Tarkovski’nin Stalker (1979) filminde çarpıcı bir repliği vardır. Hemen bütün varlıklar doğdukları zaman zayıf ve esnektir, öldüğü zaman ise duygusuz ve kaskatıdır. Sertlik ve güç ölümün dostlarıdır. Esneklik ve zayıflık ise varoluşun, tazeliğin ifade biçimleridir. Kendini sertleştiren hiçbir şey kazanmayı başaramaz.
Uyum,
tazelik ve esneklikle gelir.
Bunca
olağanüstü felaketlere bakın hayatta kalanlar bunu nasıl başarabilmişler.
Mücadele
ve hayatta kalma filmlerine bakın; insanlar nasıl mücadele veriyorlar ve
olağanüstü doğa ve toplumsal şartlara nasıl uyum sağlıyorlar.
Uyumun
ve sürdürülebilir olmanın esneklik ve zayıflıkta olması bir paradok gibi
gelebilir.
Uzağa
gitmeye de gerek yok. En yakınımızdaki insanların hayatta kalma mücadele ve
azimleri buna örnek gösterilebilir.
Ya
da örneğin en son 2024 Paris Olimpiyatlarındaki sporcuların yarış esnasında
sergiledikleri performanslara bakın. İnsan vücudu ne kadar esnekleşirse
zayıflıyormuş gibi görünüyor oma aslında olan tem tersidir. Vücutlarımız sudan
havaya, engellerden düzlüğe kadar her şeye uyum sağladığı sürece kendini
geliştirmiş de oluyor.
Bu
hayvanlar için de geçerli. Örneğin at yarışları veya köpek yarışları; ya
kedilerin esnekliğine ve bu esnekliğin onlarda ürettiği estetikliğe ne demeli…
Yaşamın
devamında ve şekillenmesinde zayıflık ve esneklik rol oynuyor. En ince dalı
kırmak için çok uğraşırız ama kalın bir dal kolayca elimizde kalabilir.
Bu
durum dil için de geçerlidir.
Söylemin
esnekliği (imgeler, eğreltilemeler/metaforlar, teşbihler vb. kullanımıyla) ifade
biçimlerimizi zayıf gibi gösterse de aslında gerçekliğin ve düşüncenin daha
naif bir biçimde karşıdakine yansıtılmasından başka bir şey değildir.
Kendini
sertleştirerek güçlü olduğunu düşünmek de bir düşünme biçimidir ancak bu yaşama
uyum sağlayabilmek, oyunda kalmak için yeterli midir? Seçimlerini bu yönde
yapmış olan insanlar da var. Sorunların katılıkça, güçle çözümlenebileceğini
düşünen insanlar. Şiddete, intikama, cinayetlere, toplu katliamlara yol veren
insanlar. Oysa bütün bu olup bitenler ne bireylerde ne de toplumlarda herhangi
bir değişim gerçekleştirmemiştir.
Ülke
yönetiminden şirket yönetimine ve ev yaşamına kadar hemen bütün yönetim
biçimlerinde esneklik ve katılık birbiriyle yarışır. Çoğu zaman hangisinin
seçileceği kararsızlığı yaşanır. Çünkü genelde güç ve katılığın disiplin
sağladığı bunun karşısında esnekliğin insanları disiplinsiz yaptığı ifade
edilir. Oysa baskı altında kimse gerçekten kendisi değildir.
İnsanlar
kendi kendilerini de baskı altına alabilmekteler. Yani sosyal ve psikolojik
olarak bazı insanlar kendilerini güçlü ve kaskatı göstermek için özel çaba
harcıyor olabiliyorlar; kendilerini savunma, koruma, kendi kendine tanımladığı öteki
karşısında belirli bir direnç atmosferinde olduğunu göstermek adına.
Katılığın
yorucu ve öfkeyi besleyen bir yanı olduğu da kesin.
Esnekliğin
olmadığı yerde yaşam da adeta içine çöküyor.
Katılık
insanı daha ağır başlı daha olgun yapmıyor.
Katılık
insanın atmak isteyip de bir türlü üzerinden atamadığı en ağır yük haline
geliyor.
Hiçbir
şey katılık kadar insanın düşüncesini saptıramaz.
Gördüğümüz
ve yaşadığımız kadarıyla katıda sağduyuya az rastlanır.
Esnek
kendi yaşamının ustasıdır.
Nihayetinde
esneklik ve katılık konusunda seçimlerim (ölçülü) belirliyor yaşamı.
Sürdürülebilir bir uyum her zaman hayatiyet kazanıyor. Bense kendi içimde yuvarlanıp
gidiyorum.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder