Kendinize kendinizi dayattığınızı düşünür müsünüz?
Kendimize
bakıyor, kendimizle ilgileniyor gibiyizdir ama aslında yaptığımız ötekinin
gözünden kendimize bakıp, kendimize çeki düzen vermektir; iştahla bu yalana da
inanırız ya da kendimizi inanmaya zorlarız.
Kendimizle
ilişkimiz çoğu zaman bir suskunluk ilişkisidir veya bir aktör ilişkisidir.
Toplumsal
alan için belirlediğimiz senaryo üzerinden kendimizi şurada, burada şöyle veya
böyle içimde konumlandırırız; gündelik yaşamımız ötekinin sağanak bakışı
altında gerçekleşir.
Çoğu
zaman ötekinin yaşamıdır yaşadığımız hayat ama kendi hayatımızı yaşadığımızı
düşünürüz.
İnsanın
kendiyle barışık olmasından, kendilik ideolojisini pratik etmekten
bahsetmiyorum.
Kendimizi
anlamaya çabalamaktan ve bunun ilk adımının da kendimizle samimi bir biçimde
konuşmaktan bahsediyorum.
Kendimizi
kendimize itiraf etmekten, kendimizi kendimize ifşa etmekten, kendi kendimize
samimi duyuş, düşünüş ve davranıştan bahsediyorum.
İhtimal
yaşadığımız veya kendi kendimize dayattığımız hayat kendimizi başkaları için
ikna ettiğimiz hayattır.
Ben
artık aşık olma, sevme, inanma, güvenme biçimlerimizin bile üretildiğini
düşünüyorum.
Yavaşlamak,
hatta durmak ve kendimizin bize söylediklerini işitmenin hayati öneme sahip
olduğunu da düşünüyorum.
Artık
gündelik hayat bir intihar biçimini almış durumda.
Bizi,
kendimizle bir araya bir türlü getiremiyoruz ve ne gariptir ki kendimizi yaşadığımız
söylencesi inanılması bir zorunluluk olan şehir efsanesine dönüştürülmüş
durumda.
Erving
Goffman Tımarhaneler eserinde benliğimizin atfedilen kişinin mülkü olmadığını,
aksine kinin üzerinde, kendisi ve etrafındaki kişiler tarafından uygulanan
toplumsal kontrolün devamı olduğunu ifade eder.
Benliğimiz
ne zaman ele geçirilmiştir veya hep mi böyleydi? Yaşadığımız hayatın yaşam tehlikesi
içerdiğini bize kim unutturdu? Kendimizle yabancılaşma, kendimize sırtımızı
dönmek nasıl iştahlı bir yaşam biçim oldu?
Topluma
ya da daha doğrusu şu sadece bir boşluğu doldurma işlevi olan kalabalıklara itaati
yaşam haline getiren süreçte kendimizi görmenin ve kendimizle konuşmanın
yasaklanmadan yasaklandığı ve bunun bir özgürlük alanı olduğuna inanmak aslında
hayatımızı derin bir suskunluğa çevirmiş durumda.
Ben
kendimi duymuyorum ve kendime susuyorum, çünkü bu damgalanmışlığım beni ötekine
yabancı yapmıyor.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder