Aşk, gerçek ve doğru/
Aşk gerçektir, aşk acısı ise doğrudur…
Neden
böyle düşünüyorum:
Hayatımız
yarım kalmış şeylerin de hayatıdır. Karmaşanın egemenliğinde sürükleniyormuş
hissiyle yaşarız. Kendimizi adadığımız her şey bir vakit sonra yavan gelir.
Soyunduğumuz her soylu fikir, giyindiğimiz her ideal eylem, bir vakit sonra
bizi kölesi yapmakta gecikmez. Kendi kendimize köleliğimizde, insanlığı
değiştirmek için yeni coşkulu hamleler yaparız. Bu da kendimizi unutmaya
çalışmanın ilk adımıdır. Kendimize ve karşımızdakine yaptığımız en büyük
kötülük de budur. Fikirlerimizin doğruluğu bizde öylesine bir özgüven
patlamasına neden olur ki, kendimizi öldürmekle kalmayız, başkalarının da
canını yakabiliriz. Gerçeğin doğruluğu, doğruyu da sağlar; doğrunun gerçekliği
ise gerçekliği onaylamaktan ve sağlamaktan uzaktır hatta gücü bile yetmez
doğrunun gerçeğe. Gerçekle doğru arasında belki bir illiyet bağı olabilir ama
doğru, asla gerçeğin yansıması olamaz. Zira, doğruyu da gerçek yapabilme gücüne
sahip olan gerçektir. Hayatımızda yarıl kalmışlığın izleri ise doğrular
üzerindeki inşa çabamızdır. Doğru şüphe götürür, gerçek ise şüphesiz gerçektir.
Tıpkı hayatımızdaki yarım kalmış şeylerin içimizde uyandırdığı burukluk hisi
gibi. Mesela aşk gerçektir, aşk acısı ise bir doğrudur. Her aşk’ın acı ve
yalnızlık getireceği doğrusu ise gerçek değildir.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder