Bir yanda Covid-19
ile kapitalizmin sonunun geleceği kehanetinde bulunanlar, diğer yanda sosyalist
bir ekonomi ve toplum modelinin, hem pandemiye hem de yönetimlere meydan okuyacağı varsayımında
bulunanlar. Sosyolog, Prof. Dr. Veysel Bozkurt’a göre ise dijital toplum
geliyor. Hatta home ofis dünya yönetimine geçiliyor.
CORONA VİRÜSÜ DİJİTAL
TOPLUMU İNŞA ETMEYE BAŞLADI!
21. yüzyıl için
sosyologlar çağı denir. Belki biraz iddialı gibidir ama bugün geldiğimiz bu
kaos ortamında tıp bilimi ve sağlık çalışanlarıyla birlikte bütün dünyada da sosyologların
ne söyleyeceğine odaklanılmış görünüyor. Bir yandan pandemiyle mücadele
ederken, bir yandan ayaklarımızın altında yeryüzü kayıyormuş gibi hissediyoruz.
Sadece bir tutunma ihtiyacından değil, eşikten nereye atlayacağımız konusunda
da tereddütlerimiz var. İktisatçılar yeni ama kapitalizm mi, sosyalizm mi tam
da belirgin olmayan öngörüler yapıyorlar. Yani aslına bakarsanız yine biraz
piyasa gözünden bu korkunç olay değerlendiriliyor. Peki, sosyologlar durumu
nasıl izah ediyor. Geleceğe yönelik perspektifleri neler? “Temkinli bir
iyimserlik içindeyim” derken, önümüzde yeni bir hayatın açıldığını ifade eden, uluslar
arası bir bilim insanı olan Sayın Sosyolog Prof. Dr. Veysel Bozkurt, blogum için
sorularımı cevapladı. Bu röportajda bir sosyolog olarak elbette bir mucize
sunup, bizi bugünkü dertlerimizden kurtaracak reçeteler vermiyor; daha
önemlisini açıklıyor. Özellikle satır aralarında şu andan itibaren nasıl bir
toplum olmaya başladığımızın verilerine ulaşmanız mümkün olacak. Eğitim
öğretimin dijitalleşmesinde bir çok ilk ve önemli adımları da atan Bozkurt’un
bugün geldiğimiz noktada devletlerin ve toplumların nasıl davranması veya
davranmaması, bunu ne için yapmaları gerektiğine ilişkin derin ve anlamlı bir
ufuk turu var aşağıdaki bu röportajda.
SORU: Şu
anda ağresif ve patolojik bir meydan okunanın karşısında olduğumuz
söyleniyor, yazılıyor. Böylesinin ilk kez görüldüğü de
bir vak’a. Bir anlamda virüs küresel keyfimizi kaçırmakla kalmadı. Öldürüyor.
Kitleleri eve kapanmaya zorluyor. Bu küresel iletişim ve etkileşim çağında tam
da tıkır tıkır işleyen, zamanı ve mekânı ortadan kaldırarak dünyanın en uzak
noktasıyla anında irtibat kurduğumuz teknoloji harikası bir bilgisayar gibi
çalışırken, virüs sanki ironik biçimde bizi evimize değil de bir paradoksa
hapsetmiş gibi. Sağlığımızı etkilemesini parantez içinde tutarsak bu virüsün,
sosyal açıdan, bütün toplumlara ilk verdiğim mesajını nedir ve bu mesajı nasıl
okumalıyız sizce?
VİRÜS TOPLUMLARI DERİNDEN ETKİLEYECEK
BOZKURT: Covid-19, sıkça dile
getirildiği gibi insanlığın başına yüzyılda bir gelen türden felaket.
Beklenildiği şekilde bu virüsün toplumlar üzerinde derin etkisi olacak. Bu
etkinin nasıl ve hangi derinlikte bir etki olacağı biraz da krizin ne kadar
uzayacağına bağlı. Eğer virüs bir an önce kontrol edilemez ve çok uzun bir süre
insanlar evlerine kapanırsa, hem can kaybı hem de ekonomik kayıplar yüksek
olacaktır. Artan işsizlik ağır sosyal sorunları tetikleyebilir. Burada kritik
mesele, virüsün hangi sürede kontrol altına alınacağıdır. Virüsün ne zaman
kontrol altına alınacağı konusunda uzmanların üzerinde uzlaştıkları bir süre de
mevcut değil. Temennimiz kısa sürede kontrol altına alınması doğrultusunda.
KÜRESEL EKONİMİK
BAĞIMLILIK VİRÜSE ERKEN MÜDAHALEYİ ZORLAŞTIRDI
Kriz küreselleşmeyi
daha çok sorgulanır hale getirdi. Yükselen popülizm uzun bir süredir
küreselleşmeye kuşkuyla bakanların sayısını artırmıştı. Bu krizle ülkeler kendi
içlerine kapandılar. Çünkü küresel mal ve insan hareketliliği, virüsün kısa
sürede yayılmasında en başta gelen faktör oldu. Çin’de krizin ortaya
çıkmasından sonra, yurt dışına seyahatler daha erken durdurulabilirdi. Ülkeler
arasındaki karşılıklı küresel ekonomik bağımlılık, devletlerin erken
müdahalesini zorlaştırdı.
VİRÜSÜN ÜSTESİNDEN ULUS
DEVLETLER Mİ GELECEK?
Bu salgın küresel bir
sorundur. Normal koşullarda küresel bir
sorunun çözümü de küresel olması beklenir. Ancak dünyada bu tarz büyük
felaketlerle başa çıkmada faydalanılabilecek bir küresel yönetişim mekanizması yok.
“Önce ben” (ya da “Amerika first”) diyen liderlerin başı çektiği bir dünyada
her ülke/devlet kendi yarasını kendi sarmak durumundadır. Bu gelişme
küreselleşmeye yönelik mevcut kuşkuları daha da artırmıştır. Uzun vadede İkinci
Dünya Savaşından sonra görüldüğü gibi, küresel salgınlar karşısında Dünya
Sağlık Örgütü türü örgütler güçlendirilebilir.
Şu an için mevcut sorunlarla başa çıkmada ulus devletlerden başka
enstrüman yok.
SORU: Şu
an henüz ortaçağdaki gibi olmasa da bir trajedinin içindeyiz. Panik havası
olmasa da ya da en azından psikolojik bir direnç,
özellikle sağlık çalışanlarının özverili çabalarıyla göreceli de olsa sağlıklı
işlerken, belirsizliğin korkusunun, virüsün öldürdüklerinin acısıyla birleştiği
ve bunun haklı bir endişe doğurduğunu hissedebiliyor. Endişenin önemli bir
bölümü de bu durumun ne kadar süreceğiyle ilgili. Çünkü kimse bu konuda bir
öngörüde bulunamıyor ama en az üç ay boyunca durumun sıcaklığını koruyacağı
belirtiliyor. Bu durum özellikle toplumlarda hangi hasarları doğurabilir ya da
doğurur mu?
GÜÇLÜ DEVLET KAYGI TOPLUMUNU ÖNLER
BOZKURT: İnsanoğlu en çok belirsizlikten
korkar. Sizin de belirttiğiniz şekilde belirsizlik had safhada. Bütün hayatımız
belirsizliği azaltma arayışı üzerine kurulur. Bunun yarattığı doğal bir kaygı
artışı olacaktır. Burada esas olan kaygının kontrol edilebilmesidir.
Kaygılarını kontrol ederek bunu uzaktan da olsa çalışmaya/üretime dönüştürenler
olabileceği gibi, kontrol edemeyenler de olacaktır. Özellikle evde kalma uzar
ve geçimini sağlama konusunda zorluklar artarsa, kaygının çok daha artması
beklenebilir. Burada hükümetin izleyeceği politikalar önem taşımaktadır. Şunu
da aklımızda tutalım devletler vatandaşına imkânları ölçüsünde destek
verebilirler.
Gruba dışarıdan
yönelecek bir tehdit, grubu kendi içinde kenetler. İnsanlar zorluklarla
birlikte daha kolay başa çıkabileceklerine inandıklarında, toplumsal dayanışma
güçlenir. Şu anda hepimizin varlığına yönelik bir tehdit var. Bunun farkına varmamız ve aramızdaki geçmiş
hesapları bir tarafa bırakarak birbirimize karşı sorumlu davranmamız önem
taşımaktadır. Öfke ve nefret en çok taşıyanı zehirler.
Diğer taraftan eğer panik
havası doğarsa, insanlar hayatta kalma güdüsüyle (bencilleşerek) tam aksi yönde
hareket edebilirler. Toplumsal bağlar
çok daha zayıflayabilir. Bu sebeple herkesin sorumlu davranması önem taşıyor.
Bir taraftan önlem alınması için riskler anlatılırken, diğer taraftan da
sorunların birlikte aşılabileceğine dair umut aşılanması önem taşımaktadır.
bir veri olarak iyi niyetli veya kötü niyetli
kullanılabilir mi? Yani misal yeni ulus devletler ortaya çıkabilir mi? Çünkü yıllardır, kapitalizmin mabedi
konumundaki Amerika’nın yıkılacağı varsayımları, bugün virüs merkezli komplo
teorileri arasında koyuca tırnak içine alınıyormuş gibi. Ayrıca Avrupa
toplumları yeni İngiltere gibi yeni bir Brexit için ülkelerine baskı yapabilir
mi? Avrupalı liderler de bunu körükleyebilir belki. Ya da Çin’in yeni bir güç
olarak ortaya çıkması düşünülebilir mi? Ya da bunu neden düşünsün bu toplumlar?
VİRÜS KONTROLDEN
ÇIKARSA SERT ÖNLEMLER DEVREYE GİRER
BOZKURT: Bu salgın, hâlihazırda
bütün toplumları etkilemeye başladı. Bu etkinin nereye doğru everileceği, daha
önce de söylediğim gibi, virüsün evrim yönüyle yakından ilişkili olacaktır.
Elbette bu etkiyi herkes kendi amaçları doğrultusunda kullanmayı deneyebilir.
Virüs eğer kontrolden çıkacak ölçüde yaygınlaşırsa, kendi iç çatışmalarını
çözememiş toplumlarda, politik anlamda parçalanmalar ya da bunları bastırmak için
sert yönetim uygulamaları gelebilir.
Komplo teorilerine ben uzun yıllardır mesafeli dururum. O yüzden bu tarz
öngörüleri ciddiye almıyorum. Sağlıklı/serinkanlı düşünme becerilerini bozduğu
için insanlara zarar verdiğini de düşünüyorum.
Avrupa birliği
ülkeleri arasında geçmiş yıllarda ekonomilerin daraldığı dönemlerde bütünleşme
karşıtı popülist hareketlerin güç kazandığı görülmüştür. Ekonomilerin
genişlediği dönemlerde ise tam aksine entegrasyon ve genişleme süreci hız
kazanmıştır. Kazanan her şeyi alır anlayışına dayanan küreselleşme, 2008
ekonomik krizi ve sonrasındaki artan göç hareketleri, AB ülkeleri arasında bütünleşmeye
kuşkuyla bakanların sayılarını artırmıştı. Nitekim Brexit biraz da bunun sonucu
ortaya çıkmıştır.
ABD VE ÇİN’İN BİLEK
GÜREŞİNDE VİRÜS TAM ORTADA DURUYOR
Çin salgın konusunda
şu anda en deneyimli ülkedir. Elinde kaynağı da var. Bunu iyi kullanırsa çok
sayıda ülke ile arasında güçlü köprüler kurabilir. Halen teknolojik ve ekonomik
olarak dünyanın en güçlü ülkesi “Amerika first” diyerek hareket ettiği için, Çin’in diğer ülkeler üzerindeki etkisi daha da
artabilir. Nitekim geçtiğimiz hafta ABD’nin etkili dergilerinden olan Foreign
Affair’da yayınlanan bir yazı dünyada Amerika’nın gerileyen, Çin’in güçlenen
rolüne dikkatleri çekiyordu.
SORU üçüncü
sorumla bağlantılı olarak toplumların sosyal devlet anlayışında veya
yönetimleri buna zorlama yeni bir açılım ortaya çıkar
mı? Çünkü görüldü ki sosyal güvenlik sistemi de, sağlık sistemi de bu virüs
karşısında çok da dirençli görünmüyormuş. Devlet var evet, sanayi var, özel
sektör var vs. ama ilk anda olmasa bile örneğin ülkemizde, kısa bir süre içinde
özel hastaneler, devletin kontrolüne geçti. Sosyal devlet anlayışında, sosyal
güvenlik anlayışında yeni bir bakış açısı ortaya çıkar mı, kısa vadede olmasa bile
orta vadede?
BOZKURT: Bu salgın şunu
gösterdi, her şeyi güç ve kazanç arayışı peşinde koşan aktörlerin eline
bırakırsanız, kazanan çok küçük bir azınlık servetin çok büyük bir bölümünü alıyor.
Bugüne kadar kazanç/güç peşinde koşanlar, toplumları kontrol edecek
teknolojilere çok büyük yatırımlar yaptılar; ancak insanlığın kaderini
etkileyecek salgınlar konusunda yeterince kârlı olmadığı için yatırım yapmadılar.
Kuralsız küreselleşme sürecinde birçok ülkede gelir eşitsizliği arttı ve
çalışma hayatı son derece güvencesiz hale geldi.
SOSYAL DEVLETE GEÇİŞ
ERKEN BİR ÖNGÖRÜ
Özel hastanelerin devletin
kontrolüne geçmesi daha çok yaşadığımız olağanüstü durumla ilgili. Bu geçici
bir durumdur; özel mülkiyete dayanan kapitalist sistemden devletçi sosyalist
sisteme doğru bir makas değiştirme olarak görmek doğru değildir.
Önümüzdeki dönemde sosyal
devlet ya da sosyal güvenlik sistemlerinde bir değişiklik olur mu şimdiden
söylemek zor. Değişiklik ihtiyacı ve arzusu olsa bile, devletler elindeki
kaynaklar ölçüsünde vatandaşına hizmet götürürler. Şimdikinden daha fazla
sosyal koruma için gelirin daha adil dağıtılması ve üretimin artmasına ihtiyaç
vardır.
SORU: Kapitalizmin
de küreselleşmenin kimseyi korumadığı tam aksine çok kırılgan,
hatta toplumları kendine bağımlı birer nesne yaptığı
ortaya çıkmadı mı? Çünkü durum o kadar dramatikleşti ki Avrupa’dan gelen
haberlere göre insanlar virüs saldırı karşısında, ebeveynlerinden (yaşlı
insanlardan) bir anda vazgeçebileceklerini bile sessizce ilan edebildiler; her
ne kadar bu konuda yaşlı nüfusun gençleştirileceği komplo teorileri ileri
sürülse de.
KÜRESELLEŞMEDEN EN
ZENGİN YÜZDE BİR KAZANIRKEN, YÜZDE 99 KAYBEDİYOR
BOZKURT: Mevcut kapitalist
sistem ve kuralsız neo-liberal küreselleşmenin birçok ülkede gelir
dağılımındaki eşitsizlikleri artırdığını Stiglitz ya Piketty gibi iktisatçılar
uzun yıllardır yazıyorlar. Birçok ülkede küreselleşmeden en zengin yüzde bir kazanırken,
yüzde 99 kaybediyor.
Salgının başında “ölen
ölür kalan sağlar bizimdir” ya da “sürü bağışıklığı” gibi bir anlayışla hareket
eden ülkeler, sorunun ciddiyetini
gördüklerinde hızla bu politikalardan vazgeçtiler. Şu anda kimse piyasadan bir
şey beklemiyor. Kısa vadede Keynes’in* dönüşünden bahsedebiliriz.
Kutuplaşmanın
etkisiyle hem içeride bizden farklı düşünenlere hem de dışarıya karşı çok fazla
önyargılı hale geldik. Önyargı bu kadar artınca, okuduğumuz haberleri de
yargılarımızı doğrulayacak şekilde seçici algılıyoruz. Örneğin İtalya’da ya da
İspanya’da olan durum Allah korusun bizim başımıza da gelebilir. 300 kişiye
bakabilecek insanın olduğu bir hastaneye 3000 kişi başvurabilir. Çaresiz
kaldığınızda kurtarma şansınız en yüksek olanları hekimler seçmek durumda
olabilir.
Küresel bir felaketin
yaşandığı bir dünyada üstünlük ya da kendini ispatlama arayışında olmaktan
ziyade, benzer acıları/riskleri yaşadığımız insanları anlamaya çalışmak bize
daha çok yakışır. Başkalarının açıları karşısında sevinme ya da böbürlenmek
değil, olgunluk yakışır. En azından ben ülkemizin insanının çoğunluk itibariyle
bu olgunlukta ve zengin gönüllükte olduğuna inanmak istiyorum.
DEĞİŞİM BEKLENTİSİ BİLE DEĞİŞİMİ TETİKLEYEBİLİR
SORU: Bugün
baktığımızda ABD’de de Avrupa ülkelerinde de (özellikle İtalya) ülkelerde
çok dramatik manzaralar var: Askeri araçlarla
cenazelerin taşınması… Hastane koridorlarında yatan ve tedavi edilmeyi bekleyen
insanlar. Çin’den ve Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerden uzman ve tıbbi
malzeme desteği alınması vb. Avrupa toplumları, tarihsel süreçteki birikimleri
de elbette etkili… Ancak özellikle kapitalizmin itkisi ve küreselleşmeyle daha
belirgin hale gelen, başta iklim değişikliği olmak üzere açlık, yetersiz
beslenme, bölgesel savaşlar, Ortadoğu’daki büyük ve halledilemeyen sorunları
gibi acı süreçler içeren olumsuzlukların görmezden gelme aracı haline gelen ve
bu yüzden kendi içlerinde de eleştirilen özgüvenlerinde bir çatlamaya neden
olur mu?
BOZKURT: Gelişmiş ülkeler
arasında sanırım bu salgına en hazırlıksız yakalanan İtalya’ydı. Almanya özellikle tedavide başarılı
görülüyor. Ancak teknolojinin bu derece geliştiği bir çağda diğerleri gibi
gelişmiş ülkelerin de hazırlıksız yakalanmaları mutlaka tartışılacaktır.
Gelişmiş ülkeler aynı zamanda “açık toplum”lardır. Bu toplumlarda sorunlar çok
daha açık tartışılır. Veriler herkese açıktır. Sorumlulardan hesap sorma,
sorumluların da hesap verme kültürü vardır. Salgın atlatıldıktan sonra bu
konular enine de boyuna da uzun yıllar tartışılacaktır. Biraz da bu gerekçe ile
“bildiğimiz dünyanın sonu”na mı geliyoruzu tartışıyoruz. Geniş bir kitle, radikal değişmeler bekliyor. Önümüzdeki
dönemde bu beklentinin kendisi dahi çoğu zaman değişimi tetiklemek için yeterli
olabilir.
VİRÜS KARŞISINDA DİN VE BİLİM NEREDE DURUYOR?
SORU Din
toplumlar için son derece önemli ve hep bilimle din çatışması bitmek bilmedi.
Ancak bugün baktığımızda pandemi kaynaklı dinden
uzaklaşmadan bilime olan yakınlaşma hissedilir biçime ortaya çıktı sanki. Hatta
ilginçtir, İtalya’da 7 Mart’ta Papa Francis’in Aziz Pietro meydanındaki pazar ayinini
'online' olarak yapacağı açıklandı. Yapıldı da bu ayin, Papa Francis ve
korumaları dışında kimse yoktu meydanda. Kabe ziyarete ve ibadete kapatıldı.
Ülkemizde camiler Cuma günleri de dâhil ibadete kapatıldı. Hatta cami minarelerinden
ezan ve salanın dışında halka mesajlar ilan edildi. Bu yeni ve iyimser tahminle
sürekli hale gelebilecek, sadece İslam açısından da değil diğer dinler ve kendi
içindeki çatışmalarını akılcı bir seviyeye taşıyacak, toplumları birbirine
yaklaştıracak bir kalıcı uzlaşı olarak görülebilir mi?
BOZKURT: Din ve bilim insanlığın
farklı ihtiyaçlarına cevap veren iki farklı bilgi türüdür. İkisini çatıştıracak
şekilde de, çatışmayacak şekilde de yorumlayabilirsiniz. Bu büyük ölçüde
yorumlayanın niyetine ve ihtiyaçlarına bağlı. İnsanlar başları sıkıştığında
dine yaklaşırlar. Bu salgın dolayısıyla bilime yakınlaşma da artacaktır. Çünkü
salgının aşısını yine bilim insanları bulacaktır. İnsanlığın kuruluşu şu anda laboratuvarlarında
çalışan bilim insanlarına bağlıdır. Yine bu derdin çaresi (bir mucize olmazsa)
bilimde ve teknolojide gelişmiş ülkelerden birinde olacaktır. Gelecekte akılcı
bir uzlaşının ortaya çıkabileceği beklentisi konusunda dikkatli olmak lazım.
Mevcut korkularımız, kaygılarımız, hırslarımız devam ettiği müddetçe farklı
dini/politik/etnik gruplar arasındaki yarış da sürecektir.
olarak da tanınan Slavoj Zizek, geçtiğimiz günlerde Corona
virüsüyle ilgili dikkat çeken bir yazı kaleme aldı. Zizek, Çin’in Wuhan
kentinden yayılmış olan virüsü kapitalist sisteme vurulmuş bir darbe olarak
tanımlarken, virüsün bu darbesiyle komünizmin yeniden keşfinin önünün açılabileceğini
ifade etti. “Bu mütevazı fikrim çok daha radikal” diyen Zizek, bunun
kapitalizme karşı bir meydan okumadan çok saldırı olarak niteliyor. Çin’deki
komünizmin yıkılacağı spekülasyonları karşısında yeni bir kapitalizmin
doğacağını iddia ediyor. Bu görüşe katılır mısınız? Yani komünizm mi keşfedilir
buradan yoksa yeni bir kapitalizm mi doğar? Ya da karma bir sisteme mi geçilir?
GELECEĞİN DÜNYASI BİLDİĞİMİZDEN FARKLI OLACAK
BOZKURT: Gelecekle ilgili öngörülerde dikkatli olmak
lazım. Yarın hangi dâhinin neyi keşfedeceğini bilemezsiniz. Bazen bir çivi bir
atın, bir at bir liderin bir lider de insanlığın kaderini değiştirebilir. Salgının
kapitalist sisteme yönelik büyük bir gaz birikimi yarattığını görüyoruz.
Karantina uzar ve felaket büyürse biriken gazın çok daha artacağını şimdiden
görebiliyoruz. Bir noktadan sonra patlama olasılığı da günümüzde genel bir
kabul haline geldi. Kapitalist sistemin karşı karşıya kalacağı gaz patlaması
nasıl bir yeniden yapılanma yaratır şimdiden söylemek zor. Sadece olası senaryo
olarak şunu söylemek mümkün: Muhtemelen geleceğin dünyası (siz buna kapitalizm
de diyebilirsiniz) bildiğimizden daha farklı olacaktır.
SORU: Elbette
yeni bir ekonomik sistem oluşursa toplumda yeniden tanımlanabilir. Kısa
vadede yaralar sarıldıktan sonra bir yeni toplum paradigmasından
bahsedilebilir. Burada tabii ki iki senaryo ortaya çıkabilir. İyimser senaryoya
göre yeni bir toplum ortaya çıkabilir. İkincisi ve istenmeyen senaryo ise bütün
bu olup bitenlerin sosyal devleti doğurmadığı, çatışmaları bitirmediği, iklim krizine
çare olmadığı, dolayısıyla yeni bir kaosun tetiklenebileceği varsayımı. İyimser
senaryoyu ele alırsak Mars’a yerleşme hayalleri, yapay zekâ umutları sürer.
Sosyal medya, sınırsız ve zamansız etkileşim iletişim sürer. Küreselleşme daha
küresel ve yeni bir yapıya kavuşur. Kavuşur mu gerçekten, bir musibet bin
nasihattan iyidir felsefesince? Yoksa ütopya arayışımıza kaldığımız yerden
devam mı ederiz? Bir felaketin nasihati toplumları daha iyimser bir yapıya
sürükler mi?
BOZKURT: Karantinanın ne kadar süreceğini bilmeden bu
soruya cevap vermek benim için zor. Bir ay sonra aşısı ortaya çıkmazsa bile tedavi
eden bir ilacın bulunması halinde yaratacağı etkiyle, 6 ay karantinada kalma
halinde yaratacağı etki farklı olacaktır. Ya da çok fazla uzamasının. Bu konuda
maalesef hiçbirimizin elinde veri bulunmuyor. Çizdiğiniz her iki senaryon da
mümkün. Ben temkinli bir iyimserlik
beklentisi içindeyim. Ancak bunun akademik anlamda hiçbir kıymeti yok. Tümüyle
sübjektif.
önemsiyorum,
özellikle ülkemiz açısından. Sizin bu virüs ortaya çıkmadan önce başlattığınız,
aslında batılı ülkelerde de zaman zaman denenen bir eğitim öğretim modeli.
Sizin bu konudaki öncülüğünüz yadsınamaz bir gerçek ki, ne kadar doğru ve haklı
bir iş çıkardığınız maalesef pandemiyle tescillendi. Bu
güne kadar internet üzerinden daha çok kurumsal bazda açık öğretim, uzaktan
öğretim gibi ortamlarda sanal gerçeklik dersleri yapılıyordu. Bunlar
kurumsal-kapalı ortamlardı. Bir ilke imza atarak sosyoloji derslerini internet
üzerinden yayınlamaya başladınız. Bu yeni bir alternatif esnek öğretim-eğitim
metodu ve aynı zamanda esnek eğitim-öğretim mekânı gibi gelmişti
bana. Şimdi kampüsler, derslikler evlere taşındı. Bu eğitimde yeni bir
devrim olabilir mi, çünkü tüm ülkede evler derslik ve anfi oldu? Buna bağlı
olarak gelecekte eğitim öğretim sistemindeki bu değişiklik, farklı alanlara da
uygulama imkânı sağlar mı?
DİJİTAL TOPLUM ARTILARI VE EKSİLERİYLE
BERABER GELİYOR
BOZKURT: Benim elimde hazır video çekimlerim vardı.
Onları yayınladım. Umarım bu dönemde öğrencilerimizin ihtiyaçlarına kısmen de
olsa cevap verir. Bu salgının en önemli etkisi, teknoloji kullanımını
yaygınlaştırması olacak. Bir diğer ifade ile eğitimin ve bazı işlerin dijitalleşmesi
hızlanacak. “Dijital toplum”, eski bir kavram. Geçmişte enformasyon toplumu
tartışmalarının anahtar kavramlarından biriydi. Enformasyon teknolojileri
işlerin önemli bir kısmını uzaktan yapma imkânı vermektedir.
Uzun yıllardır dünyada olduğu gibi bizde de dijitalleşme
çalışmaları vardı. Nitekim e-devlet uygulaması dijitalleşme sürecinin bir
parçasıydı. Bugün birçok işimizi e-devlet üzerinden görebilir hale geldik.
Birçok şirket (özellikle proje bazlı çalışanlar) işlerini evlerinden yürütebilmektedir.
HOME OFİS BİR DÜNYA YÖNETİMİ
Muhtemelen salgın sonrasında da bazı kurumlar
evden ya da dijital çalışmayı sürdürebilirler. Çünkü salgın bizim ve
işletmelerin iş yapma alışkanlarını değiştirmektedir. Yine uluslararası
konferanslarda da katılımcıların büyük bölümü tebliğlerini evlerinden sunabilirler.
Hâlihazırda da başladılar. Unutmayalım YouTube şu anda dünyanın en büyük açık
üniversitesidir. Sadece çoğunluğu çöp diyebileceğimiz içeriğin arasında
dünyanın en nitelikli insanlarının videoları yeterince fark edilmemektedir. Dijitalleşme
eğitimi ucuzlatarak geniş kitlelere yayabilir. Diğer taraftan birlikte
öğrenmenin ve sosyalleşmenin imkânlarından öğrencileri uzaklaştırır. Dijital
toplum artıları ve eksileriyle beraber geliyor.
*John Maynard Keynes (5
Haziran 1883, Cambridge - 21 Nisan 1946, Sussex, İngiltere), radikal
düşünceleriyle ekonomide yeni bir akım başlatan Britanyalı Gazeteci, iktisatçı . Ekonomik durgunlukla mücadelede
müdahaleci para ve maliye politikalarını savunmasıyla tanınır. Ekonomik durgunlukla mücadelede müdahaleci para ve maliye politikalarını savunmasıyla tanınır. Bu
düşünceleri daha sonra Keynesçi ekonomiakımı içinde biçimlenmiştir. Temel
politika önermesi talep yönlü makroekonomik politikalardır. Yatırımları faiz ve
sermayenin marjinal etkinliği yardımıyla açıklamaktadır. Ekonomi daima tam
istihdam denge düzeyinde bulunmamaktadır. Ekonomide eksik istihdam ve atıl
kapasite vardır. Ekonomideki işsizlik gayri iradi işsizlik olarak
adlandırılmaktadır (wikipedia)
Prof. Dr. Veysel
BOZKURT kimdir: 1984 yılında Uludağ Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler
Fakültesi Kamu Yönetimi Bölümü’nden mezun olmuştur. 1986 yılında yine Uludağ
Üniversitesi’nde Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde Çalışma Ekonomisi Endüstri
İlişkileri-Yönetim ve Çalışma Sosyoloji Anabilim Dalı’nda Yüksek Lisans
eğitimini tamamlayan Bozkurt, 1991 yılında aynı alanda doktora eğitimini
tamamlamıştır. 1994 yılında Doçent olan Bozkurt, 2000 yılında Profesör unvanını
almıştır. Yayınlanmış kitapları:
Değişen
Dünyada Sosyoloji
Küreselleşmenin
İnsani Yüzü
Elektronik
Ticaret
Deprem
Ve Toplum
Dönüşüm
(Endüstriyel Post Endüstriyel Dönüşüm / Bilgi, Ekonomi, Kültür)
Enformasyon
Toplumu ve Türkiye
Avrupa
Birliği ve Türkiye
Siyasal Kurumlar Çıkar Grupları
Kamuoyu Ortaklık Belgeleri
Siyasal Kurumlar Çıkar Grupları
Kamuoyu Ortaklık Belgeleri
Püritanizmden
Hedonizme Yeni Çalışma Etiği



Hocam, emeğinize sağlık. Çok isabetli tespitler.
YanıtlaSil