Ülkemizde yıllardır cumhuriyet öncesi ve cumhuriyet sonrasına küfredenler azalmadı. İlginçtir bu durum nesilden nesle de aktarılabiliyor.
Tarihine
küfreden başka bir millet var mıdır bilmiyorum ama bizim ülkemizde bu durum bir
çatışma gerekçesi ve bu gerekçe toplumu ikiye bölen bir olgu.
Bu
alandaki propaganda çalışmaları da negatif anlamda olumlu işliyor. İhtimal bu
propaganda çalışmasının ilk ayağı aile ve yakın çevre. Sonrasında bu çevre
cemaatlere evriliyor ve bizim sağ sol diye kategorize edebileceğimiz yapılar imparatorlukların,
ülkelerin tarihindeki kavşak noktalarını, dönüşleri bir yıkma ve sıfırdan
üretme olarak işliyor. Böylece kendi ülkemizin tarihine bakışta belli düşünce
açısı üzerinden küs ve öfkeli bir nesil klişe tarihselliklerle sürekli
kendisini tekrarlıyor.
Kibirli
bir tarih bilinci aslında tarih tembelliği değil mi?
Tarih
ile ilgili her şeyi biliyormuşçasına bir tarih anlayışı içinde olmak ve aslında
propagandaya kurban olmuş olmak kimseye ikna edici gelmiyor.
Örneğin
cumhuriyet kurulmadan en az iki yüz yıl, hatta daha önceden cumhuriyet kurma
çalışmalarının, dil değiştirme çabalarının, yeni bir hukuk sistemi oluşturma,
kısaca bireyi ve toplumu yeniden üretme, bir ulus devlet olma çabalarının
başladığını bilmek önemli değil mi? Değil. Yani tarih tembelliği yapan
insanların bakış perspektifleri buralar uzanmıyor.
Cumhuriyet
ile birlikte bütün olup bitenlerin üstü örtük bir manda sistemi olduğunu
varsaymak kolaycılık değil mi?
Aynı
şekilde Osmanlı İmparatorluğu ile ilgili düşmanca yaklaşımların iyi niyetle
bağdaşır yanı var mı?
Bir
ulus devletin kendi geçmişi hakkında bu derece düşmanlığa sevk eden şeyin ne
olduğunu anlamak kolay mı, zor mu? Bunu anladığımızda aslında toplum olma
sorununu da çözmüş olur muyuz? Toplum olma sorununu çözmek bize ne kazandıracak?
Bütün
bu sorulara cevap verebilmenin yolu tarih öğrenme tembelliğinden kurtulmamızla
mümkün olabileceğini düşünüyorum. Daha geniş kapsamlı olarak ise bilgi edinme
pratiklerimizi değiştirmemiz gerekiyor. Kendimizi propagandadan, kendi
kendimizi “gaza” getirmekten kurtulmak ve tarihimizi olumlu veya olumsuz
yanlarıyla bir bütün olarak kabul etmek, bunun üzerinden kendi medeniyetimizi
kurmak son derece önemsenmeli.
Nihayetinde
kendi tarihimiz üzerinden bir uzlaşma pratiği geliştirememiş olmanın olumsuz
yanlarını yaşayarak görüyoruz.
Türkiye
Cumhuriyeti’nin tarihi propagandaya teslim edilecek ve bunu nesilden nesle
aktaracak kadar vasat tarih değil. Köklü bir geçmişten bahsediyorsak bu köklü
bir toplumsal gerçeklikten de bahsediyoruz demektir ancak bize tarih
tembelliğini dayatanın kim ve ne olduğunu da görmek gerek.
Osmanlı
İmparatorluğu nasıl ki tarihin bir hediyesiyse Türkiye Cumhuriyeti bir kentsel
dönüşüm eseri değil tarihsel dönüşümün eseridir.
Tarih
tembelliğini bizi getirdiği nokta ise propagandadan ibaret bir tarih körlüğü ve
düşmanlığıdır.
(imaj: anonim
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder