Toplumu anlamadan Tanrı inancı dâhil herhangi bir şeyi anlamış sayılmayız!
Dünyada
altı kutsal kitaptan bahsedilir: Felsefe, Tarih, Matematik,
Fizik, Kimya, Biyoloji. Bunları okumadıysan sonunda düşeceğin durum, durum değil,
kaostur diye düşünülür. Aynı şekilde bu
kitapları hemen hiç okumamış olanlara soracak olsak Felsefe, Tarih, Matematik,
Fizik, Kimya, Biyoloji ile ilgili bize“bunların içinde insanlık yok, vicdan
yok. Sadece bunları bilmek bizi iyi insan yapmaz” karşılığını verirler (iyi insan
olmak bir zorunlulukmuş gibi). Aynı insanlar “Fiziği
münafıklıkla, Kimya’da fasıklıkla, Biyoloji’ müşrik üretmekle suçlarlar. Onlara
göre Matematik kitap sayılmaz, çünkü bize bir şey öğretmez, gösterir; dahası
Tanrı’yı ve tarihi sorgulayamazsın, kabul edersin.
İncil’in, Barnabas İncil’nin, Tevrat’ın, Zebur’un, Kur'an-ı
Kerim’in Sümer tabletlerinden kopyalanıp kopyalanmadığı tartışması ayrı bir konudur
temelde bu kitapların toplumu belli bir açıdan, yöneticilerin, idarecilerin,
iktidarların açısında tutup başkaldırmalarını önlemek için olduğu da ayrı bir
konudur.
Sokrat’ı, Newton’u, Darvin’i Freud’u, Lacan’ı vb. benzerleri
bilmek yetmez, asıl Marks’ı, Weber’i, Comte, Durkhami’ı, İbn-i Haldun’u vd. bilmek
gerekir.
Burada bahsettiğim kutsallık toplumun zorunlu saygı uyandıran güçlü
yapısının nasıl kabul gördüğü, bozulmasının ya da yeni bir biçim almasının
neleri getirdiği, dokunulmaması halinde neleri ortaya çıkaracağı, üstüne
titrenildikçe kendisini nasıl kutsallaştırdığı, en önemlisi de kendi kendisini
nasıl idare edip yönettiği vb.dir. Öncelikle bunu öğrenip yerinde kullanmamız
gerekir.
Toplumu anlayan okur, cahil kalmaz.
Toplum öğrenmeyi emreder, öncelikle de kendisini öğrenmeyi
emreder çünkü yaşamak toplumu yaşamaktır.
Dolayısıyla sosyoloji bir toplum bilimi olmanın sağladığı geniş
imkânlarla toplumsal düzeni üreten etkileşimlerin üretilmesindeki o güçlü diyalektiği
bize verir. Toplumun bizzat kendisi iktidardır, inanılması son derece güç,
karmaşık bir güçtür. Örneğin hemen hiçbir toplum mühendisliğini kabul
etmemiştir ama direnişi onu o mühendisliğin istediği noktalara da taşımıştır.
Toplum kendisinin iktidarıdır.
Toplum kendisinin oluşturduğu rızasıdır.
Toplum kendisinin vicdanı,
adaleti ve yok edicisidir.
Bu yüzden kutsal olan sosyoloji bize bir sadece “kahve”nin hikâyesini
sunmaz. Dün Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılışında Yeniçerilerin nasıl bir rol
oynadığından bugün Starbucks Filistin’e yapılanlar üzerinden neden tepki
gördüğünün derin toplumsallığını verir.
Bu açıdan baktığımızda Narin cinayeti sadece kriminal bir vak’a
mıdır?..
Ya da son terör saldırısı veya bir terör örgütü başının TBMM’de
konuşma yapmaya çağrılması?..
Toplumun kendi içindeki kaos ve düzeninde nerede durduğu son
derece önemli hatta hayatidir.
Toplum şaka değildir ve sadece onu anlamak çini bile insanın “sosyolojik
düşünesi” gerekir. Ancak onunla hiç
ilgilenmeyecek olursa, kendi bulanık zihninin bataklık yüzücüsü demektir; oysa bu zihin de sosyolojik gerçeklikle ve
soyut müdahale ilişkileriyle temas içinde çıkmıştır ve ancak kendini düşüncenin
ayartmasına kaptıracak ve nesnenin yerine onun düşüncesi geçecektir.
Sosyoloji toplumsal içselliğin imkânıdır.
Sosyolojiye yakınsak, kendimize ve en önemlisi de pratik yaşama
yakınızdır.
Takip edebilirsiniz: https://x.com/ulurasba
imaj: anonim
.png)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder