2 Temmuz 2024 Salı

DÜŞÜNSEL GEVİŞ GETİRME YA DA ANLAMSIZLIĞIN PEŞİNE DÜŞMEK


Tepki tarzları teorisine göre hepimiz en basit olaya dahi farklı tepkiler gösterebiliyoruz.

Bilimsel verilere göre gündelik hayatımızda ortalama 70-80 bin düşünce geçiyor. Bu düşüncelerin yüzde 90’ı bir önceki günün aynısıdır.

Kimilerimiz çözüme odaklanırken kimilerimiz de sebep ve sonuçlarına odaklanıyor; sorunda kalıyor.

Ruminasyon, bir nevi çözümsüzlüğe hapsolmak; benim deyimimle düşünsel geviş getirme, SORUNA HAPSOLMA.

Kafamızın içinde sürekli dönüp duran aynı olumsuz düşünceler bizi sadece çözümden değil, gerçekten, önemlisi de yaşamaktan, yaşamanı o kendine has dokusu olan anlamı içinde var olmaya devam etmekten, ilerlemekten alıkoymasıdır.  

Hem stres ve travma, hem de stresi ve travmayı derinleştiren olarak ruminasyon bir OLUMSUZLUK DÖNGÜSÜ olarak adeta zihnimizi ele geçiriyor.

Fark etmek son derece hayati tabii ki bu mevzuda.

Rutin, zihnimizin en temel konfor algısıdır. Yeni şeyler istemez. Yenilik onu yorar. Zihnimizin rutini bir şey üretmemektir; olağan, bildik olanla yaşamak. Örneğin evimizin içinde gözü kapalı yaşayabileceğimiz gibi…

İkincisi zihnimizin takılı kalmasıdır. Bu adeta iki kez rutindir. Bir şeye takılı kalan zihnimizi belirli bir rutinin içinde artık bizi bir bataklık yüzücüsüne dönüştürür.    

Sorunun kaynağını bu şekilde tespit ettikten sonra NE YAPACAĞIZ? Sorusunu cevaplamak gerekir.

Zihinsel geviş getirmeyi, saplanıp kalmayı, takıldığı yerde durup körleşmeyi göze mi almalıyız? Ne için?

Yenilik her zaman iyidir.

Hayatımızda hiç cam silmediysek cam silmek…

Hiç bilmediğimiz bir yemeği tarifine göre yapmaya çalışmak…

Uzun uzun yürümek…

Listedekileri çoğaltmak mümkün ama asıl olan sabah uyanıp aynaya baktığımızda kendimizin farkına varmak.

Sadece düşünmek değil, her gün aynı günü yaşamak da bir nevi geviş getirmek değil mi?

NE Mİ YAPALIM? Diyorsunuz.

Anlam kadar anlamsızlığın da peşine düşmek iyidir, iyileştirir…

(imaj: au

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder