William Shakespeare’in Othello’sunda Diyagonun yalan söylediğini etrafındaki herkes biliyorken Otello neden Diyago’ya bu kadar güveniyor? Bunu nasıl göremez ki?
Bunu
bilemiyorum.
Bildiğimiz
şu ki sonunda her zaman en yakınındakiler seni ele geçirir.
Otello
Sendromu genellikle kıskançlıkla, dolayısıyla insanın sevdiğinin hayatını kısıtlamaya
kadar giden bir saplantılılıkla anılır. Ancak buradaki patalojik kıskançlık
elinde olan şeyi kaybetme üzerine kuruludur.
Taşra’nın
elinde olan nedir?
Taşra
hapishane parmaklıları görülmeyen bir yerdir. Bu hapishane parmaklıklarına
insanlar elinde olanı kaybetmemek için görünmez biçimde inşa etmişler ve
kendilerini oraya hapsetmişlerdir.
Ancak
kendilerini mahkûm hissetmezler. Hatta o kadar özgürdürler ki elinde olanı,
yani orada yaşayan gücün kendisine sunduğu din de dâhil bütün imkânları
özgürlük olarak değerlendirir. Taşra kalabalığının bu obsesifliği kendi
gerçekliğini ve bunun pratiğini ürettiği o parmaklıkları görünmez olan hapishanede
son derece mutlu biçimde yaşar.
Bu
mutluluğuna bağlılığı o derece hastalıklıdır ki kendisini her zaman diğerlerinden
daha sağlıklı olarak görür ve kaybedeceğini bildiği her şeye karşı saplantılı
bağlılığı böylece pekişir.
Taşrada
insanlar hayatlarından tek bir tuğla çekilmesine izin vermezler. Zamanın mekan
gibi donuklaştığı taşra da her şey kendi gizliliği içinde kalır.
Her şeye şahit olan Dogvil Köpeği’dir, ancak o
da köpektir ve hiçbir şey söyleyemez, sadece izler.
Taşra,
kendisini var ettiğini düşündüğü her şeye dört elle sarılırken bütün suçlar
ortak işlenir ve günah ortak çıkarılır. Taşra’nın o donmuşluğu hiçbir zaman
çözülmez; değişim taşraya hemen hiçbir zaman gelmez çünkü değişmemek orada en
sağlıklı hal olarak nitelendirilmektedir. En küçük değişik bir yıkım gibi
algılanır. En adi suç gizlenmesi gereken büyük suçlar kadar dibe gömülmek
zorundadır.
Taşra’nın
kendi yaşamını takıntılığı, kendini ortadan kaldıracak derecede acımasızdır.
Elinde olan her şeyi sıkar, büzüştürür, kendi kalıbından, kendi özelliklerinden
çıkarır ve öldüğünde onu en derinine gömer; bütün suç ortakları da cenaze
töreninde yer alır.
Katil
bizzat taşra’nın kendisidir, kendisi öldürür ama bu ölüm değişime karşı onun
yaşama ve direnme biçimidir.
Yani
bir kız çocuğunu parçalayabilirler ve onun cansız bedenini şuraya veya buraya
atabilirler ve ardından namaz kılıp, ev ziyaretlerine gider, hatta düğüne bile
katılabilirler.
Taşranın
cinsellik anlayışı, din anlayışı ve eğlence anlayışı birbirinin içine girmiştir
ve bu yüzden anlaşılması güçtür. Çünkü bu anlayışa ulaşabilmek için değişimi
tersten yaşamak gerekir. Yani toplumsal dinamikleri oluşturan değerleri göz
ardı etmek gerekir. Dolayısıyla taşra dini anlayış da dâhil bir yalandır ve buna
en çok kendisi inanır çünkü yaşam motivasyonu bu yalandır.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder