Pandemiyle ilgili
durumun gerçekçi boyutunu kavramamız için özellikle sosyologlar, felsefeciler,
ekonomistlerin uluslar arası dolaşımdaki açıklamalarını ve görüşlerini
derledim:
BİR YENİ 21. YÜZYIL
STRATEJİSİ: CORONA DİZAYNI
Dünyayı etkisi altına
alan korona virüsü ile mücadelenin en sıcak ve öldürücü cephesindeyiz. Şu an
anlayabildiğimiz kadarıyla cephenin en önünde sağlıkçılar savaşıyor.
İktidarlar, liderler bu büyük savaşta neredeyse sinmiş durumda. Toplumlar ise
ikircikli bir ruh hali içinde sadece korkmuyor, tedirgin bir bekleyişin bütün
psikolojik deform
asyonlarıyla kendini en çok sosyal medya üzerinden
hissettirmeye çabalıyor. Hepimiz birer bataklık yüzücüsü gibiyiz, ne bir ada ne
bir kıyı görünüyor, yaşamak için ölümüne yüzüyoruz. Çiçek hastalığının yok edilmesinde önemli rol
oynayan epidemiyolog Larry Brilliant’a göre 7 milyan 800 milyon insan, yani
dünyada yaşayan bütün insanlar olarak bu virüsten bir şekilde etkileneceğiz. Brilliant’a
göre 12-18 aya kadar aşının bulunması da mümkün görünüyor.
SOSYAL BİLİMCİLERDEN
İLGİNÇ ANALİZLER
Virüs ile ilgili
laboratuarlarda aşı çalışmaları hızla sürerken sosyal bilimciler, başta
sosyologlar olmak üzere sadece bugünü değil kısa ve orta vadede bizi nasıl bir
dünyanın beklediğine kafa yoruyor. Bunların arasında ekonomistleri de zikretmek
gerekir. Çünkü ortaçağ kapanırken, akıl çağı başlarken ve birey öne çıkarken,
kapitalizm de hızla yeni bir sistem olarak hem sistemi inşa etti hem de
kendisini. Dolayısıyla ekonomi önümüzdeki sürecin de ana bileşenlerinden.
ZİZEK: “Çernobil’in
Sovyet Sosyalizmini çökerttiği gibi Corona virüsü kapitalizmi bitirebilir,
insana dayalı bir sosyalizmi keşfederiz”
Slovenyalı
filozof ve düşünür Slavoj Zizek, Corona Virüsü Kill Bill 2 filmindeki "5
noktalı kalp patlatma tekniği" vuruşuna benzeterek, kapitalizmi
sonlandırabileceğini ifade ediyor. Sosyolog,
filozof ve kültür eleştirmeni olarak da tanınan Slavoj Zizek, geçtiğimiz
günlerde Corona virüsüyle ilgili dikkat çeken bir yazı kaleme aldı. Zizek,
Çin’in Wuhan kentinden yayılmış olan virüsü kapitalist sisteme vurulmuş bir
darbe olarak tanımlarken “Corona virüsü salgını; sahte haberler, paranoyak
komplo teorileri ve ırkçılık gibi toplumlarımızda uykuda olan ideolojik virüslerin
ortaya çıkışını tetikledi” ifadelerini kullandı. Zizek, bir ütopyayı da andıran
düşüncesinde “Alternatif bir toplum, ulus-devletin ötesinde bir toplum, küresel
dayanışma ve işbirliği içinde hareket eden bir toplum gibi; düşünceler
geliştirmemizi sağlayan bir virüs umarım ortaya çıkar ve bizi enfekte eder.
Tıpkı Çernobil vakasının Sovyet sosyalizminin çöküşüne neden olduğunun iddia
edilmesi gibi bugünlerde koronavirüsün de Çin sosyalizmin sonu olacağı görüşünü
duyar olduk ama bence virüs bizi bilme ve insana dayalı sosyalizmi yeniden
keşfetmek için zorlayacak.”
ADIM ATINCA PATLAYAN KALP TEKNİĞİ
Zizek,
kaleme aldığı yazıda ayrıca Corona virüsünü Kill Bill 2 filminin son
sahnesine de benzetti.“Kill Bill 2’nun son sahnesinde Beatrix, şeytani Bill’i
devre dışı bırakır ve ona tüm dövüş sanatlarında en ölümcül darbe olan ‘Beş
Noktalı Avuçiçi Patlayan Kalp Tekniği’ ile saldırır. Hareket, hedefin
gövdesindeki beş farklı baskı noktasına parmak uçlarıyla beş vuruşun
birleşiminden oluşur. Hedef yürüdükten ve beş adım attıktan sonra, kalbi
vücudunda patlar ve yere düşer. Bu saldırı dövüş sanatları mitolojisinin bir
parçasıdır ve el ele mücadelede mümkün değildir. Ancak, filme geri dönüp
bakacak olursak, Beatrix hareketini yaptıktan sonra, Bill sakin bir şekilde
onunla barışır, beş adım atar ve ölür. Bu saldırıyı bu kadar büyüleyici kılan şey,
vurulma ile ölüm anı arasındaki zamandır: Sakin bir şekilde oturduğum sürece
hoş bir sohbet edebilirim, ama tüm bu zaman dilimi içerisinde yürümeye
başladığım an kalbimin patlayacağını ve öleceğimi biliyorumdur.”
“Corona
virüsü salgınının Çin’de komünist yönetimin çöküşüne nasıl yol açabileceği
konusunda yaratılan spekülasyonlar da benzer değil mi?” diye soran Zizek, Ülkenin komünist rejiminde bir çeşit
sosyal ‘Beş Noktalı avuçiçi patlayan kalp tekniği’ gibi, yetkililer oturup sizi
gözlemleyebilir ve karantina altına alabilir ancak sosyal düzende (insanlara
güvenmek gibi) onların çöküşü ile sonuçlanacaktır. Bu mütevazı fikrim çok daha
radikal. Corona virüs salgını bir tür ‘küresel kapitalist sisteme ‘Beş Noktalı
avuçiçi Patlayan Kalp Tekniği’ saldırısı gibi. Yani şu ana kadar seçtiğimiz
yolda devam edemeyeceğimizin bir işareti, bize radikal bir değişim gerek”
ifadelerini kullandı.
“Hepimiz
Aynı Gemideyiz” diyen Zizek, yazısında İran’daki yaşanan gelişmelerden de
bahsederken “İran Sağlık Bakanı Yardımcısı Iraj Harirchi, corona virüsünün
yayılmasını küçümsemek ve kitle karantinalarının gerekli olmadığını iddia etmek
için basın toplantısı yaptı. Toplantıdan bir gün sonra kendisi corona virüsü
teşhisiyle karantinaya alındı. Harirchi şunları ekledi: ‘Bu virüs demokratik,
fakir ve zengin ya da devlet adamı veya sıradan bir vatandaş arasında ayrım
yapmıyor. Harirchi bunda haklıydı – hepimiz aynı gemideyiz. Ve bu dünyada viral
tehditlerle uğraşmıyoruz – Uğraştığımız diğer felaketlerde var: Kuraklık, iklim
değişiklikleri, büyük fırtınalar, vb. Tüm bu durumlar olması gereken şey panik
değil, zor ve etkin küresel koordinasyon kurmaktır.”
NİBLET: Bildiğimiz
küreselleşmenin sonu
Kraliyet Uluslararası
İlişkiler Enstitüsü’nün (Chatham House) genel müdürü Robin Niblett de Zizek’in
safında yer alıyor. Pandemiyi, ekonomik küreselleşme anlamında “devenin sırtını
kıran bir saman” olarak nitelendiriyor. Çin’in büyüyen ekonomik ve askeri gücü,
ABD’yi, Çin’i büyüyen teknoloji ve fikri mülkiyetten soyutlayarak bütün
müttefiklerin de aynı şeyi yapmaları için çift taraflı bir anlaşma yapmaları
konusunda kışkırtmıştı. Karbon emisyonlarınının azaltılması hedefi için artan
kamusal ve siyasi baskılar ise, çok sayıda büyük şirketin uzun mesafeli tedarik
zincirlerine olan güvenlerini sorgulamalarına sebep olmuştu. COVID-19 şu an
hükümetleri, şirketleri ve toplumları uzun süreli ekonomik izolasyon
dönemleriyle başa çıkabilme kapasitelerini arttırmaları için zorluyor.
Tüm bunlar göz önüne
alındığında, dünyanın 21.yüzyılın başlarındaki küreselleşme fikrine dönmesi pek
olası gözükmüyor. Niblett’e göre, paylaşılan ortak kazanımları küresel ekonomik
entegrasyona karşı koruma planları teşvik edilmeden, 20.yüzyılda oturtulan
ekonomik yönetim şablonu gittikçe körelecek. Bundan dolayı da siyasi liderlerin,
uluslararası işbirlikleri içerisinde jeopolitik rekabetlere girmemeleri çok
büyük bir öz disiplin gerektirecek.
Niblett’e göre dünyanın
dört bir yanındaki siyasi liderler, vatandaşlarına COVID-19 krizini
yönetebileceklerini kanıtlamak açısından siyasi sermaye kazanımına
yönelecekler. Bu doğrultuda başarısız olan siyasi liderler de bu
başarısızlıklarındaki suçu başkalarının üzerine yıkmayı tercih edecekler.
GARRETT: Küresel
kapitalizm için dramatik bir süreç
Eski Dış İlişkiler
Konseyi çalışanı, Pulitzer ödülü sahibi Laurie Garrett’a göre de COVID-19’un
yarattığı temel şok, küresel tedarik zincirlerinin ve dağıtım ağlarının tamamen
savunmasız olduğunun açığa çıkması. Garrett’a göre koronavirüs salgını sadece
uzun süren ekonomik etkilere sahip olmayacak aynı zamanda küresel ekonomide
temel değişimlerin yolunu açacak. Garrett, küreselleşmenin stoklamanın yüksek
maliyetlerini aşarak şirketlerin ürettikleri ürünleri tüm dünyaya hızlı bir
şekilde nakletmesinin ve bu ürünlerin hızlı bir şekilde tüketilmesinin önünü
açtığını fakat birkaç günden fazla süre raflarda duran ürünlerin piyasa
aksaklığına yol açtığı bir ortamda; COVID-19’un yalnızca insanları değil global
ekonomik sistemi de hasta ettiğine inanıyor.
Dünyanın Şubat’tan beri
yaşadığı finansal piyasa krizine dikkat çeken Garrett, şu an şirketlerin tam
zamanında üretim ve küresel dağıtım stratejilerinin sekteye uğradığını öne
sürüyor. Sonuç olarak küresel kapitalizmde yeni bir çağın yaklaştığını ve bu
çağda tedarik zincirlerinin lokalleşeceğini ve aksaklıklara karşı koruma
sağlamak açısından fazlalılaştıracağını belirten Garrett, bunun şirketlerin
kısa vadeli karlarında önemli azalmalar yaratacağını ama global ekonomik
sistemin eskisine oranla daha esnek bir hal alacağını söylüyor.
ÖZDEMİR: İktisadi model
balonu patladı
Doç. Volkan Özdemir’e
göre, koronavirüs krizi sonrası dünyanın iktisadi modelinde yaşanacak
değişiklikleri değerlendirirken, son 40 yıla yakın zamandaki finansallaşmanın
insanlığı yararının bulunmadığını dile getirdi. Finansal oyunlar üzerinden
sanal bir ekonomi, yani gerçeküstü bir gerçeklik yaratıldığını belirten
Özdemir, üzerinde yaşanılan bu realitenin artık sürdürülemez hale geldiğini ve
bolunun patlamasının kaçınılmazlığını vurguluyor.
HARVARD’LI PROFESÖR WALT: “Daha kapalı, daha muhtaç
ve daha az özgür bir dünya”
Harvard
Üniversitesi’nden Uluslararası İlişkiler profesörü Stephen M. Walt pandeminin
devlet ve milliyetçilik kavramlarını güçlendireceği görüşünde. Walt’a göre
krizi önlemek ve yönetmek için alınan acil tedbirlerin kalıcı olacağını
düşünüyor. Farklı tipteki çok sayıda hükümet, kriz bittiğinde bu önlemlerin
kendilerine tanıdığı imkânlardan vazgeçmek istemeyecek.
Virüsün batı markasını
lekelediğini söyleyen Walt, bunun sebebi olarak virüse verilen geç tepki
olduğunun altını çiziyor. Virüsün Batı ülkelerinden Doğu ülkelerine geçen güç
ve nüfuzu hızlandıracağını iddia eden Walt, “Bu salgınla beraber değişmeyecek
olan şeyi ise küresel siyasetin temelde çelişkili olan doğası. Koronavirüsten
önceki veba salgınları, büyük güç rekabetlerine son vermedi ya da yeni bir
küresel işbirliği çağını beraberinde getirmedi. Koronavirüsü salgınından sonra
da bu yaşanmayacak.” Walt’a göre, vatandaşlar kendilerini korumaları ulusal
hükümetlere güvenmeye devam edecek ve hükümetler büyük şirketlerle beraber
ülkelerin zayıf taraflarını geliştirmek için çalışmaya devam edecek. Bundan
sonraki süreçte, hiperglobalizasyon dalgasında ise belli oranlarda bir azalma
gözlemleyebiliriz.
Walt’ın iddiası COVID-19 daha kapalı, daha muhtaç ve
daha az özgür bir dünya yaratacak. Çünkü ölümcül bir virüs, yetersiz planlama
ve eksik liderlikle birleşerek insanlığı yeni ve endişe veren bir rotaya soktu.
MAHBUBANİ: Çin Merkezli Yeni Bir Küreselleşme
Singapur Ulusal
Üniversitesi’nden Çin uzmanı Kiskore Mahbubani COVID-19’un küresel ekonomik
düzeni temel bir değişikliğe uğratacağı görüşüne katılmıyor. Mahbubani’ye göre
bu salgın yalnızca şuan da devam eden ABD merkezli küreselleşmeden Çin merkezli
küreselleşmeye geçiş sürecini hızlandıracak.
Mahbubani’ye göre Amerikan
nüfusu küreselleşmenin ve uluslararası ticaretin faydalarına olan inancını
çoktan yitirdi. Çin ise bu konudaki inancını her geçen gün tazeliyor. Elbette
bunun kökeni 1842-1949 arasındaki tarihsel olaylara dayanıyor. Bu süre
içerisinde kendini dünyadan izole eden Çin, son yarım yüzyılda ise
küreselleşmenin içine daha çok dahil olarak müthiş bir ekonomik canlanma elde
etti. Bu durum Çin halkına aynı zamanda kültürel de olan bir güven patlaması
yaşattı ve diğer ülkelerle rekabet edebileceklerine olan inançlarını arttırdı.
Mahbubani, “Çin Kazandı
mı?” adlı kitabını referans göstererek ABD’nin önünde iki farklı yol olduğuna
dikkat çekiyor. Mahbubani’ye göre eğer ABD küresel liderliğini korumak
istiyorsa Çin’le kıyasıya bir siyasi ve ekonomik yarışa girmek zorunda. Bununla
birlikte, ABD’nin hedefi dışardaki üstünlükten çok Amerikan halkının düşen
refah seviyesini yukarıya çekmek ise Çin’le sıkı bir işbirliği yapmak zorunda.
Mahbubani’ye göre ise ABD’nin Çin’le işbirliği yapması kendisi açısından en
mantıklı yol olacak.
IKENBERRY: Demokrasiler
Yeniden Tanımlanacak
Princeton
Üniversitesi’nden uluslararası siyaset profesörü John Ikenberry’e göre ise
mevcut salgın krizi Batı dünyasındaki mevcut tartışmaları iyice alevlendirecek.
Milliyetçi anti-küreselciler, Çin yanlıları ve liberal enternasyonalistlerin
hepsi siyasi argümanlarını güçlendirmenin yollarını bulmak için çalışacaklar.
Ikenberry için virüsün yarattığı iktisadi hasar ve toplumsal çöküş göz önüne
alındığında; kısa vadede milliyetçiliğe kayış, büyük güç rekabeti ve stratejik
ayrışmalar dışında bir gelecek görmek zor.
Ancak tıpkı 1930’lar ve
40’larda olduğu gibi, İkinci Dünya Savaşı döneminde Roosevelt ve diğer önemli
figürler tarafından benimsenen inatçı bir enternasyonalizm benzeri bir karşı
siyasi akım da gündeme gelebilir. Ikenberry’e göre dünya ekonomisinin
1930’larda yaşadığı çöküş, modern toplumların birbirleriyle ne kadar bağlantılı
olduklarını ve Roosevelt’in ‘bulaşma’ diye nitelendirdiği bu duruma karşı ne
kadar savunmasız olduklarını gösterdi. ABD, bu modernite tehdidinden belki daha
az etkileniyordu ama Roosevelt ve önde gelen diğer enternasyonalistler, savaş
sonrası dönemde bu modern toplum tehdidini yönetebilmek için yeni koruma
biçimleri ve kapasiteleri içerisinde barındıran kapsamlı bir sistem inşa
ettiler.
Bu salgın sonucunda,
ABD ve diğer batı demokrasileri, tıpkı o zamanlarda da ortaya çıkan bir
kırılganlık içerisinde tarihin tekerrür etmesini sağlayabilir. Ikenberry’e göre
salgına verilen tepki ilk başta oldukça milliyetçi ve dışa kapalı bir yapıda
seyredecekken; uzun vadede, demokrasiler yeni türde bir pragmatik ve koruyucu
enternasyonalizm için arayışlara başlayacaklar.
O’NEİL: Az kâr, daha
çok istikrar
ABD Dış İlişkiler
Konseyi’nin önemli isimlerinden Shannon K. O’Neil ise COVID-19’u küresel
üretimin temel ilkelerini baltalayan bir salgın olarak nitelendiriyor. O’Neil’a
göre şirketler küresel üretime hakim olan çok ülkeli tedarik zincirlerini
küçültme yolunu tercih edebilirler.
O’Neill, Çin’in ucuz
işgücü, Trump’ın ticaret savaşı, teknolojik ilerlemeler ve artan işsizlik
doğrultusunda zaten ateş hattında olan küresel tedarik zincirlerinin COVID-19
sebebiyle ortaya çıkan fabrika kapatmaları, stok sıkıntıları ve ilaç
piyasasındaki dalgalanmalarla beraber daha çok zarar göreceğini öne sürüyor.
Salgından dolayı
şirketlerin verimliliği azaltarak ihtiyaç fazlası üretime yöneleceğini ve bu
doğrultuda hükümetlerin de çeşitli rezerv planları oluşturmaya yöneleceğini
belirten O’Neill, karlılığın düşeceğini ama üretim ve arz istikrarının
artacağını öngörüyor.
MENON: Salgın yararlı
bir amaca hizmet edebilir
Brookings India
enstitüsünden Shivshankar Menon’a göre salgının etkileri konusunda konuşmak
için henüz çok erken ama belirgin olarak gözüken üç sonuç var. ilk olarak bu
salgının hem devlet içinde hem de devlet arasındaki politika değişimlerini
beraberinde getireceği. Menon’a göre hükümetler salgını önledikleri ve salgının
ekonomik getirilerini yönetebildikleri oranda ön plana çıkacaklar ama iki türlü
de önemlerini arttırmış olacaklar. Şimdiye kadar görüldüğü üzere otoriter ve
popülist rejimler, salgını idare etme konusunda diğerlerine göre daha iyi bir
konumda değil. Popülist veya otoriter rejim özelliği taşımayan Güney Kore ve
Tayvan örnekleri bu konudaki en iyi referans.
İkinci olarak ise, bu
salgın dünya ülkelerinin aslında birbirlerine ne kadar bağlı olduklarını açıkca
gösteriyor ama şu an ülkeler daha özerk ve kendi kaderlerini kendilerinin tayin
etmelerini sağlayacak politikaları destekliyor gibi görünüyor. Bu da bize daha
fakir daha yoksul ve daha küçük bir dünya getirebilir.
Son olarak ise Menon’a
göre gelecek için umut ve mantık teşkil eden çok sayıda gelişmeyi de
gözlemleyebildiğimiz bir dönemden geçiyoruz. Hindistan’ın Güney Asya’daki diğer
ülkelerle yaratmaya çalıştığı işbirliği bunun önemli bir örneği. Menon’a göre
bu salgın, karşı karşıya olduğumuz küresel tehditler karşısında ülkelerin
işbirliği yapmaya ve beraber çalışmaya olan ilgilerini keşfetmelerine sebep
olursa, ilerisi için oldukça faydalı bir amaca hizmet edebilir.
NYE: ABD’nin yeni bir
stratejiye ihtiyaç olacak
Harvard Üniversitesi
profesörü Joseph S. Nye’e göre, COVID-19 salgını Trump’ın 2017 yılından beri
yürüttüğü yeni ulusal güvenlik planının yetersiz olduğunu açığa çıkardı. ABD
bir küresel güç olsa bile yalnız hareket ederek bu güvenlik amacına erişemez.
Richard Danzig’in 21.yüzyıl teknolojilerinin yalnızca dağıtım anlamında değil
aynı zamanda uygulama pratikleri içerisinde de global olduğunu savunan
görüşlerini referans gösteren Nye, COVID-19 ve iklim krizi gibi uluslararası sorunlarda
Amerikan gücünü diğer ülkelerin gücünün üstünde görmenin yanlış olduğunu
söylüyor. Her ülkenin kendi çıkarlarını öne çıkardığını belirten Nye, bu
çıkarların ne denli geniş ya da daraltılmış olduğunun önemli bir soru olduğuna
dikkat çekiyor ve COVID-19’un dünyaya yeni stratejiler yaratma konusundaki
yanlışlarını net bir biçimde göstereceğini öne sürüyor.
ALLEN: COVID-19’un
tarihini galip gelenler yazacak
Aynı zamanda eski bir
Amerikan deniz piyadesi ve NATO güvenlik sekreteri olan Brooks Institute
temsilcisi John Allen’a göre ise her zaman olduğu gibi COVID-19 krizinde de
tarih ‘galip gelenler’ tarafından yazılacak. Hastalığın toplumsal gerginliğinin
her ülkede hissedildiğine dikkat çeken Allen’a göre siyasi, ekonomik
sistemlerin devamlılığının yanında halk sağlığını ön plana çıkaran ülkeler,
salgında yıkıcı sonuçlar yaşayan ülkelere göre daha başarılı olacak. Bazı
ülkeler bu salgını demokrasinin, çok taraflılığın ve evrensel sağlık
hizmetlerinin kesin zaferi olarak görecekken bazıları için ise bu salgın
otoriter rejimlerin faydalarını vitrine koymak için bir fırsat olacak.
Allen’a göre salgın iki
türlü de, uluslararası güç yapısını yalnızca hayal edebileceğimiz bir
karışıklığın içine sokacak. COVID-19’un ekonomik faaliyetleri bastırmaya ve
ülkeler arasındaki gerginliği devam ettirmeye hizmet edeceği ise kesin. Eğer
işletmeler kapanır ve işgücü azalırsa, uzun vadede ise bu salgın, küresel
ekonominin üretken kapasitesini önemli ölçüde azaltacak. Bu durumdan özellikle
gelişmekte olan ülkeler ve sigortasız işçi çalıştıranlar daha çok etkilenecek.
Sonuç olarak uluslararası sistem büyük bir baskının altında kalacak ve bu da
istikrarsızlığı ve ülkeler arasındaki çıkar çatışmalarını daha çok arttıracak.
HAASS: Devletlerin
başarısızlığı
Dış İlişkiler Konseyi
Başkanı Richard N. Haass, koronavirüs krizinin ülkeleri iç meseleleri dış
meselelerden daha çok düşünmeye iteceğini savunuyor. Haass’a göre tedarik
zincirindeki kırılganlık göz önüne alındığında, ülkelerin kendine yeterlilik
stratejisi içerisindeki hamlelere yönelmesi; göçlere karşı oluşan tepkilerin
büyümesini, ekonomik sorunlarınların vatandaşların üzerine bindirdiği yükün
azaltılmaya çalışılmasını ve iklim krizi gibi küresel sorunların ikinci plana
atılmasını beraberinde getirebilir.
Oluşacak ekonomik
sıkıntılarla beraber birçok devletin başarısızlıklarıyla doğru oranda
zayıflayacağını belirten Haass, salgın krizinin gittikçe kötüye giden
Çin-Amerikan ilişkilerini daha da kötüye götüreceğini, Avrupa entegresyonunu
zayıflatacağını öne sürüyor. Olumlu taraftan ise, Haass’a göre küresel halk
sağlığına verilen önem artacak. Ancak genel olarak, küreselleşme içerisinde
gelen bir kriz, dünyanın mevcut sorunlarla başa çıkma konusundaki istekliliğini
ve kapasitesini arttırmak yerine azaltacak.
SCHAKE: ABD liderlik
testini geçemedi
Uluslararası Stratejik
Araştırmalar Enstitüsü’nden genel müdür yardımcısı Kori Schake ise, kriz
sonrası ABD’nin, kişisel çıkarlarını koruma politikası ve beceriksiz
politikaları ışığında artık uluslararası bir lider olarak görülmeyeceğini öne
sürüyor. Salgının küresel etkilelerinin, uluslararası organizasyonlar tarafından
sağlanan erken bilgi akışı ve önlem listesiyle hükümetler tarafından
azaltılabilecek oluşuna dikkat çeken Schake, ABD’nin bunu organize ederek kendi
çıkarlarını koruma politikasıyla beraber başka ülkelerin çıkarlarını da
koruyabilecek olduğuna ama bunu yapmadığını belirtiyor. Washington
yönetiminin bu liderlik testini geçemediğini öne süren Schake şuan dünyanın
içinde bulunduğu kötü durumu da buna bağlıyor.
BURNS: İnsan ruhunun
gücünü her ülkede görüyoruz
Harvard Kenny
School’dan profesör Nicholas Burns’e göre ise COVID-19 bu yüzyılın en büyük
küresel krizi çünkü derinliği ve ölçeği çok büyük. Dünyadaki 7.8 milyar insanın
tamamı tehdit altında. Bu salgının yaratacağı mali ve ekonomik kriz, 2008
global ekonomik krizinin kötü sonuçlarını aşabilir.
Uluslararası
işbirliğinin bu salgında yetersiz kaldığına dikkat çeken Burns, ABD ve Çin’in
salgından kim sorumlu tartışmalarını bir kenara bırakmaması ve daha etkili
liderlik gösterememesi durumunda önemli ölçüde bir güvenilirlik kaybı
yaşayacaklarını düşünüyor. Burns, Avrupa Birliği’nin yaklaşık 500 milyon
vatandaşına daha iyi yardımlar sunamaması halinde ise ulusal hükümetlerin
Brüksel yönetimine göre daha güçlü bir konuma gelebileceğini öne sürüyor.
Burns’e göre şu an
salgın için en büyük direnç, dünyanın her ülkesinde insan ruhunun gücünü ortaya
koyan doktorlar, hemşireler, siyasi liderler ve vatandaşlar. Bu da, dünya
üzerindeki herkes için bu salgının alışılagelmiş sonuçlarıyla savaşırken bir
umut niteliği taşıyor.
Pandemi
saldırısı altında ilk e-dersi veren Lianke ise korkunçlukların nasıl
unutturulduğunu ve hataların nasıl tekrarlandığını anlattı. Ülkemizde Günler Aylar Yıllar, Patlama
Kayıtları ve Lenin’den Öpücükler isimli kitapları ile tanınan Yan
Lianke, Hong Kong Bilim ve Teknoloji Üniversitesi’nde Çin Kültürü IAS Sin Wai
Kin profesörü ve kürsü başkanı olarak görev yapıyor. Yan Lianke 21
Şubat’ta lisansüstü öğrencilerine bir e-ders verdi. Dersin
başında Koronavirüs, toplumsal hafıza ve hikâye anlatıcılarının bir gün
salgını nasıl anlatacakları üzerine bir konuşma yaptı. Dersine “Sevgili
öğrencilerim” diye başlayan Lianke
“Bedenler
henüz soğumadı ve insanlar hâlâ yas tutuyor. Yine de zafer şarkıları söylenmeye
hazır ve insanlar, “Ah, ne kadar da mahir ve harika!” diye ilan etmeye can
atıyor. Covid-19’un hayatımıza girdiği günden şimdiye dek kesin olarak kaç
insanın hayatını bu hastalık yüzünden kaybettiğini bilmiyoruz - kaç kişi
hastanelerde öldü ve kaçı dışarıdayken gözlerini yumdu. Bunları sorma ve
araştırma şansımız bile olmadı. Daha da kötüsü, bu tür araştırmalar ve sorular
zaman geçtikçe sona erebilir ve sonsuza dek bir gizem olarak kalabilir. Gelecek
nesillere kimsenin hatırlamadığı dağınık bir yaşam ve ölüm karmaşasını miras
bırakacağız.” ifadelerini kullandı.
“Hayatımızın
geçmiş ve şimdiki zamanlarında, neden trajediler ve felaketler hep bireyin,
ailenin, toplumun, dönemin ya da ülkenin üstüne birbiri ardına düşer? Ve neden
tarihin felaketlerinin bedeli hep on binlerce sıradan insanın hayatıyla
ödenmiştir?” diye soran Lianke, “Bilmediğimiz, sormadığımız ya da sormamamız
söylenen (ve itaatkârca dinlediğimiz) sayısız etken arasında bu tek etken var
–insanlar, toptan insan ırkı olarak hepimiz, karınca benzeri hiç kimseler–
unutkan varlıklardır” ifadelerini kullandı. Çünkü hatıralarımız düzenlendi,
değiştirildi ve silindi. “Başkaları bize neyi hatırlamamızı söylüyorsa onu
hatırlıyoruz ve unutmamız söylenenleri unutuyoruz. İstendiğinde sessiz
kalıyoruz ve emredildiğinde şarkı söylüyoruz. Hatıralar, unutmamız söylenen ya
da hatırlamamız istenen kolektif ve ulusal hatıraları yaratmak için kullanılan,
bir dönem aracı haline geldi” dedi. Lianke, bunların unutulmamasını isterken, “yüksek sesle konuşamıyorsak fısıldayalım” dedi.
https://kayiprihtim.com
www//.
kesisim.com








Hiç yorum yok:
Yorum Gönder