25 Ekim 2024 Cuma

DÜNYADA TEK BİR KUTSAL KİTAP VARDIR: SOSYOLOJİ

 


Toplumu anlamadan Tanrı inancı dâhil herhangi bir şeyi anlamış sayılmayız!

Dünyada altı kutsal kitaptan bahsedilir: Felsefe, Tarih, Matematik, Fizik, Kimya, Biyoloji. Bunları okumadıysan sonunda düşeceğin durum, durum değil, kaostur diye düşünülür. Aynı şekilde bu kitapları hemen hiç okumamış olanlara soracak olsak Felsefe, Tarih, Matematik, Fizik, Kimya, Biyoloji ile ilgili bize“bunların içinde insanlık yok, vicdan yok. Sadece bunları bilmek bizi iyi insan yapmaz” karşılığını verirler (iyi insan olmak bir zorunlulukmuş gibi). Aynı insanlar “Fiziği münafıklıkla, Kimya’da fasıklıkla, Biyoloji’ müşrik üretmekle suçlarlar. Onlara göre Matematik kitap sayılmaz, çünkü bize bir şey öğretmez, gösterir; dahası Tanrı’yı ve tarihi sorgulayamazsın, kabul edersin.

İncil’in, Barnabas İncil’nin, Tevrat’ın, Zebur’un, Kur'an-ı Kerim’in Sümer tabletlerinden kopyalanıp kopyalanmadığı tartışması ayrı bir konudur temelde bu kitapların toplumu belli bir açıdan, yöneticilerin, idarecilerin, iktidarların açısında tutup başkaldırmalarını önlemek için olduğu da ayrı bir konudur.  

Sokrat’ı, Newton’u, Darvin’i Freud’u, Lacan’ı vb. benzerleri bilmek yetmez, asıl Marks’ı, Weber’i, Comte, Durkhami’ı, İbn-i Haldun’u vd. bilmek gerekir.

Burada bahsettiğim kutsallık toplumun zorunlu saygı uyandıran güçlü yapısının nasıl kabul gördüğü, bozulmasının ya da yeni bir biçim almasının neleri getirdiği, dokunulmaması halinde neleri ortaya çıkaracağı, üstüne titrenildikçe kendisini nasıl kutsallaştırdığı, en önemlisi de kendi kendisini nasıl idare edip yönettiği vb.dir. Öncelikle bunu öğrenip yerinde kullanmamız gerekir.

Toplumu anlayan okur, cahil kalmaz.

Toplum öğrenmeyi emreder, öncelikle de kendisini öğrenmeyi emreder çünkü yaşamak toplumu yaşamaktır.

Dolayısıyla sosyoloji bir toplum bilimi olmanın sağladığı geniş imkânlarla toplumsal düzeni üreten etkileşimlerin üretilmesindeki o güçlü diyalektiği bize verir. Toplumun bizzat kendisi iktidardır, inanılması son derece güç, karmaşık bir güçtür. Örneğin hemen hiçbir toplum mühendisliğini kabul etmemiştir ama direnişi onu o mühendisliğin istediği noktalara da taşımıştır.

Toplum kendisinin iktidarıdır.

Toplum kendisinin oluşturduğu rızasıdır.

 Toplum kendisinin vicdanı, adaleti ve yok edicisidir.

Bu yüzden kutsal olan sosyoloji bize bir sadece “kahve”nin hikâyesini sunmaz. Dün Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılışında Yeniçerilerin nasıl bir rol oynadığından bugün Starbucks Filistin’e yapılanlar üzerinden neden tepki gördüğünün derin toplumsallığını verir.  

Bu açıdan baktığımızda Narin cinayeti sadece kriminal bir vak’a mıdır?..

Ya da son terör saldırısı veya bir terör örgütü başının TBMM’de konuşma yapmaya çağrılması?..  

Toplumun kendi içindeki kaos ve düzeninde nerede durduğu son derece önemli hatta hayatidir.

Toplum şaka değildir ve sadece onu anlamak çini bile insanın “sosyolojik düşünesi” gerekir.  Ancak onunla hiç ilgilenmeyecek olursa, kendi bulanık zihninin bataklık yüzücüsü demektir;  oysa bu zihin de sosyolojik gerçeklikle ve soyut müdahale ilişkileriyle temas içinde çıkmıştır ve ancak kendini düşüncenin ayartmasına kaptıracak ve nesnenin yerine onun düşüncesi geçecektir.

Sosyoloji toplumsal içselliğin imkânıdır.

Sosyolojiye yakınsak, kendimize ve en önemlisi de pratik yaşama yakınızdır.

Takip edebilirsiniz: https://x.com/ulurasba 

imaj: anonim

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder