Açlık ile azgelişmişliğin arasındaki bağ benliğin yitimiyle eşleşiyor olabilir. Açlık derken psikolojik mukavemetsizliği kastediyorum. Bu kastım herhangi bir şey karşısında insanın doyumsuzluğunun süreklilik kazanması; herhangi bir diyetin, psikolojik olarak ket vurmanın, sosyal açıdan kontrol mekanizmalarını çiğnemenin uyuşturucu etkisidir.
Kendimizi
nasıl sürekli aç hissederiz.
Ya
da tokluk sadece doygunluk mudur?
Duygusal
açlık veya doygunluk.
Cinsel
açlık ya da doygunluk.
Fiziksel
açlık ya da doygunluk.
Biyolojik
açlık veya doygunluk.
Açlık
türleri ne kadar zenginse tokluk türleri de o kadar zengindir. Bu durum oldukça
karışıktır aynı zamanda.
Neden
acıkırız, nasıl olur da doymayız?
Acıktığımızda
gözümüz neden hiçbir şey görmez ve doyduğumuzda neden tiksinecek hale geliriz?
Bütün
bu söylediklerimi psikolojik ve sosyal açıdan değerlendirin. Yani bazı
durumlarda tokluk dediğimiz an açlığımız başlıyor. Buna en iyi örnek cinsellik.
Cinsel hazzın tetiklediği sürdürülebilir bir açlık var ve bu durum birçok
açıdan insanların kendi kendilerini aşağılama, kendilerini işaretleme,
kendilerinden tiksinmeye gerekçe olduğu bir vak’a.
Duygusal
doyumsuzluk da böyle değil mi? Bir çocuğun sevilirkenki hali ile sevmeyi
bıraktığınızdaki hali arasında inanılması güç stres dolu bariyerler var.
Fiziksel
ve biyolojik açlık zaten hemen herkesin başının belası olduğu bir şey. Yemek,
kıyafet, sürekli tatil ve gezme isteği; şu veya bu.
Her
ne kadar günümüzde DETOKS popüler bir kavram olsa da hemen hiç birimiz hafta
sonunda bir gün, teknoloji detoksu uygulayıp, telefonunu kapatma cesaretine
sahip değiliz.
Ekmek
yemeyi bırakma, kahvaltıda sadece tek bir nevaleye odaklanma, altı ay boyunca
et yememek vb. gibi bir ilkeye tutunamıyoruz.
Kendi
kendimize ürettiğimiz propaganda yöntemleri etkili oluyor ve bütün bu olup
bitenler her türlü açlığımızı sürdürülebilir hale getiriyor.
Şunu
da kendimize sorabiliriz: Açlık terbiyesi gerçekten bir terbiye yöntemi mi?
Belki
de gerçekten tokluğun ne olduğunu öğrenmemiz gerekir. Tokluk bir doyma biçimi
değil, bir doygunluk dinamiği. Doygunluk hani şu deyimimiz var ya “gözü doymak”;
tam da ona uygun.
Kısaca
bir doygunluk terbiyemiz olmadan açlıkla terbiye olmak imkânı yok gibi. Bu da
bizi kendisini her açıdan sürekli aç hisseden bir çocuğa benzetiyor; az
gelişmişlik de öyle bir şey değil mi?
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder