23 Mart 2020 Pazartesi

BİR YENİ 21. YÜZYIL STRATEJİSİ: CORONA DİZAYNI


Pandemiyle ilgili durumun gerçekçi boyutunu kavramamız için özellikle sosyologlar, felsefeciler, ekonomistlerin uluslar arası dolaşımdaki açıklamalarını ve görüşlerini derledim:


BİR YENİ 21. YÜZYIL STRATEJİSİ: CORONA DİZAYNI

Dünyayı etkisi altına alan korona virüsü ile mücadelenin en sıcak ve öldürücü cephesindeyiz. Şu an anlayabildiğimiz kadarıyla cephenin en önünde sağlıkçılar savaşıyor. İktidarlar, liderler bu büyük savaşta neredeyse sinmiş durumda. Toplumlar ise ikircikli bir ruh hali içinde sadece korkmuyor, tedirgin bir bekleyişin bütün psikolojik deform
asyonlarıyla kendini en çok sosyal medya üzerinden hissettirmeye çabalıyor. Hepimiz birer bataklık yüzücüsü gibiyiz, ne bir ada ne bir kıyı görünüyor, yaşamak için ölümüne yüzüyoruz.  Çiçek hastalığının yok edilmesinde önemli rol oynayan epidemiyolog Larry Brilliant’a göre 7 milyan 800 milyon insan, yani dünyada yaşayan bütün insanlar olarak bu virüsten bir şekilde etkileneceğiz. Brilliant’a göre 12-18 aya kadar aşının bulunması da mümkün görünüyor.

SOSYAL BİLİMCİLERDEN İLGİNÇ ANALİZLER
Virüs ile ilgili laboratuarlarda aşı çalışmaları hızla sürerken sosyal bilimciler, başta sosyologlar olmak üzere sadece bugünü değil kısa ve orta vadede bizi nasıl bir dünyanın beklediğine kafa yoruyor. Bunların arasında ekonomistleri de zikretmek gerekir. Çünkü ortaçağ kapanırken, akıl çağı başlarken ve birey öne çıkarken, kapitalizm de hızla yeni bir sistem olarak hem sistemi inşa etti hem de kendisini. Dolayısıyla ekonomi önümüzdeki sürecin de ana bileşenlerinden.

ZİZEK: “Çernobil’in Sovyet Sosyalizmini çökerttiği gibi Corona virüsü kapitalizmi bitirebilir, insana dayalı bir sosyalizmi keşfederiz”
Slovenyalı filozof ve düşünür Slavoj Zizek, Corona Virüsü Kill Bill 2 filmindeki "5 noktalı kalp patlatma tekniği" vuruşuna benzeterek, kapitalizmi sonlandırabileceğini ifade ediyor.  Sosyolog, filozof ve kültür eleştirmeni olarak da tanınan Slavoj Zizek, geçtiğimiz günlerde Corona virüsüyle ilgili dikkat çeken bir yazı kaleme aldı. Zizek, Çin’in Wuhan kentinden yayılmış olan virüsü kapitalist sisteme vurulmuş bir darbe olarak tanımlarken “Corona virüsü salgını; sahte haberler, paranoyak komplo teorileri ve ırkçılık gibi toplumlarımızda uykuda olan ideolojik virüslerin ortaya çıkışını tetikledi” ifadelerini kullandı. Zizek, bir ütopyayı da andıran düşüncesinde “Alternatif bir toplum, ulus-devletin ötesinde bir toplum, küresel dayanışma ve işbirliği içinde hareket eden bir toplum gibi; düşünceler geliştirmemizi sağlayan bir virüs umarım ortaya çıkar ve bizi enfekte eder. Tıpkı Çernobil vakasının Sovyet sosyalizminin çöküşüne neden olduğunun iddia edilmesi gibi bugünlerde koronavirüsün de Çin sosyalizmin sonu olacağı görüşünü duyar olduk ama bence virüs bizi bilme ve insana dayalı sosyalizmi yeniden keşfetmek için zorlayacak.”


ADIM ATINCA PATLAYAN KALP TEKNİĞİ

Zizek, kaleme aldığı yazıda ayrıca Corona virüsünü Kill Bill 2 filminin son sahnesine de benzetti.“Kill Bill 2’nun son sahnesinde Beatrix, şeytani Bill’i devre dışı bırakır ve ona tüm dövüş sanatlarında en ölümcül darbe olan ‘Beş Noktalı Avuçiçi Patlayan Kalp Tekniği’ ile saldırır. Hareket, hedefin gövdesindeki beş farklı baskı noktasına parmak uçlarıyla beş vuruşun birleşiminden oluşur. Hedef yürüdükten ve beş adım attıktan sonra, kalbi vücudunda patlar ve yere düşer. Bu saldırı dövüş sanatları mitolojisinin bir parçasıdır ve el ele mücadelede mümkün değildir. Ancak, filme geri dönüp bakacak olursak, Beatrix hareketini yaptıktan sonra, Bill sakin bir şekilde onunla barışır, beş adım atar ve ölür. Bu saldırıyı bu kadar büyüleyici kılan şey, vurulma ile ölüm anı arasındaki zamandır: Sakin bir şekilde oturduğum sürece hoş bir sohbet edebilirim, ama tüm bu zaman dilimi içerisinde yürümeye başladığım an kalbimin patlayacağını ve öleceğimi biliyorumdur.”

“Corona virüsü salgınının Çin’de komünist yönetimin çöküşüne nasıl yol açabileceği konusunda yaratılan spekülasyonlar da benzer değil mi?” diye soran  Zizek, Ülkenin komünist rejiminde bir çeşit sosyal ‘Beş Noktalı avuçiçi patlayan kalp tekniği’ gibi, yetkililer oturup sizi gözlemleyebilir ve karantina altına alabilir ancak sosyal düzende (insanlara güvenmek gibi) onların çöküşü ile sonuçlanacaktır. Bu mütevazı fikrim çok daha radikal. Corona virüs salgını bir tür ‘küresel kapitalist sisteme ‘Beş Noktalı avuçiçi Patlayan Kalp Tekniği’ saldırısı gibi. Yani şu ana kadar seçtiğimiz yolda devam edemeyeceğimizin bir işareti, bize radikal bir değişim gerek” ifadelerini kullandı.

“Hepimiz Aynı Gemideyiz” diyen Zizek, yazısında İran’daki yaşanan gelişmelerden de bahsederken “İran Sağlık Bakanı Yardımcısı Iraj Harirchi, corona virüsünün yayılmasını küçümsemek ve kitle karantinalarının gerekli olmadığını iddia etmek için basın toplantısı yaptı. Toplantıdan bir gün sonra kendisi corona virüsü teşhisiyle karantinaya alındı. Harirchi şunları ekledi: ‘Bu virüs demokratik, fakir ve zengin ya da devlet adamı veya sıradan bir vatandaş arasında ayrım yapmıyor. Harirchi bunda haklıydı – hepimiz aynı gemideyiz. Ve bu dünyada viral tehditlerle uğraşmıyoruz – Uğraştığımız diğer felaketlerde var: Kuraklık, iklim değişiklikleri, büyük fırtınalar, vb. Tüm bu durumlar olması gereken şey panik değil, zor ve etkin küresel koordinasyon kurmaktır.”

NİBLET: Bildiğimiz küreselleşmenin sonu

Kraliyet Uluslararası İlişkiler Enstitüsü’nün (Chatham House) genel müdürü Robin Niblett de Zizek’in safında yer alıyor. Pandemiyi, ekonomik küreselleşme anlamında “devenin sırtını kıran bir saman” olarak nitelendiriyor. Çin’in büyüyen ekonomik ve askeri gücü, ABD’yi, Çin’i büyüyen teknoloji ve fikri mülkiyetten soyutlayarak bütün müttefiklerin de aynı şeyi yapmaları için çift taraflı bir anlaşma yapmaları konusunda kışkırtmıştı. Karbon emisyonlarınının azaltılması hedefi için artan kamusal ve siyasi baskılar ise, çok sayıda büyük şirketin uzun mesafeli tedarik zincirlerine olan güvenlerini sorgulamalarına sebep olmuştu. COVID-19 şu an hükümetleri, şirketleri ve toplumları uzun süreli ekonomik izolasyon dönemleriyle başa çıkabilme kapasitelerini arttırmaları için zorluyor.
Tüm bunlar göz önüne alındığında, dünyanın 21.yüzyılın başlarındaki küreselleşme fikrine dönmesi pek olası gözükmüyor. Niblett’e göre, paylaşılan ortak kazanımları küresel ekonomik entegrasyona karşı koruma planları teşvik edilmeden, 20.yüzyılda oturtulan ekonomik yönetim şablonu gittikçe körelecek. Bundan dolayı da siyasi liderlerin, uluslararası işbirlikleri içerisinde jeopolitik rekabetlere girmemeleri çok büyük bir öz disiplin gerektirecek.
Niblett’e göre dünyanın dört bir yanındaki siyasi liderler, vatandaşlarına COVID-19 krizini yönetebileceklerini kanıtlamak açısından siyasi sermaye kazanımına yönelecekler. Bu doğrultuda başarısız olan siyasi liderler de bu başarısızlıklarındaki suçu başkalarının üzerine yıkmayı tercih edecekler.

GARRETT: Küresel kapitalizm için dramatik bir süreç

Eski Dış İlişkiler Konseyi çalışanı, Pulitzer ödülü sahibi Laurie Garrett’a göre de COVID-19’un yarattığı temel şok, küresel tedarik zincirlerinin ve dağıtım ağlarının tamamen savunmasız olduğunun açığa çıkması. Garrett’a göre koronavirüs salgını sadece uzun süren ekonomik etkilere sahip olmayacak aynı zamanda küresel ekonomide temel değişimlerin yolunu açacak. Garrett, küreselleşmenin stoklamanın yüksek maliyetlerini aşarak şirketlerin ürettikleri ürünleri tüm dünyaya hızlı bir şekilde nakletmesinin ve bu ürünlerin hızlı bir şekilde tüketilmesinin önünü açtığını fakat birkaç günden fazla süre raflarda duran ürünlerin piyasa aksaklığına yol açtığı bir ortamda; COVID-19’un yalnızca insanları değil global ekonomik sistemi de hasta ettiğine inanıyor. 
Dünyanın Şubat’tan beri yaşadığı finansal piyasa krizine dikkat çeken Garrett, şu an şirketlerin tam zamanında üretim ve küresel dağıtım stratejilerinin sekteye uğradığını öne sürüyor. Sonuç olarak küresel kapitalizmde yeni bir çağın yaklaştığını ve bu çağda tedarik zincirlerinin lokalleşeceğini ve aksaklıklara karşı koruma sağlamak açısından fazlalılaştıracağını belirten Garrett, bunun şirketlerin kısa vadeli karlarında önemli azalmalar yaratacağını ama global ekonomik sistemin eskisine oranla daha esnek bir hal alacağını söylüyor.

ÖZDEMİR: İktisadi model balonu patladı


Doç. Volkan Özdemir’e göre, koronavirüs krizi sonrası dünyanın iktisadi modelinde yaşanacak değişiklikleri değerlendirirken, son 40 yıla yakın zamandaki finansallaşmanın insanlığı yararının bulunmadığını dile getirdi. Finansal oyunlar üzerinden sanal bir ekonomi, yani gerçeküstü bir gerçeklik yaratıldığını belirten Özdemir, üzerinde yaşanılan bu realitenin artık sürdürülemez hale geldiğini ve bolunun patlamasının kaçınılmazlığını vurguluyor.

HARVARD’LI PROFESÖR WALT: “Daha kapalı, daha muhtaç ve daha az özgür bir dünya”
Harvard Üniversitesi’nden Uluslararası İlişkiler profesörü Stephen M. Walt pandeminin devlet ve milliyetçilik kavramlarını güçlendireceği görüşünde. Walt’a göre krizi önlemek ve yönetmek için alınan acil tedbirlerin kalıcı olacağını düşünüyor. Farklı tipteki çok sayıda hükümet, kriz bittiğinde bu önlemlerin kendilerine tanıdığı imkânlardan vazgeçmek istemeyecek. 
Virüsün batı markasını lekelediğini söyleyen Walt, bunun sebebi olarak virüse verilen geç tepki olduğunun altını çiziyor. Virüsün Batı ülkelerinden Doğu ülkelerine geçen güç ve nüfuzu hızlandıracağını iddia eden Walt, “Bu salgınla beraber değişmeyecek olan şeyi ise küresel siyasetin temelde çelişkili olan doğası. Koronavirüsten önceki veba salgınları, büyük güç rekabetlerine son vermedi ya da yeni bir küresel işbirliği çağını beraberinde getirmedi. Koronavirüsü salgınından sonra da bu yaşanmayacak.” Walt’a göre, vatandaşlar kendilerini korumaları ulusal hükümetlere güvenmeye devam edecek ve hükümetler büyük şirketlerle beraber ülkelerin zayıf taraflarını geliştirmek için çalışmaya devam edecek. Bundan sonraki süreçte, hiperglobalizasyon dalgasında ise belli oranlarda bir azalma gözlemleyebiliriz. 

Walt’ın iddiası COVID-19 daha kapalı, daha muhtaç ve daha az özgür bir dünya yaratacak. Çünkü ölümcül bir virüs, yetersiz planlama ve eksik liderlikle birleşerek insanlığı yeni ve endişe veren bir rotaya soktu.

MAHBUBANİ: Çin Merkezli Yeni Bir Küreselleşme
Singapur Ulusal Üniversitesi’nden Çin uzmanı Kiskore Mahbubani COVID-19’un küresel ekonomik düzeni temel bir değişikliğe uğratacağı görüşüne katılmıyor. Mahbubani’ye göre bu salgın yalnızca şuan da devam eden ABD merkezli küreselleşmeden Çin merkezli küreselleşmeye geçiş sürecini hızlandıracak. 

Mahbubani’ye göre Amerikan nüfusu küreselleşmenin ve uluslararası ticaretin faydalarına olan inancını çoktan yitirdi. Çin ise bu konudaki inancını her geçen gün tazeliyor. Elbette bunun kökeni 1842-1949 arasındaki tarihsel olaylara dayanıyor. Bu süre içerisinde kendini dünyadan izole eden Çin, son yarım yüzyılda ise küreselleşmenin içine daha çok dahil olarak müthiş bir ekonomik canlanma elde etti. Bu durum Çin halkına aynı zamanda kültürel de olan bir güven patlaması yaşattı ve diğer ülkelerle rekabet edebileceklerine olan inançlarını arttırdı.
Mahbubani, “Çin Kazandı mı?” adlı kitabını referans göstererek ABD’nin önünde iki farklı yol olduğuna dikkat çekiyor. Mahbubani’ye göre eğer ABD küresel liderliğini korumak istiyorsa Çin’le kıyasıya bir siyasi ve ekonomik yarışa girmek zorunda. Bununla birlikte, ABD’nin hedefi dışardaki üstünlükten çok Amerikan halkının düşen refah seviyesini yukarıya çekmek ise Çin’le sıkı bir işbirliği yapmak zorunda. Mahbubani’ye göre ise ABD’nin Çin’le işbirliği yapması kendisi açısından en mantıklı yol olacak.

IKENBERRY: Demokrasiler Yeniden Tanımlanacak

Princeton Üniversitesi’nden uluslararası siyaset profesörü John Ikenberry’e göre ise mevcut salgın krizi Batı dünyasındaki mevcut tartışmaları iyice alevlendirecek. Milliyetçi anti-küreselciler, Çin yanlıları ve liberal enternasyonalistlerin hepsi siyasi argümanlarını güçlendirmenin yollarını bulmak için çalışacaklar. Ikenberry için virüsün yarattığı iktisadi hasar ve toplumsal çöküş göz önüne alındığında; kısa vadede milliyetçiliğe kayış, büyük güç rekabeti ve stratejik ayrışmalar dışında bir gelecek görmek zor.

Ancak tıpkı 1930’lar ve 40’larda olduğu gibi, İkinci Dünya Savaşı döneminde Roosevelt ve diğer önemli figürler tarafından benimsenen inatçı bir enternasyonalizm benzeri bir karşı siyasi akım da gündeme gelebilir. Ikenberry’e göre dünya ekonomisinin 1930’larda yaşadığı çöküş, modern toplumların birbirleriyle ne kadar bağlantılı olduklarını ve Roosevelt’in ‘bulaşma’ diye nitelendirdiği bu duruma karşı ne kadar savunmasız olduklarını gösterdi. ABD, bu modernite tehdidinden belki daha az etkileniyordu ama Roosevelt ve önde gelen diğer enternasyonalistler, savaş sonrası dönemde bu modern toplum tehdidini yönetebilmek için yeni koruma biçimleri ve kapasiteleri içerisinde barındıran kapsamlı bir sistem inşa ettiler.

Bu salgın sonucunda, ABD ve diğer batı demokrasileri, tıpkı o zamanlarda da ortaya çıkan bir kırılganlık içerisinde tarihin tekerrür etmesini sağlayabilir. Ikenberry’e göre salgına verilen tepki ilk başta oldukça milliyetçi ve dışa kapalı bir yapıda seyredecekken; uzun vadede, demokrasiler yeni türde bir pragmatik ve koruyucu enternasyonalizm için arayışlara başlayacaklar.
O’NEİL: Az kâr, daha çok istikrar

ABD Dış İlişkiler Konseyi’nin önemli isimlerinden Shannon K. O’Neil ise COVID-19’u küresel üretimin temel ilkelerini baltalayan bir salgın olarak nitelendiriyor. O’Neil’a göre şirketler küresel üretime hakim olan çok ülkeli tedarik zincirlerini küçültme yolunu tercih edebilirler.

O’Neill, Çin’in ucuz işgücü, Trump’ın ticaret savaşı, teknolojik ilerlemeler ve artan işsizlik doğrultusunda zaten ateş hattında olan küresel tedarik zincirlerinin COVID-19 sebebiyle ortaya çıkan fabrika kapatmaları, stok sıkıntıları ve ilaç piyasasındaki dalgalanmalarla beraber daha çok zarar göreceğini öne sürüyor. 
Salgından dolayı şirketlerin verimliliği azaltarak ihtiyaç fazlası üretime yöneleceğini ve bu doğrultuda hükümetlerin de çeşitli rezerv planları oluşturmaya yöneleceğini belirten O’Neill, karlılığın düşeceğini ama üretim ve arz istikrarının artacağını öngörüyor.

MENON: Salgın yararlı bir amaca hizmet edebilir
Brookings India enstitüsünden Shivshankar Menon’a göre salgının etkileri konusunda konuşmak için henüz çok erken ama belirgin olarak gözüken üç sonuç var. ilk olarak bu salgının hem devlet içinde hem de devlet arasındaki politika değişimlerini beraberinde getireceği. Menon’a göre hükümetler salgını önledikleri ve salgının ekonomik getirilerini yönetebildikleri oranda ön plana çıkacaklar ama iki türlü de önemlerini arttırmış olacaklar. Şimdiye kadar görüldüğü üzere otoriter ve popülist rejimler, salgını idare etme konusunda diğerlerine göre daha iyi bir konumda değil. Popülist veya otoriter rejim özelliği taşımayan Güney Kore ve Tayvan örnekleri bu konudaki en iyi referans. 
İkinci olarak ise, bu salgın dünya ülkelerinin aslında birbirlerine ne kadar bağlı olduklarını açıkca gösteriyor ama şu an ülkeler daha özerk ve kendi kaderlerini kendilerinin tayin etmelerini sağlayacak politikaları destekliyor gibi görünüyor. Bu da bize daha fakir daha yoksul ve daha küçük bir dünya getirebilir. 

Son olarak ise Menon’a göre gelecek için umut ve mantık teşkil eden çok sayıda gelişmeyi de gözlemleyebildiğimiz bir dönemden geçiyoruz. Hindistan’ın Güney Asya’daki diğer ülkelerle yaratmaya çalıştığı işbirliği bunun önemli bir örneği. Menon’a göre bu salgın, karşı karşıya olduğumuz küresel tehditler karşısında ülkelerin işbirliği yapmaya ve beraber çalışmaya olan ilgilerini keşfetmelerine sebep olursa, ilerisi için oldukça faydalı bir amaca hizmet edebilir. 

NYE: ABD’nin yeni bir stratejiye ihtiyaç olacak

Harvard Üniversitesi profesörü Joseph S. Nye’e göre, COVID-19 salgını Trump’ın 2017 yılından beri yürüttüğü yeni ulusal güvenlik planının yetersiz olduğunu açığa çıkardı. ABD bir küresel güç olsa bile yalnız hareket ederek bu güvenlik amacına erişemez. Richard Danzig’in 21.yüzyıl teknolojilerinin yalnızca dağıtım anlamında değil aynı zamanda uygulama pratikleri içerisinde de global olduğunu savunan görüşlerini referans gösteren Nye, COVID-19 ve iklim krizi gibi uluslararası sorunlarda Amerikan gücünü diğer ülkelerin gücünün üstünde görmenin yanlış olduğunu söylüyor. Her ülkenin kendi çıkarlarını öne çıkardığını belirten Nye, bu çıkarların ne denli geniş ya da daraltılmış olduğunun önemli bir soru olduğuna dikkat çekiyor ve COVID-19’un dünyaya yeni stratejiler yaratma konusundaki yanlışlarını net bir biçimde göstereceğini öne sürüyor.

ALLEN: COVID-19’un tarihini galip gelenler yazacak
Aynı zamanda eski bir Amerikan deniz piyadesi ve NATO güvenlik sekreteri olan Brooks Institute temsilcisi John Allen’a göre ise her zaman olduğu gibi COVID-19 krizinde de tarih ‘galip gelenler’ tarafından yazılacak. Hastalığın toplumsal gerginliğinin her ülkede hissedildiğine dikkat çeken Allen’a göre siyasi, ekonomik sistemlerin devamlılığının yanında halk sağlığını ön plana çıkaran ülkeler, salgında yıkıcı sonuçlar yaşayan ülkelere göre daha başarılı olacak. Bazı ülkeler bu salgını demokrasinin, çok taraflılığın ve evrensel sağlık hizmetlerinin kesin zaferi olarak görecekken bazıları için ise bu salgın otoriter rejimlerin faydalarını vitrine koymak için bir fırsat olacak. 
Allen’a göre salgın iki türlü de, uluslararası güç yapısını yalnızca hayal edebileceğimiz bir karışıklığın içine sokacak. COVID-19’un ekonomik faaliyetleri bastırmaya ve ülkeler arasındaki gerginliği devam ettirmeye hizmet edeceği ise kesin. Eğer işletmeler kapanır ve işgücü azalırsa, uzun vadede ise bu salgın, küresel ekonominin üretken kapasitesini önemli ölçüde azaltacak. Bu durumdan özellikle gelişmekte olan ülkeler ve sigortasız işçi çalıştıranlar daha çok etkilenecek. Sonuç olarak uluslararası sistem büyük bir baskının altında kalacak ve bu da istikrarsızlığı ve ülkeler arasındaki çıkar çatışmalarını daha çok arttıracak.

HAASS: Devletlerin başarısızlığı
Dış İlişkiler Konseyi Başkanı Richard N. Haass, koronavirüs krizinin ülkeleri iç meseleleri dış meselelerden daha çok düşünmeye iteceğini savunuyor. Haass’a göre tedarik zincirindeki kırılganlık göz önüne alındığında, ülkelerin kendine yeterlilik stratejisi içerisindeki hamlelere yönelmesi; göçlere karşı oluşan tepkilerin büyümesini, ekonomik sorunlarınların vatandaşların üzerine bindirdiği yükün azaltılmaya çalışılmasını ve iklim krizi gibi küresel sorunların ikinci plana atılmasını beraberinde getirebilir.
Oluşacak ekonomik sıkıntılarla beraber birçok devletin başarısızlıklarıyla doğru oranda zayıflayacağını belirten Haass, salgın krizinin gittikçe kötüye giden Çin-Amerikan ilişkilerini daha da kötüye götüreceğini, Avrupa entegresyonunu zayıflatacağını öne sürüyor. Olumlu taraftan ise, Haass’a göre küresel halk sağlığına verilen önem artacak. Ancak genel olarak, küreselleşme içerisinde gelen bir kriz, dünyanın mevcut sorunlarla başa çıkma konusundaki istekliliğini ve kapasitesini arttırmak yerine azaltacak.

SCHAKE: ABD liderlik testini geçemedi

Uluslararası Stratejik Araştırmalar Enstitüsü’nden genel müdür yardımcısı Kori Schake ise, kriz sonrası ABD’nin, kişisel çıkarlarını koruma politikası ve beceriksiz politikaları ışığında artık uluslararası bir lider olarak görülmeyeceğini öne sürüyor. Salgının küresel etkilelerinin, uluslararası organizasyonlar tarafından sağlanan erken bilgi akışı ve önlem listesiyle hükümetler tarafından azaltılabilecek oluşuna dikkat çeken Schake, ABD’nin bunu organize ederek kendi çıkarlarını koruma politikasıyla beraber başka ülkelerin çıkarlarını da koruyabilecek olduğuna ama bunu yapmadığını belirtiyor.  Washington yönetiminin bu liderlik testini geçemediğini öne süren Schake şuan dünyanın içinde bulunduğu kötü durumu da buna bağlıyor. 

BURNS: İnsan ruhunun gücünü her ülkede görüyoruz
Harvard Kenny School’dan profesör Nicholas Burns’e göre ise COVID-19 bu yüzyılın en büyük küresel krizi çünkü derinliği ve ölçeği çok büyük. Dünyadaki 7.8 milyar insanın tamamı tehdit altında. Bu salgının yaratacağı mali ve ekonomik kriz, 2008 global ekonomik krizinin kötü sonuçlarını aşabilir. 

Uluslararası işbirliğinin bu salgında yetersiz kaldığına dikkat çeken Burns, ABD ve Çin’in salgından kim sorumlu tartışmalarını bir kenara bırakmaması ve daha etkili liderlik gösterememesi durumunda önemli ölçüde bir güvenilirlik kaybı yaşayacaklarını düşünüyor. Burns, Avrupa Birliği’nin yaklaşık 500 milyon vatandaşına daha iyi yardımlar sunamaması halinde ise ulusal hükümetlerin Brüksel yönetimine göre daha güçlü bir konuma gelebileceğini öne sürüyor.
Burns’e göre şu an salgın için en büyük direnç, dünyanın her ülkesinde insan ruhunun gücünü ortaya koyan doktorlar, hemşireler, siyasi liderler ve vatandaşlar. Bu da, dünya üzerindeki herkes için bu salgının alışılagelmiş sonuçlarıyla savaşırken bir umut niteliği taşıyor. 

YAN LİANKE’DEN İLK E-DERS: Yüksek Sesle Konuşamıyorsak Fısıldayalım
Pandemi saldırısı altında ilk e-dersi veren Lianke ise korkunçlukların nasıl unutturulduğunu ve hataların nasıl tekrarlandığını anlattı.  Ülkemizde Günler Aylar Yıllar, Patlama Kayıtları ve Lenin’den Öpücükler isimli kitapları ile tanınan Yan Lianke, Hong Kong Bilim ve Teknoloji Üniversitesi’nde Çin Kültürü IAS Sin Wai Kin profesörü ve kürsü başkanı olarak görev yapıyor. Yan Lianke 21 Şubat’ta lisansüstü öğrencilerine bir e-ders verdi. Dersin başında Koronavirüs, toplumsal hafıza ve hikâye anlatıcılarının bir gün salgını nasıl anlatacakları üzerine bir konuşma yaptı. Dersine “Sevgili öğrencilerim” diye başlayan Lianke

“Bedenler henüz soğumadı ve insanlar hâlâ yas tutuyor. Yine de zafer şarkıları söylenmeye hazır ve insanlar, “Ah, ne kadar da mahir ve harika!” diye ilan etmeye can atıyor. Covid-19’un hayatımıza girdiği günden şimdiye dek kesin olarak kaç insanın hayatını bu hastalık yüzünden kaybettiğini bilmiyoruz - kaç kişi hastanelerde öldü ve kaçı dışarıdayken gözlerini yumdu. Bunları sorma ve araştırma şansımız bile olmadı. Daha da kötüsü, bu tür araştırmalar ve sorular zaman geçtikçe sona erebilir ve sonsuza dek bir gizem olarak kalabilir. Gelecek nesillere kimsenin hatırlamadığı dağınık bir yaşam ve ölüm karmaşasını miras bırakacağız.” ifadelerini kullandı.

“Hayatımızın geçmiş ve şimdiki zamanlarında, neden trajediler ve felaketler hep bireyin, ailenin, toplumun, dönemin ya da ülkenin üstüne birbiri ardına düşer? Ve neden tarihin felaketlerinin bedeli hep on binlerce sıradan insanın hayatıyla ödenmiştir?” diye soran Lianke, “Bilmediğimiz, sormadığımız ya da sormamamız söylenen (ve itaatkârca dinlediğimiz) sayısız etken arasında bu tek etken var –insanlar, toptan insan ırkı olarak hepimiz, karınca benzeri hiç kimseler– unutkan varlıklardır” ifadelerini kullandı. Çünkü hatıralarımız düzenlendi, değiştirildi ve silindi. “Başkaları bize neyi hatırlamamızı söylüyorsa onu hatırlıyoruz ve unutmamız söylenenleri unutuyoruz. İstendiğinde sessiz kalıyoruz ve emredildiğinde şarkı söylüyoruz. Hatıralar, unutmamız söylenen ya da hatırlamamız istenen kolektif ve ulusal hatıraları yaratmak için kullanılan, bir dönem aracı haline geldi” dedi. Lianke, bunların unutulmamasını isterken, “yüksek sesle konuşamıyorsak fısıldayalım” dedi.


NOT: Bu bilgiler aşağıdaki linklerden derlenmiştir: www.jonathan-cook.net
https://kayiprihtim.com
www//. kesisim.com  

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder