KAZANMAK
Hiç birimiz kendi yargıçlığımızdan kurtulamayız ama
gel gör ki, bu tarafsız bir yargı değildir, günün sonunda kendimizi haklı
çıkarırız.
Gece başımızı koyduğumuz yastıklar hiçbir zaman taş
olmaz.
Bütün çağlarda insanların en büyük hastalığı başarı
ve kazanmak üzerine kurulu bir hayat isteği değil mi? Hayatın anlamı bu mu?
Tanrı bile onu istiyor bizden: Cennet Tanrı’yı
kazananlarındır!
Hiçbirimizin akıbeti belli olmamasına rağmen Tanrı’yı
bahane ederek ve onun ikazlarının, uyarılarının, korkutmaların yamacında “öldürmek”le
işe başlarız.
Her katlettiğimiz için bir gerekçemiz de vardır. “Göze
göz dişe diş” diyen de İsa’nın Tanrısı mıydı?
Sadece bir insanı öldürmekten bahsetmiyorum. Hatta
bir insanı öldürmek, katlettiğimiz başta merhamet olmak üzere diğer bütün
değerler dışında son derece vasat bir eylem olarak kalır.
Mutlaklaştırılan
başarmak ve kazanmak kör bir inanç çöplüğünün en nadide çiçeğidir. Kokladığımız
anda kendimizle yabancılaşmaya başlarız çünkü artık verilecek bir iç savaş
kalmamıştır.
İç
savaşımızı kaybettiğimizde ölürüz ve sonrasındaki yaşamımız kendimize yaşadığımızı
ispat etmekle geçer. Böylece bütün vasat ikna yöntemlerine kendimizi kaptırırız
çünkü ikna olduğumuz her şey geçici bir körlük hediye eder bize: Sahicinin
sahteliği.
Sadece en kaba talepte dile gelir başarı ve kazanç:
Ben bir savaşçıyım!
Günümüzün
barbarca başarısı ki buna ahlak da din de düpedüz karşı değildir öyleyse: Her
türlü kör inançlı başarı ve kazanmanın modeli mahkumiyettir ve bugüne kadar
birincisi ikincisini hep yeniden üretmiştir. Çünkü böyle buyuran Zerdüş değil
toplumdur veya bizi buna inandıranlardır.
Yıllar
içinde başarı ve kazanç hunharlığa dönüşmektedir.
Bir
fetiş gibi artık başarı ve kazanç yoksa mutluluk da yoktur.
İnsanları
hayvanlar gibi kafes yerine mutlak başarı ve kazanç hendeklerine gönderen bu
düzen Ağrı Dağı’nın vaat edebileceği kurtuluşun bir benzeşini yapmakla, Gemi’nin
ilkesine ihanet etmektedir. Bütün bu başarıya ve kazanmaya endeksli mutlak mahkûmiyetler,
açık alan niteliğindeki özgürlüğün özlemini tutuşturan sınır çizgilerini
görünmez kıldıkları ölçüde yine özgürlüğümüzü daha kesin biçimde yadsıyorlar.
Şimdi daha başarılı olmalıyız ve daha çok kazanmalıyız: Kafesin içinde boyuna
dönüp duran kaplan, yaşadığı şaşkınlık ve öfkeyle, insanlığın da bir imgesini
negatif biçimde yine insana geri yansıtmıyor mu?
Kazanç
ve başarıya simgesel olarak ödenen haraç kafesteki kaplan imgesiyle insanı
birleştiriyor. İşte mutlak bir başarı ve kazanmak için yaşamak: Bir ölüm
kasılması!
imaj: anonim
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder