23 Ekim 2024 Çarşamba


KAZANMAK

Hiç birimiz kendi yargıçlığımızdan kurtulamayız ama gel gör ki, bu tarafsız bir yargı değildir, günün sonunda kendimizi haklı çıkarırız.

Gece başımızı koyduğumuz yastıklar hiçbir zaman taş olmaz.

Bütün çağlarda insanların en büyük hastalığı başarı ve kazanmak üzerine kurulu bir hayat isteği değil mi? Hayatın anlamı bu mu?

Tanrı bile onu istiyor bizden: Cennet Tanrı’yı kazananlarındır!

Hiçbirimizin akıbeti belli olmamasına rağmen Tanrı’yı bahane ederek ve onun ikazlarının, uyarılarının, korkutmaların yamacında “öldürmek”le işe başlarız.

Her katlettiğimiz için bir gerekçemiz de vardır. “Göze göz dişe diş” diyen de İsa’nın Tanrısı mıydı?

Sadece bir insanı öldürmekten bahsetmiyorum. Hatta bir insanı öldürmek, katlettiğimiz başta merhamet olmak üzere diğer bütün değerler dışında son derece vasat bir eylem olarak kalır.

Mutlaklaştırılan başarmak ve kazanmak kör bir inanç çöplüğünün en nadide çiçeğidir. Kokladığımız anda kendimizle yabancılaşmaya başlarız çünkü artık verilecek bir iç savaş kalmamıştır.

İç savaşımızı kaybettiğimizde ölürüz ve sonrasındaki yaşamımız kendimize yaşadığımızı ispat etmekle geçer. Böylece bütün vasat ikna yöntemlerine kendimizi kaptırırız çünkü ikna olduğumuz her şey geçici bir körlük hediye eder bize: Sahicinin sahteliği.  

Sadece en kaba talepte dile gelir başarı ve kazanç: Ben bir savaşçıyım!

Günümüzün barbarca başarısı ki buna ahlak da din de düpedüz karşı değildir öyleyse: Her türlü kör inançlı başarı ve kazanmanın modeli mahkumiyettir ve bugüne kadar birincisi ikincisini hep yeniden üretmiştir. Çünkü böyle buyuran Zerdüş değil toplumdur veya bizi buna inandıranlardır.

Yıllar içinde başarı ve kazanç hunharlığa dönüşmektedir.

Bir fetiş gibi artık başarı ve kazanç yoksa mutluluk da yoktur.   

İnsanları hayvanlar gibi kafes yerine mutlak başarı ve kazanç hendeklerine gönderen bu düzen Ağrı Dağı’nın vaat edebileceği kurtuluşun bir benzeşini yapmakla, Gemi’nin ilkesine ihanet etmektedir. Bütün bu başarıya ve kazanmaya endeksli mutlak mahkûmiyetler, açık alan niteliğindeki özgürlüğün özlemini tutuşturan sınır çizgilerini görünmez kıldıkları ölçüde yine özgürlüğümüzü daha kesin biçimde yadsıyorlar. Şimdi daha başarılı olmalıyız ve daha çok kazanmalıyız: Kafesin içinde boyuna dönüp duran kaplan, yaşadığı şaşkınlık ve öfkeyle, insanlığın da bir imgesini negatif biçimde yine insana geri yansıtmıyor mu?

Kazanç ve başarıya simgesel olarak ödenen haraç kafesteki kaplan imgesiyle insanı birleştiriyor. İşte mutlak bir başarı ve kazanmak için yaşamak: Bir ölüm kasılması!

imaj: anonim

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder