26 Ağustos 2013 Pazartesi


Aşk, gerçek ve doğru/

         Aşk gerçektir, aşk acısı ise doğrudur…

Neden böyle düşünüyorum:

Hayatımız yarım kalmış şeylerin de hayatıdır. Karmaşanın egemenliğinde sürükleniyormuş hissiyle yaşarız. Kendimizi adadığımız her şey bir vakit sonra yavan gelir. Soyunduğumuz her soylu fikir, giyindiğimiz her ideal eylem, bir vakit sonra bizi kölesi yapmakta gecikmez. Kendi kendimize köleliğimizde, insanlığı değiştirmek için yeni coşkulu hamleler yaparız. Bu da kendimizi unutmaya çalışmanın ilk adımıdır. Kendimize ve karşımızdakine yaptığımız en büyük kötülük de budur. Fikirlerimizin doğruluğu bizde öylesine bir özgüven patlamasına neden olur ki, kendimizi öldürmekle kalmayız, başkalarının da canını yakabiliriz. Gerçeğin doğruluğu, doğruyu da sağlar; doğrunun gerçekliği ise gerçekliği onaylamaktan ve sağlamaktan uzaktır hatta gücü bile yetmez doğrunun gerçeğe. Gerçekle doğru arasında belki bir illiyet bağı olabilir ama doğru, asla gerçeğin yansıması olamaz. Zira, doğruyu da gerçek yapabilme gücüne sahip olan gerçektir. Hayatımızda yarıl kalmışlığın izleri ise doğrular üzerindeki inşa çabamızdır. Doğru şüphe götürür, gerçek ise şüphesiz gerçektir. Tıpkı hayatımızdaki yarım kalmış şeylerin içimizde uyandırdığı burukluk hisi gibi. Mesela aşk gerçektir, aşk acısı ise bir doğrudur. Her aşk’ın acı ve yalnızlık getireceği doğrusu ise gerçek değildir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder