28 Mart 2020 Cumartesi

PROF. DR. BOZKURT: CORONA VİRÜSÜ DİJİTAL TOPLUMU İNŞA ETMEYE BAŞLADI!


Bir yanda Covid-19 ile kapitalizmin sonunun geleceği kehanetinde bulunanlar, diğer yanda sosyalist bir ekonomi ve toplum modelinin, hem pandemiye hem de yönetimlere meydan okuyacağı varsayımında bulunanlar. Sosyolog, Prof. Dr. Veysel Bozkurt’a göre ise dijital toplum geliyor. Hatta home ofis dünya yönetimine geçiliyor.

CORONA VİRÜSÜ DİJİTAL TOPLUMU İNŞA ETMEYE BAŞLADI!

21. yüzyıl için sosyologlar çağı denir. Belki biraz iddialı gibidir ama bugün geldiğimiz bu kaos ortamında tıp bilimi ve sağlık çalışanlarıyla birlikte bütün dünyada da sosyologların ne söyleyeceğine odaklanılmış görünüyor. Bir yandan pandemiyle mücadele ederken, bir yandan ayaklarımızın altında yeryüzü kayıyormuş gibi hissediyoruz. Sadece bir tutunma ihtiyacından değil, eşikten nereye atlayacağımız konusunda da tereddütlerimiz var. İktisatçılar yeni ama kapitalizm mi, sosyalizm mi tam da belirgin olmayan öngörüler yapıyorlar. Yani aslına bakarsanız yine biraz piyasa gözünden bu korkunç olay değerlendiriliyor. Peki, sosyologlar durumu nasıl izah ediyor. Geleceğe yönelik perspektifleri neler? “Temkinli bir iyimserlik içindeyim” derken, önümüzde yeni bir hayatın açıldığını ifade eden, uluslar arası bir bilim insanı olan Sayın Sosyolog Prof. Dr. Veysel Bozkurt, blogum için sorularımı cevapladı. Bu röportajda bir sosyolog olarak elbette bir mucize sunup, bizi bugünkü dertlerimizden kurtaracak reçeteler vermiyor; daha önemlisini açıklıyor. Özellikle satır aralarında şu andan itibaren nasıl bir toplum olmaya başladığımızın verilerine ulaşmanız mümkün olacak. Eğitim öğretimin dijitalleşmesinde bir çok ilk ve önemli adımları da atan Bozkurt’un bugün geldiğimiz noktada devletlerin ve toplumların nasıl davranması veya davranmaması, bunu ne için yapmaları gerektiğine ilişkin derin ve anlamlı bir ufuk turu var aşağıdaki bu röportajda.  
SORU: Şu anda ağresif ve patolojik bir meydan okunanın karşısında olduğumuz
söyleniyor, yazılıyor. Böylesinin ilk kez görüldüğü de bir vak’a. Bir anlamda virüs küresel keyfimizi kaçırmakla kalmadı. Öldürüyor. Kitleleri eve kapanmaya zorluyor. Bu küresel iletişim ve etkileşim çağında tam da tıkır tıkır işleyen, zamanı ve mekânı ortadan kaldırarak dünyanın en uzak noktasıyla anında irtibat kurduğumuz teknoloji harikası bir bilgisayar gibi çalışırken, virüs sanki ironik biçimde bizi evimize değil de bir paradoksa hapsetmiş gibi. Sağlığımızı etkilemesini parantez içinde tutarsak bu virüsün, sosyal açıdan, bütün toplumlara ilk verdiğim mesajını nedir ve bu mesajı nasıl okumalıyız sizce?
VİRÜS TOPLUMLARI DERİNDEN ETKİLEYECEK
BOZKURT: Covid-19, sıkça dile getirildiği gibi insanlığın başına yüzyılda bir gelen türden felaket. Beklenildiği şekilde bu virüsün toplumlar üzerinde derin etkisi olacak. Bu etkinin nasıl ve hangi derinlikte bir etki olacağı biraz da krizin ne kadar uzayacağına bağlı. Eğer virüs bir an önce kontrol edilemez ve çok uzun bir süre insanlar evlerine kapanırsa, hem can kaybı hem de ekonomik kayıplar yüksek olacaktır. Artan işsizlik ağır sosyal sorunları tetikleyebilir. Burada kritik mesele, virüsün hangi sürede kontrol altına alınacağıdır. Virüsün ne zaman kontrol altına alınacağı konusunda uzmanların üzerinde uzlaştıkları bir süre de mevcut değil. Temennimiz kısa sürede kontrol altına alınması doğrultusunda.
KÜRESEL EKONİMİK BAĞIMLILIK VİRÜSE ERKEN MÜDAHALEYİ ZORLAŞTIRDI
Kriz küreselleşmeyi daha çok sorgulanır hale getirdi. Yükselen popülizm uzun bir süredir küreselleşmeye kuşkuyla bakanların sayısını artırmıştı. Bu krizle ülkeler kendi içlerine kapandılar. Çünkü küresel mal ve insan hareketliliği, virüsün kısa sürede yayılmasında en başta gelen faktör oldu. Çin’de krizin ortaya çıkmasından sonra, yurt dışına seyahatler daha erken durdurulabilirdi. Ülkeler arasındaki karşılıklı küresel ekonomik bağımlılık, devletlerin erken müdahalesini zorlaştırdı.
VİRÜSÜN ÜSTESİNDEN ULUS DEVLETLER Mİ GELECEK? 
Bu salgın küresel bir sorundur.  Normal koşullarda küresel bir sorunun çözümü de küresel olması beklenir. Ancak dünyada bu tarz büyük felaketlerle başa çıkmada faydalanılabilecek bir küresel yönetişim mekanizması yok. “Önce ben” (ya da “Amerika first”) diyen liderlerin başı çektiği bir dünyada her ülke/devlet kendi yarasını kendi sarmak durumundadır. Bu gelişme küreselleşmeye yönelik mevcut kuşkuları daha da artırmıştır. Uzun vadede İkinci Dünya Savaşından sonra görüldüğü gibi, küresel salgınlar karşısında Dünya Sağlık Örgütü türü örgütler güçlendirilebilir.  Şu an için mevcut sorunlarla başa çıkmada ulus devletlerden başka enstrüman yok.
SORU: Şu an henüz ortaçağdaki gibi olmasa da bir trajedinin içindeyiz. Panik havası 
olmasa da ya da en azından psikolojik bir direnç, özellikle sağlık çalışanlarının özverili çabalarıyla göreceli de olsa sağlıklı işlerken, belirsizliğin korkusunun, virüsün öldürdüklerinin acısıyla birleştiği ve bunun haklı bir endişe doğurduğunu hissedebiliyor. Endişenin önemli bir bölümü de bu durumun ne kadar süreceğiyle ilgili. Çünkü kimse bu konuda bir öngörüde bulunamıyor ama en az üç ay boyunca durumun sıcaklığını koruyacağı belirtiliyor. Bu durum özellikle toplumlarda hangi hasarları doğurabilir ya da doğurur mu?
GÜÇLÜ DEVLET KAYGI TOPLUMUNU ÖNLER
BOZKURT: İnsanoğlu en çok belirsizlikten korkar. Sizin de belirttiğiniz şekilde belirsizlik had safhada. Bütün hayatımız belirsizliği azaltma arayışı üzerine kurulur. Bunun yarattığı doğal bir kaygı artışı olacaktır. Burada esas olan kaygının kontrol edilebilmesidir. Kaygılarını kontrol ederek bunu uzaktan da olsa çalışmaya/üretime dönüştürenler olabileceği gibi, kontrol edemeyenler de olacaktır. Özellikle evde kalma uzar ve geçimini sağlama konusunda zorluklar artarsa, kaygının çok daha artması beklenebilir. Burada hükümetin izleyeceği politikalar önem taşımaktadır. Şunu da aklımızda tutalım devletler vatandaşına imkânları ölçüsünde destek verebilirler.
Gruba dışarıdan yönelecek bir tehdit, grubu kendi içinde kenetler. İnsanlar zorluklarla birlikte daha kolay başa çıkabileceklerine inandıklarında, toplumsal dayanışma güçlenir. Şu anda hepimizin varlığına yönelik bir tehdit var.  Bunun farkına varmamız ve aramızdaki geçmiş hesapları bir tarafa bırakarak birbirimize karşı sorumlu davranmamız önem taşımaktadır. Öfke ve nefret en çok taşıyanı zehirler.
Diğer taraftan eğer panik havası doğarsa, insanlar hayatta kalma güdüsüyle (bencilleşerek) tam aksi yönde hareket edebilirler.  Toplumsal bağlar çok daha zayıflayabilir. Bu sebeple herkesin sorumlu davranması önem taşıyor. Bir taraftan önlem alınması için riskler anlatılırken, diğer taraftan da sorunların birlikte aşılabileceğine dair umut aşılanması önem taşımaktadır.
SORU: Bu hasarlar, kalıcı veya değil, kısa vadede toplumların şekillenmesinde
bir veri olarak iyi niyetli veya kötü niyetli kullanılabilir mi? Yani misal yeni ulus devletler ortaya çıkabilir mi?  Çünkü yıllardır, kapitalizmin mabedi konumundaki Amerika’nın yıkılacağı varsayımları, bugün virüs merkezli komplo teorileri arasında koyuca tırnak içine alınıyormuş gibi. Ayrıca Avrupa toplumları yeni İngiltere gibi yeni bir Brexit için ülkelerine baskı yapabilir mi? Avrupalı liderler de bunu körükleyebilir belki. Ya da Çin’in yeni bir güç olarak ortaya çıkması düşünülebilir mi? Ya da bunu neden düşünsün bu toplumlar?
VİRÜS KONTROLDEN ÇIKARSA SERT ÖNLEMLER DEVREYE GİRER
BOZKURT: Bu salgın, hâlihazırda bütün toplumları etkilemeye başladı. Bu etkinin nereye doğru everileceği, daha önce de söylediğim gibi, virüsün evrim yönüyle yakından ilişkili olacaktır. Elbette bu etkiyi herkes kendi amaçları doğrultusunda kullanmayı deneyebilir. Virüs eğer kontrolden çıkacak ölçüde yaygınlaşırsa, kendi iç çatışmalarını çözememiş toplumlarda, politik anlamda parçalanmalar ya da bunları bastırmak için sert yönetim uygulamaları gelebilir.  Komplo teorilerine ben uzun yıllardır mesafeli dururum. O yüzden bu tarz öngörüleri ciddiye almıyorum. Sağlıklı/serinkanlı düşünme becerilerini bozduğu için insanlara zarar verdiğini de düşünüyorum.
Avrupa birliği ülkeleri arasında geçmiş yıllarda ekonomilerin daraldığı dönemlerde bütünleşme karşıtı popülist hareketlerin güç kazandığı görülmüştür. Ekonomilerin genişlediği dönemlerde ise tam aksine entegrasyon ve genişleme süreci hız kazanmıştır. Kazanan her şeyi alır anlayışına dayanan küreselleşme, 2008 ekonomik krizi ve sonrasındaki artan göç hareketleri, AB ülkeleri arasında bütünleşmeye kuşkuyla bakanların sayılarını artırmıştı. Nitekim Brexit biraz da bunun sonucu ortaya çıkmıştır.
ABD VE ÇİN’İN BİLEK GÜREŞİNDE VİRÜS TAM ORTADA DURUYOR

Çin salgın konusunda şu anda en deneyimli ülkedir. Elinde kaynağı da var. Bunu iyi kullanırsa çok sayıda ülke ile arasında güçlü köprüler kurabilir. Halen teknolojik ve ekonomik olarak dünyanın en güçlü ülkesi “Amerika first” diyerek hareket ettiği için,  Çin’in diğer ülkeler üzerindeki etkisi daha da artabilir. Nitekim geçtiğimiz hafta ABD’nin etkili dergilerinden olan Foreign Affair’da yayınlanan bir yazı dünyada Amerika’nın gerileyen, Çin’in güçlenen rolüne dikkatleri çekiyordu.
SORU üçüncü sorumla bağlantılı olarak toplumların sosyal devlet anlayışında veya
yönetimleri buna zorlama yeni bir açılım ortaya çıkar mı? Çünkü görüldü ki sosyal güvenlik sistemi de, sağlık sistemi de bu virüs karşısında çok da dirençli görünmüyormuş. Devlet var evet, sanayi var, özel sektör var vs. ama ilk anda olmasa bile örneğin ülkemizde, kısa bir süre içinde özel hastaneler, devletin kontrolüne geçti. Sosyal devlet anlayışında, sosyal güvenlik anlayışında yeni bir bakış açısı ortaya çıkar mı, kısa vadede olmasa bile orta vadede?  
BOZKURT: Bu salgın şunu gösterdi, her şeyi güç ve kazanç arayışı peşinde koşan aktörlerin eline bırakırsanız, kazanan çok küçük bir azınlık servetin çok büyük bir bölümünü alıyor. Bugüne kadar kazanç/güç peşinde koşanlar, toplumları kontrol edecek teknolojilere çok büyük yatırımlar yaptılar; ancak insanlığın kaderini etkileyecek salgınlar konusunda yeterince kârlı olmadığı için yatırım yapmadılar. Kuralsız küreselleşme sürecinde birçok ülkede gelir eşitsizliği arttı ve çalışma hayatı son derece güvencesiz hale geldi.
SOSYAL DEVLETE GEÇİŞ ERKEN BİR ÖNGÖRÜ 
Özel hastanelerin devletin kontrolüne geçmesi daha çok yaşadığımız olağanüstü durumla ilgili. Bu geçici bir durumdur; özel mülkiyete dayanan kapitalist sistemden devletçi sosyalist sisteme doğru bir makas değiştirme olarak görmek doğru değildir.
Önümüzdeki dönemde sosyal devlet ya da sosyal güvenlik sistemlerinde bir değişiklik olur mu şimdiden söylemek zor. Değişiklik ihtiyacı ve arzusu olsa bile, devletler elindeki kaynaklar ölçüsünde vatandaşına hizmet götürürler. Şimdikinden daha fazla sosyal koruma için gelirin daha adil dağıtılması ve üretimin artmasına ihtiyaç vardır. 
SORU:  Kapitalizmin de küreselleşmenin kimseyi korumadığı tam aksine çok kırılgan,
hatta toplumları kendine bağımlı birer nesne yaptığı ortaya çıkmadı mı? Çünkü durum o kadar dramatikleşti ki Avrupa’dan gelen haberlere göre insanlar virüs saldırı karşısında, ebeveynlerinden (yaşlı insanlardan) bir anda vazgeçebileceklerini bile sessizce ilan edebildiler; her ne kadar bu konuda yaşlı nüfusun gençleştirileceği komplo teorileri ileri sürülse de.
KÜRESELLEŞMEDEN EN ZENGİN YÜZDE BİR KAZANIRKEN, YÜZDE 99 KAYBEDİYOR
BOZKURT: Mevcut kapitalist sistem ve kuralsız neo-liberal küreselleşmenin birçok ülkede gelir dağılımındaki eşitsizlikleri artırdığını Stiglitz ya Piketty gibi iktisatçılar uzun yıllardır yazıyorlar. Birçok ülkede küreselleşmeden en zengin yüzde bir kazanırken, yüzde 99 kaybediyor.
Salgının başında “ölen ölür kalan sağlar bizimdir” ya da “sürü bağışıklığı” gibi bir anlayışla hareket eden ülkeler,  sorunun ciddiyetini gördüklerinde hızla bu politikalardan vazgeçtiler. Şu anda kimse piyasadan bir şey beklemiyor. Kısa vadede Keynes’in* dönüşünden bahsedebiliriz.
Kutuplaşmanın etkisiyle hem içeride bizden farklı düşünenlere hem de dışarıya karşı çok fazla önyargılı hale geldik. Önyargı bu kadar artınca, okuduğumuz haberleri de yargılarımızı doğrulayacak şekilde seçici algılıyoruz. Örneğin İtalya’da ya da İspanya’da olan durum Allah korusun bizim başımıza da gelebilir. 300 kişiye bakabilecek insanın olduğu bir hastaneye 3000 kişi başvurabilir. Çaresiz kaldığınızda kurtarma şansınız en yüksek olanları hekimler seçmek durumda olabilir.
Küresel bir felaketin yaşandığı bir dünyada üstünlük ya da kendini ispatlama arayışında olmaktan ziyade, benzer acıları/riskleri yaşadığımız insanları anlamaya çalışmak bize daha çok yakışır. Başkalarının açıları karşısında sevinme ya da böbürlenmek değil, olgunluk yakışır. En azından ben ülkemizin insanının çoğunluk itibariyle bu olgunlukta ve zengin gönüllükte olduğuna inanmak istiyorum.
DEĞİŞİM BEKLENTİSİ BİLE DEĞİŞİMİ TETİKLEYEBİLİR

SORU: Bugün baktığımızda ABD’de de Avrupa ülkelerinde de (özellikle İtalya) ülkelerde
çok dramatik manzaralar var: Askeri araçlarla cenazelerin taşınması… Hastane koridorlarında yatan ve tedavi edilmeyi bekleyen insanlar. Çin’den ve Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerden uzman ve tıbbi malzeme desteği alınması vb. Avrupa toplumları, tarihsel süreçteki birikimleri de elbette etkili… Ancak özellikle kapitalizmin itkisi ve küreselleşmeyle daha belirgin hale gelen, başta iklim değişikliği olmak üzere açlık, yetersiz beslenme, bölgesel savaşlar, Ortadoğu’daki büyük ve halledilemeyen sorunları gibi acı süreçler içeren olumsuzlukların görmezden gelme aracı haline gelen ve bu yüzden kendi içlerinde de eleştirilen özgüvenlerinde bir çatlamaya neden olur mu? 
BOZKURT: Gelişmiş ülkeler arasında sanırım bu salgına en hazırlıksız yakalanan İtalya’ydı.  Almanya özellikle tedavide başarılı görülüyor. Ancak teknolojinin bu derece geliştiği bir çağda diğerleri gibi gelişmiş ülkelerin de hazırlıksız yakalanmaları mutlaka tartışılacaktır. Gelişmiş ülkeler aynı zamanda “açık toplum”lardır. Bu toplumlarda sorunlar çok daha açık tartışılır. Veriler herkese açıktır. Sorumlulardan hesap sorma, sorumluların da hesap verme kültürü vardır. Salgın atlatıldıktan sonra bu konular enine de boyuna da uzun yıllar tartışılacaktır. Biraz da bu gerekçe ile “bildiğimiz dünyanın sonu”na mı geliyoruzu tartışıyoruz. Geniş bir kitle,  radikal değişmeler bekliyor. Önümüzdeki dönemde bu beklentinin kendisi dahi çoğu zaman değişimi tetiklemek için yeterli olabilir.
VİRÜS KARŞISINDA DİN VE BİLİM NEREDE DURUYOR?
SORU   Din toplumlar için son derece önemli ve hep bilimle din çatışması bitmek bilmedi.
Ancak bugün baktığımızda pandemi kaynaklı dinden uzaklaşmadan bilime olan yakınlaşma hissedilir biçime ortaya çıktı sanki. Hatta ilginçtir, İtalya’da 7 Mart’ta Papa Francis’in Aziz Pietro meydanındaki pazar ayinini 'online' olarak yapacağı açıklandı. Yapıldı da bu ayin, Papa Francis ve korumaları dışında kimse yoktu meydanda. Kabe ziyarete ve ibadete kapatıldı. Ülkemizde camiler Cuma günleri de dâhil ibadete kapatıldı. Hatta cami minarelerinden ezan ve salanın dışında halka mesajlar ilan edildi. Bu yeni ve iyimser tahminle sürekli hale gelebilecek, sadece İslam açısından da değil diğer dinler ve kendi içindeki çatışmalarını akılcı bir seviyeye taşıyacak, toplumları birbirine yaklaştıracak bir kalıcı uzlaşı olarak görülebilir mi?  
BOZKURT: Din ve bilim insanlığın farklı ihtiyaçlarına cevap veren iki farklı bilgi türüdür. İkisini çatıştıracak şekilde de, çatışmayacak şekilde de yorumlayabilirsiniz. Bu büyük ölçüde yorumlayanın niyetine ve ihtiyaçlarına bağlı. İnsanlar başları sıkıştığında dine yaklaşırlar. Bu salgın dolayısıyla bilime yakınlaşma da artacaktır. Çünkü salgının aşısını yine bilim insanları bulacaktır. İnsanlığın kuruluşu şu anda laboratuvarlarında çalışan bilim insanlarına bağlıdır. Yine bu derdin çaresi (bir mucize olmazsa) bilimde ve teknolojide gelişmiş ülkelerden birinde olacaktır. Gelecekte akılcı bir uzlaşının ortaya çıkabileceği beklentisi konusunda dikkatli olmak lazım. Mevcut korkularımız, kaygılarımız, hırslarımız devam ettiği müddetçe farklı dini/politik/etnik gruplar arasındaki yarış da sürecektir.
 SORU:     Sizin de çok iyi bildiğinizi düşündüğüm bir sosyolog, filozof ve kültür eleştirmen
olarak da tanınan Slavoj Zizek, geçtiğimiz günlerde Corona virüsüyle ilgili dikkat çeken bir yazı kaleme aldı. Zizek, Çin’in Wuhan kentinden yayılmış olan virüsü kapitalist sisteme vurulmuş bir darbe olarak tanımlarken, virüsün bu darbesiyle komünizmin yeniden keşfinin önünün açılabileceğini ifade etti. “Bu mütevazı fikrim çok daha radikal” diyen Zizek, bunun kapitalizme karşı bir meydan okumadan çok saldırı olarak niteliyor. Çin’deki komünizmin yıkılacağı spekülasyonları karşısında yeni bir kapitalizmin doğacağını iddia ediyor. Bu görüşe katılır mısınız? Yani komünizm mi keşfedilir buradan yoksa yeni bir kapitalizm mi doğar? Ya da karma bir sisteme mi geçilir?
GELECEĞİN DÜNYASI BİLDİĞİMİZDEN FARKLI OLACAK
BOZKURT: Gelecekle ilgili öngörülerde dikkatli olmak lazım. Yarın hangi dâhinin neyi keşfedeceğini bilemezsiniz. Bazen bir çivi bir atın, bir at bir liderin bir lider de insanlığın kaderini değiştirebilir. Salgının kapitalist sisteme yönelik büyük bir gaz birikimi yarattığını görüyoruz. Karantina uzar ve felaket büyürse biriken gazın çok daha artacağını şimdiden görebiliyoruz. Bir noktadan sonra patlama olasılığı da günümüzde genel bir kabul haline geldi. Kapitalist sistemin karşı karşıya kalacağı gaz patlaması nasıl bir yeniden yapılanma yaratır şimdiden söylemek zor. Sadece olası senaryo olarak şunu söylemek mümkün: Muhtemelen geleceğin dünyası (siz buna kapitalizm de diyebilirsiniz) bildiğimizden daha farklı olacaktır.

KARANTİNANIN UZAMASI TOPLUM AÇISINDAN RİSKLİ 

SORU:  Elbette yeni bir ekonomik sistem oluşursa toplumda yeniden tanımlanabilir. Kısa
vadede yaralar sarıldıktan sonra bir yeni toplum paradigmasından bahsedilebilir. Burada tabii ki iki senaryo ortaya çıkabilir. İyimser senaryoya göre yeni bir toplum ortaya çıkabilir. İkincisi ve istenmeyen senaryo ise bütün bu olup bitenlerin sosyal devleti doğurmadığı, çatışmaları bitirmediği, iklim krizine çare olmadığı, dolayısıyla yeni bir kaosun tetiklenebileceği varsayımı. İyimser senaryoyu ele alırsak Mars’a yerleşme hayalleri, yapay zekâ umutları sürer. Sosyal medya, sınırsız ve zamansız etkileşim iletişim sürer. Küreselleşme daha küresel ve yeni bir yapıya kavuşur. Kavuşur mu gerçekten, bir musibet bin nasihattan iyidir felsefesince? Yoksa ütopya arayışımıza kaldığımız yerden devam mı ederiz? Bir felaketin nasihati toplumları daha iyimser bir yapıya sürükler mi?
BOZKURT: Karantinanın ne kadar süreceğini bilmeden bu soruya cevap vermek benim için zor. Bir ay sonra aşısı ortaya çıkmazsa bile tedavi eden bir ilacın bulunması halinde yaratacağı etkiyle, 6 ay karantinada kalma halinde yaratacağı etki farklı olacaktır. Ya da çok fazla uzamasının. Bu konuda maalesef hiçbirimizin elinde veri bulunmuyor. Çizdiğiniz her iki senaryon da mümkün.  Ben temkinli bir iyimserlik beklentisi içindeyim. Ancak bunun akademik anlamda hiçbir kıymeti yok. Tümüyle sübjektif.
SORU: Burada tabi olay henüz sıcakken yapılanlar da var, zorunluluktan. Bunu çok
önemsiyorum, özellikle ülkemiz açısından. Sizin bu virüs ortaya çıkmadan önce başlattığınız, aslında batılı ülkelerde de zaman zaman denenen bir eğitim öğretim modeli. Sizin bu konudaki öncülüğünüz yadsınamaz bir gerçek ki, ne kadar doğru ve haklı bir iş çıkardığınız maalesef pandemiyle tescillendi. Bu güne kadar internet üzerinden daha çok kurumsal bazda açık öğretim, uzaktan öğretim gibi ortamlarda sanal gerçeklik dersleri yapılıyordu. Bunlar kurumsal-kapalı ortamlardı. Bir ilke imza atarak sosyoloji derslerini internet üzerinden yayınlamaya başladınız. Bu yeni bir alternatif esnek öğretim-eğitim metodu ve aynı zamanda esnek eğitim-öğretim mekânı gibi gelmişti bana. Şimdi kampüsler, derslikler evlere taşındı. Bu eğitimde yeni bir devrim olabilir mi, çünkü tüm ülkede evler derslik ve anfi oldu? Buna bağlı olarak gelecekte eğitim öğretim sistemindeki bu değişiklik, farklı alanlara da uygulama imkânı sağlar mı?  
DİJİTAL TOPLUM ARTILARI VE EKSİLERİYLE BERABER GELİYOR

BOZKURT: Benim elimde hazır video çekimlerim vardı. Onları yayınladım. Umarım bu dönemde öğrencilerimizin ihtiyaçlarına kısmen de olsa cevap verir. Bu salgının en önemli etkisi, teknoloji kullanımını yaygınlaştırması olacak. Bir diğer ifade ile eğitimin ve bazı işlerin dijitalleşmesi hızlanacak. “Dijital toplum”, eski bir kavram. Geçmişte enformasyon toplumu tartışmalarının anahtar kavramlarından biriydi. Enformasyon teknolojileri işlerin önemli bir kısmını uzaktan yapma imkânı vermektedir.
Uzun yıllardır dünyada olduğu gibi bizde de dijitalleşme çalışmaları vardı. Nitekim e-devlet uygulaması dijitalleşme sürecinin bir parçasıydı. Bugün birçok işimizi e-devlet üzerinden görebilir hale geldik. Birçok şirket (özellikle proje bazlı çalışanlar) işlerini evlerinden yürütebilmektedir.
HOME OFİS  BİR DÜNYA YÖNETİMİ

Muhtemelen salgın sonrasında da bazı kurumlar evden ya da dijital çalışmayı sürdürebilirler. Çünkü salgın bizim ve işletmelerin iş yapma alışkanlarını değiştirmektedir. Yine uluslararası konferanslarda da katılımcıların büyük bölümü tebliğlerini evlerinden sunabilirler. Hâlihazırda da başladılar. Unutmayalım YouTube şu anda dünyanın en büyük açık üniversitesidir. Sadece çoğunluğu çöp diyebileceğimiz içeriğin arasında dünyanın en nitelikli insanlarının videoları yeterince fark edilmemektedir. Dijitalleşme eğitimi ucuzlatarak geniş kitlelere yayabilir. Diğer taraftan birlikte öğrenmenin ve sosyalleşmenin imkânlarından öğrencileri uzaklaştırır. Dijital toplum artıları ve eksileriyle beraber geliyor.

*John Maynard Keynes (5 Haziran 1883, Cambridge - 21 Nisan 1946, Sussex, İngiltere), radikal düşünceleriyle ekonomide yeni bir akım başlatan Britanyalı Gazeteci, iktisatçı . Ekonomik durgunlukla mücadelede müdahaleci para ve maliye  politikalarını savunmasıyla tanınır. Ekonomik durgunlukla mücadelede müdahaleci para  ve maliye politikalarını savunmasıyla tanınır. Bu düşünceleri daha sonra Keynesçi ekonomiakımı içinde biçimlenmiştir. Temel politika önermesi talep yönlü makroekonomik politikalardır. Yatırımları faiz ve sermayenin marjinal etkinliği yardımıyla açıklamaktadır. Ekonomi daima tam istihdam denge düzeyinde bulunmamaktadır. Ekonomide eksik istihdam ve atıl kapasite vardır. Ekonomideki işsizlik gayri iradi işsizlik olarak adlandırılmaktadır (wikipedia)

Prof. Dr. Veysel BOZKURT kimdir: 1984 yılında Uludağ Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Kamu Yönetimi Bölümü’nden mezun olmuştur. 1986 yılında yine Uludağ Üniversitesi’nde Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde Çalışma Ekonomisi Endüstri İlişkileri-Yönetim ve Çalışma Sosyoloji Anabilim Dalı’nda Yüksek Lisans eğitimini tamamlayan Bozkurt, 1991 yılında aynı alanda doktora eğitimini tamamlamıştır. 1994 yılında Doçent olan Bozkurt, 2000 yılında Profesör unvanını almıştır. Yayınlanmış kitapları:
Değişen Dünyada Sosyoloji
Küreselleşmenin İnsani Yüzü
Elektronik Ticaret
Deprem Ve Toplum
Dönüşüm (Endüstriyel Post Endüstriyel Dönüşüm / Bilgi, Ekonomi, Kültür)
Enformasyon Toplumu ve Türkiye
Avrupa Birliği ve Türkiye
Siyasal Kurumlar Çıkar Grupları
Kamuoyu Ortaklık Belgeleri
Püritanizmden Hedonizme Yeni Çalışma Etiği


1 yorum: