10 Eylül 2024 Salı

OTELLO, TAŞRA VE OBSESİF KALABALIKLAR: OTELLO SENDROMU VE DOGVİL


William Shakespeare’in Othello’sunda Diyagonun yalan söylediğini etrafındaki herkes biliyorken Otello neden Diyago’ya bu kadar güveniyor? Bunu nasıl göremez ki?

Bunu bilemiyorum.

Bildiğimiz şu ki sonunda her zaman en yakınındakiler seni ele geçirir.

Otello Sendromu genellikle kıskançlıkla, dolayısıyla insanın sevdiğinin hayatını kısıtlamaya kadar giden bir saplantılılıkla anılır. Ancak buradaki patalojik kıskançlık elinde olan şeyi kaybetme üzerine kuruludur.

Taşra’nın elinde olan nedir?

Taşra hapishane parmaklıları görülmeyen bir yerdir. Bu hapishane parmaklıklarına insanlar elinde olanı kaybetmemek için görünmez biçimde inşa etmişler ve kendilerini oraya hapsetmişlerdir.

Ancak kendilerini mahkûm hissetmezler. Hatta o kadar özgürdürler ki elinde olanı, yani orada yaşayan gücün kendisine sunduğu din de dâhil bütün imkânları özgürlük olarak değerlendirir. Taşra kalabalığının bu obsesifliği kendi gerçekliğini ve bunun pratiğini ürettiği o parmaklıkları görünmez olan hapishanede son derece mutlu biçimde yaşar.

Bu mutluluğuna bağlılığı o derece hastalıklıdır ki kendisini her zaman diğerlerinden daha sağlıklı olarak görür ve kaybedeceğini bildiği her şeye karşı saplantılı bağlılığı böylece pekişir.

Taşrada insanlar hayatlarından tek bir tuğla çekilmesine izin vermezler. Zamanın mekan gibi donuklaştığı taşra da her şey kendi gizliliği içinde kalır.

 Her şeye şahit olan Dogvil Köpeği’dir, ancak o da köpektir ve hiçbir şey söyleyemez, sadece izler.

Taşra, kendisini var ettiğini düşündüğü her şeye dört elle sarılırken bütün suçlar ortak işlenir ve günah ortak çıkarılır. Taşra’nın o donmuşluğu hiçbir zaman çözülmez; değişim taşraya hemen hiçbir zaman gelmez çünkü değişmemek orada en sağlıklı hal olarak nitelendirilmektedir. En küçük değişik bir yıkım gibi algılanır. En adi suç gizlenmesi gereken büyük suçlar kadar dibe gömülmek zorundadır.

Taşra’nın kendi yaşamını takıntılığı, kendini ortadan kaldıracak derecede acımasızdır. Elinde olan her şeyi sıkar, büzüştürür, kendi kalıbından, kendi özelliklerinden çıkarır ve öldüğünde onu en derinine gömer; bütün suç ortakları da cenaze töreninde yer alır.

Katil bizzat taşra’nın kendisidir, kendisi öldürür ama bu ölüm değişime karşı onun yaşama ve direnme biçimidir.

Yani bir kız çocuğunu parçalayabilirler ve onun cansız bedenini şuraya veya buraya atabilirler ve ardından namaz kılıp, ev ziyaretlerine gider, hatta düğüne bile katılabilirler.

Taşranın cinsellik anlayışı, din anlayışı ve eğlence anlayışı birbirinin içine girmiştir ve bu yüzden anlaşılması güçtür. Çünkü bu anlayışa ulaşabilmek için değişimi tersten yaşamak gerekir. Yani toplumsal dinamikleri oluşturan değerleri göz ardı etmek gerekir. Dolayısıyla taşra dini anlayış da dâhil bir yalandır ve buna en çok kendisi inanır çünkü yaşam motivasyonu bu yalandır.  

 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder