29 Ekim 2024 Salı

TARİH TEMBELLİĞİ


Ülkemizde yıllardır cumhuriyet öncesi ve cumhuriyet sonrasına küfredenler azalmadı. İlginçtir bu durum nesilden nesle de aktarılabiliyor.

Tarihine küfreden başka bir millet var mıdır bilmiyorum ama bizim ülkemizde bu durum bir çatışma gerekçesi ve bu gerekçe toplumu ikiye bölen bir olgu.

Bu alandaki propaganda çalışmaları da negatif anlamda olumlu işliyor. İhtimal bu propaganda çalışmasının ilk ayağı aile ve yakın çevre. Sonrasında bu çevre cemaatlere evriliyor ve bizim sağ sol diye kategorize edebileceğimiz yapılar imparatorlukların, ülkelerin tarihindeki kavşak noktalarını, dönüşleri bir yıkma ve sıfırdan üretme olarak işliyor. Böylece kendi ülkemizin tarihine bakışta belli düşünce açısı üzerinden küs ve öfkeli bir nesil klişe tarihselliklerle sürekli kendisini tekrarlıyor.

Kibirli bir tarih bilinci aslında tarih tembelliği değil mi?

Tarih ile ilgili her şeyi biliyormuşçasına bir tarih anlayışı içinde olmak ve aslında propagandaya kurban olmuş olmak kimseye ikna edici gelmiyor.

Örneğin cumhuriyet kurulmadan en az iki yüz yıl, hatta daha önceden cumhuriyet kurma çalışmalarının, dil değiştirme çabalarının, yeni bir hukuk sistemi oluşturma, kısaca bireyi ve toplumu yeniden üretme, bir ulus devlet olma çabalarının başladığını bilmek önemli değil mi? Değil. Yani tarih tembelliği yapan insanların bakış perspektifleri buralar uzanmıyor.

Cumhuriyet ile birlikte bütün olup bitenlerin üstü örtük bir manda sistemi olduğunu varsaymak kolaycılık değil mi?

Aynı şekilde Osmanlı İmparatorluğu ile ilgili düşmanca yaklaşımların iyi niyetle bağdaşır yanı var mı?

Bir ulus devletin kendi geçmişi hakkında bu derece düşmanlığa sevk eden şeyin ne olduğunu anlamak kolay mı, zor mu? Bunu anladığımızda aslında toplum olma sorununu da çözmüş olur muyuz? Toplum olma sorununu çözmek bize ne kazandıracak?

Bütün bu sorulara cevap verebilmenin yolu tarih öğrenme tembelliğinden kurtulmamızla mümkün olabileceğini düşünüyorum. Daha geniş kapsamlı olarak ise bilgi edinme pratiklerimizi değiştirmemiz gerekiyor. Kendimizi propagandadan, kendi kendimizi “gaza” getirmekten kurtulmak ve tarihimizi olumlu veya olumsuz yanlarıyla bir bütün olarak kabul etmek, bunun üzerinden kendi medeniyetimizi kurmak son derece önemsenmeli.

Nihayetinde kendi tarihimiz üzerinden bir uzlaşma pratiği geliştirememiş olmanın olumsuz yanlarını yaşayarak görüyoruz.

Türkiye Cumhuriyeti’nin tarihi propagandaya teslim edilecek ve bunu nesilden nesle aktaracak kadar vasat tarih değil. Köklü bir geçmişten bahsediyorsak bu köklü bir toplumsal gerçeklikten de bahsediyoruz demektir ancak bize tarih tembelliğini dayatanın kim ve ne olduğunu da görmek gerek.

Osmanlı İmparatorluğu nasıl ki tarihin bir hediyesiyse Türkiye Cumhuriyeti bir kentsel dönüşüm eseri değil tarihsel dönüşümün eseridir.

Tarih tembelliğini bizi getirdiği nokta ise propagandadan ibaret bir tarih körlüğü ve düşmanlığıdır.

(imaj: anonim

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder