Tepki tarzları teorisine göre hepimiz en basit olaya dahi farklı tepkiler gösterebiliyoruz.
Bilimsel
verilere göre gündelik hayatımızda ortalama 70-80 bin düşünce geçiyor. Bu
düşüncelerin yüzde 90’ı bir önceki günün aynısıdır.
Kimilerimiz
çözüme odaklanırken kimilerimiz de sebep ve sonuçlarına odaklanıyor; sorunda kalıyor.
Ruminasyon, bir
nevi çözümsüzlüğe hapsolmak; benim deyimimle düşünsel geviş getirme, SORUNA
HAPSOLMA.
Kafamızın
içinde sürekli dönüp duran aynı olumsuz düşünceler bizi sadece çözümden değil,
gerçekten, önemlisi de yaşamaktan, yaşamanı o kendine has dokusu olan anlamı
içinde var olmaya devam etmekten, ilerlemekten alıkoymasıdır.
Hem
stres ve travma, hem de stresi ve travmayı derinleştiren olarak ruminasyon bir
OLUMSUZLUK DÖNGÜSÜ olarak adeta zihnimizi ele geçiriyor.
Fark
etmek son derece hayati tabii ki bu mevzuda.
Rutin,
zihnimizin en temel konfor algısıdır. Yeni şeyler istemez. Yenilik onu yorar.
Zihnimizin rutini bir şey üretmemektir; olağan, bildik olanla yaşamak. Örneğin
evimizin içinde gözü kapalı yaşayabileceğimiz gibi…
İkincisi
zihnimizin takılı kalmasıdır. Bu adeta iki kez rutindir. Bir şeye takılı kalan
zihnimizi belirli bir rutinin içinde artık bizi bir bataklık yüzücüsüne dönüştürür.
Sorunun
kaynağını bu şekilde tespit ettikten sonra NE YAPACAĞIZ? Sorusunu cevaplamak
gerekir.
Zihinsel
geviş getirmeyi, saplanıp kalmayı, takıldığı yerde durup körleşmeyi göze mi
almalıyız? Ne için?
Yenilik
her zaman iyidir.
Hayatımızda
hiç cam silmediysek cam silmek…
Hiç
bilmediğimiz bir yemeği tarifine göre yapmaya çalışmak…
Uzun
uzun yürümek…
Listedekileri
çoğaltmak mümkün ama asıl olan sabah uyanıp aynaya baktığımızda kendimizin
farkına varmak.
Sadece düşünmek değil, her gün aynı günü yaşamak da bir
nevi geviş getirmek değil mi?
NE Mİ YAPALIM? Diyorsunuz.
Anlam kadar anlamsızlığın da peşine düşmek iyidir,
iyileştirir…
(imaj: au

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder