1919 yılının Aralık ayıydı. Anadolu işgal
altındaydı. Halk kurtuluş günü için bir kıvılcım bekliyordu. Bu kıvılcım 19 Mayıs
günü Mustafa Kemal Atatürk’ün Samsun’a çıkışıyla çakacaktı.
Bundan yaklaşık beş ay öncesi, Aralık ayında
kaybedilmiş bir toprak olmanın kederli iç çekişiyle yazgısına teslim olan Yemen’de
bir kız çocuğu dünyaya gelmişti. Hem kendi kaderi hem de ülkesinin kaderi için
savaşsın ve muzaffer olsun” diye mi bu isim konulmuştu bilinmez ama Cahide’yi
bir süre sonra geldiği Anavatanında, Türkiye’de herkes tanıyacaktı.
Henüz geç kızlığa yeni adım atmaya başlarken
girdiği Darülbedai’de göz alıcı güzelliğiyle tiyatronun duayeni Muhsin Ertuğrul
tarafından keşfedilmişti. O günden sonra
yıldızı parlayacak sadece güzelliğiyle değil Türkiye’nin ışığı hiç sönmeyecek,
pırıl pırıl parlayan bir artisti olacaktı.
Giydiği o narin ökçeli pabucundan şampanya
içecek, Taksim, Gümüşsuyu’nda kendisi için inşa edilen apartmanının temeline
pırlantalar serpilecek kadar erkekleri büyüleyen güzelliğiyle Cahide Sonku,
ülkesinin ilk kadın oyuncusu, ilk kadın yönetmeni, ilk kadın yapımcısı belki de
ilk gerçek kadını olarak tarihe geçecekti.
Oyunculuğu kadar özel yaşamı da herkesin gözü
önünde olan Cahide Sonku, karton kadınlardan hayli uzak, sadece oynamıyor,
oynadığını yaşıyor, yaşadığını ise oynuyordu. Aslında sadece bir insan değil
bir tiyatro sahnesindeki muhteşem kadın kahraman veya bir filmdeki oyuncuydu
ama gerçekti de. O yüzden oyuncu Cahide Sonku mu yoksa gerçek insan olan Cahide
Sonku mu, muhtemelen karar vermek zordu, yazgısıyla ilgili.
O sadece sahnedeki veya kamera önündeki
kuralları değil hayattaki bütün kuralları da yerle bir ediyordu. “Kendine ait
bir oda” kurmaya çalışırken, bu oda, daha ilk anda çürümeye yüz tutmuş bir hal
alıyordu. Gözyaşları dudaklarından ruhuna sızan alkolle karışarak bir azizeyle
bir kötü kadını aynı anda ilmek ilmek işliyor, sahneye veya kamera önüne
getiriyordu. Kendi olmaya çalıştıkça kendinden uzaklaşan Cahide Sonku,
Dostoyevski’nin kararlı ezik ruhlu, kendi kendini ötekileştirmiş ve bu halleriyle
baş kaldırmanın büyüsüne kapılmış mistikleri gibi içine kapanıyor, içine
kapandıkça da dışarıya kök salıyordu. Kendisini kucaklayarak öldürmeye
çalışanlara karşı oyuncu Cahide, oyuncu olmayan Cahide’ye sarılıyor, o anda
yaralanıyor, sonra oyuncu olmayan Cahide oyuncu olan Cahide’ye sarılıyor yine
yaralanıyordu. Tenin oyunları, bir kadının ruhuna kan olarak yağıyordu…
Büyük yıldız sahnede ve kamera önündeki bütün
pırıltılı yıldızlarını meyhane köşelerinde dökmekten çekinmiyordu. Onun için ne
sahne ve kamera önü ne meyhane gerçek değildi. Ya da ikisi de gerçekti ama o
gerçeği umursamıyor, umursanmayan gerçek film seti, sahne üzeri oluyordu. Alkol
bağımlılığı kendini ifade biçimi olduğu kadar kendini reddedişin de sığınılacak
tek güvenli kıyısıydı. İçkiliyken belki şuursuzca iyilik ve güzellik hissiyle
doluyken ve bunlar kendisine yönelik suikast girişimlerinde kullanılırken… İçi
yerine dış güzelliğine tapılan züppe bir çevreye karşı muhteşem bir kadın ruhuyla,
vicdanıyla kendisini nasıl savunsun? İçerek, daha çok rezil olarak ve rezil
oldukça kendisini daha güzel, daha iyi hissederek… Çünkü alkol ona yeni bir ruh
ve beden dili veriyordu. Cahide Sonku da bu dilin esaretinden memnun, bu dili olabildiğinden
daha fazla hoyrat kullanıyordu işte, hem de her yerde ve herkese karşı.
Alkol bağımlılığıyla kendini gizlerken
aslında bu gizliliği herkesin görmesini istiyordu, bir anlamda Cahide Sonku,
zaten, artık herkesin kendisini görmesini istediği yere tırmanmıştı. Her
insanın alkol içmek için bir sebebi vardı Cahide Sonku’nun sebebi ise
çevresinin parlattığı eseri görüp aşağılık övünmelerine kılıf bulmaktı. İçki
içindeki kalabalıkları öldürüyordu. İçki dışındakileri öldürüyordu. Ancak
Cahide Sonku bir anda bütün bu ölümlerin ortasında kendisini canlı
hissettiğinde, yapayalnız kaldığını düşünüyor ve tekrar silinenleri,
öldürülenleri toplamak için yeniden alkol şişelerine uzanıyordu. Sanki ilahi
olan mükemmelliğe bir çentik atıyordu. Bu var olma sanatına karşı saldırılara,
bu saldırılar yüzünden olağanüstü bozulma yaşayan muhteşem yok oluşa yepyeni,
alışılmadık bir figür eklemekti. Böylece tapılan kadın yavaş yavaş İblis’in
içine girdiği ve herkesi kandırdığı bir figür haline geliyordu. Oysa kendisine
tapınmayı da kendinden nefret edilmesini de yaratan toplumdu. Ortaya çıkan
eser, Cahide Sonku bir sonuçtu, bir neden olduğu kadar.
Artık iş çığırından çıkabilir, bütün
tapınmalar bir son bulur ve Cahide Sonku, herkesin beklediği sona kendisini
gönül rahatlığıyla teslim edebilirdi. Çünkü eser tamamlanmıştı. Her yerinden
kan sızan ama görünmeyen Cahedi Sonku, 16 yıl önce adım attığı bu dünyaya
tersine çevrilmiş zaman takvimi olarak 61 yaşında veda edecekti. Ölümü yine
herkesin önünde, bir sinemada gerçekleşecekti. Tıpkı bir film gibi ama gerçek,
eti kemiği, olan, kan sızan bir film... Yıllarca filmlerinin beyaz perdeye
düştüğü Alkazar (bazı kaynaklara göre göre izbe bir evde) sinemasında hayatını
kaybedecekti. Türkiye’nin ilk adın starı, kendisini arzularından kışkırtarak ışıklandıran
halkın önünde yepyeni bir arzu fırtınası estirecekti. Ölüm çırılçıplak gelecek
ve Cahide Sonku’yu alıp gidecekti. Cahide Sonku gibi yaşamak yerine insanların içinde
kendi icat ettikleri “Cahide Sonku gibi ölmek” fiilinin çekimlerini bile
yapmayacaklardı. Çünkü bu fiil çekimi ancak ona yakışan ve güzelliğine güzellik
katan müstehzi gülümsemesiyle Cahide Sonku’ya yakışırdı. Kim çırılçıplak,
herkesin önünde ölebilme cesareti gösterebilir ki, elbette hiç kimse. Çünkü
çırılçıplak yaşamak cesaret ister. Bir kaybediş öyküsü değildir Cahide Sonku’nun
öyküsü, bir muzaffer kazanç da değildir, o bir kadındır ve kendi gelgitlerini
kendisi oluşturan bir kadındır aslında. Şöhret kurbanı olmaktan çok şöhretinin
kurbanları ortaya çıkardığı bir kadındır Cahide Sonku. O Marlen Dietrich kadar
görünen ve dişiliğini saklamayan, Virgina Woolf kadar görünmeyen ve kadınlığını
saklayıp, keşfedilmeyi bekleyen iki ayrı kadını içinde barındıran bir kadındır
Cahide Sonku. Dolayısıyla kendi ifadesiyle Talat Artemel’den içkinin dilini,
İhsan Doruk’tan gücü ve sadakatsizliği öğrenen bir anlamda toplumun öbeklendiği
iki erkekten iki ayrı kadın haline gelen kadın. Star olmak zor değildir aslında
zor olan bir toplumun Cahide Sonku’yu taşımasıdır. Sadece özgür bir kadın değildir
Cahide Sonku, aynı zamanda özgündür. Bu özgürlük ve özgünlük çağa, çağın
toplumuna yabancıdır. Alkol şişelerinin dibinde de kaybolmamıştır o kadın. Kaybolan
o dönemin toplumdur.
İlkokul mezunu olduğu, sonradan gördüğü, star
olmayı taşıyamadığı, kötü oyunculuğu vesaire Cahide Sonku sendromu” kaynaklı hepsi
birer yaftadır. Cahide Sonku o dönemin toplumuna “özgür-özgü kadın”imajından
çok “gerçek bir kadın” imgesi olarak fazladır. 61 yıllık yaşam Cahide Sonku
tarihidir ve ne hazindir ki, günlük tutmamıştır bu zarif kadın, ya da tuttuysa bile
yok edilmiştir. Çünkü Türk Sinema tarihi kahraman erkekler tarihidir ve Cahide
Sonku bu yüzden ötekileştirilmiş bir kadın olarak çıkar karşımıza yani
bağımlılıktan ölmüş, yaşarken çürümüş. Kahramanlık öykülerine susamış her
toplumda kadın kahramanlar kolay harcanır. Cahide Sonku da bilerek
harcanmıştır. Her şeye rağmen yenilmemiş bir kadın… Sinemada öldüğü gün daha
diri bir kadın olarak olarak yaşamaya başlayan Cahide Sonku gibi ölebilmek için
onun gibi yaşamak gerekir ve bu sadece cesaret değil kadın olmayı da
gerektirir.
… ve bazı kadınların içi boş tezahürata değil sevildiğine inanmaya ihtiyacı vardı.
…
(aliulurasba

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder