYİN DEĞERİNİ BİLMEMEK

“Reklamın iyisi kötü olmaz”, “Her şeyin komedisi yapılabilir” düşüncesinin bütün hayatımızı kuşatmasının, yapay kolektif bilincimizin depresif bir yanılgısı olmadığını hiç düşmeyiz. Biyolojiden kimyaya, fizikten tıpa neredeyse birçok bilimin, medyanın propaganda diliyle  ve elbirliğiyle bizi kendimiz olmaktan çıkardığı gibi toplumu da kendi olmaktan çıkardığını düşünebilir miyiz? Toplumda tıpkı birey gibi bir özne değil de son derece kullanışlı bir ortez ve protez haline getirilmemiş midir? Böylece içimizden birine kötülük veya iyilik yaparken puanlama yapılmıyor mudur? Düşünelim: Bireyin olduğu gibi toplum olmanın da gündelik hayatta unutulmuştur. Bu teze burun kıvırabiliriz: Peki yapay zekâdan önce bireyin, yani öznenin yaratıldığını düşünmez misiniz? Aynı şekilde yapay bir toplumdan önce toplumun kendi gerçekliğinden koparılabileceği ihtimali yok mudur?
BU KADAR DA OLMAZ SINIRINI KİM BELİRLİYOR?

Uzatmadan şunları da ekleyeyim: Corona virüs dolayısıyla yaşlıların dışarı çıkmaması konusunda bir kapmaya başlatıldı. Gördük ki yaşlılar buna çok uymuyor. Bunun nedenini sorgulamadık. Biraz öfkelendik yaşlılara. Baskı yaptık. Hatta biraz daha ileri gidip haklarında atıp tutmaya başladık. Bu atıp tutmalarımızın arasına komedi baharatı da ekledik ama onları bu şekilde aşağıladığımızı hiç düşünmedik. Ta ki biri daha fazla puan kazanmak için kamerasını açıp, yaşlı bir insanla alay edene dek. Bir anda hepimiz bu kadar da ileri gidilmeyeceğini söylemeye başladık. Bu kez puanlar bize dönmeye başladı. Peki, bu kadarı kim belirliyordu ki? Ayrıca bu arada yaşlı insanlar ile toplum arasında durum “bu kadar” noktasına gelinceye kadar bir erozyon yaşanmadığını düşünebilir miyiz? Yani onlardan bir anda vazgeçebileceğimiz… Bunu Suriyeli göçmenlerde de yaşamamış mıydık? Yarın aynı şeyin obezler, engelliler vb. için olmayacağını düşünüyor musunuz? Düşünmüyorsanız yanılıyorsunuz. Çünkü nefret ve sevgi objelerimiz kolektif bilinçsizlikle bilincimize işleniyor. Bu gerçekçi olmayan objelerle aldanma ve aldatmanın pratik mutluluğunu yaşıyoruz. Arkamızdaki çoğunluğun, gücün konforlu bölgesinde sürü ahlakının rüzgârıyla militanlaşıyor olabiliriz. Rüzgâr her zaman tersine esebilir ve biz sadece kendi iyiliğimizin değil kolektif iyiliğimizin nihai kanıtlarını ve kanatlarını tamamen kaybetmiş olabiliriz. Bildik son cümle: En iyinin yozlaşması en kötüsüdür.(au

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder