10 Ağustos 2016 Çarşamba

SİNEMADA ÖLEN KADIN

1919 yılının Aralık ayıydı. Anadolu işgal altındaydı. Halk kurtuluş günü için bir kıvılcım bekliyordu. Bu kıvılcım 19 Mayıs günü Mustafa Kemal Atatürk’ün Samsun’a çıkışıyla çakacaktı.
Bundan yaklaşık beş ay öncesi, Aralık ayında kaybedilmiş bir toprak olmanın kederli iç çekişiyle yazgısına teslim olan Yemen’de bir kız çocuğu dünyaya gelmişti. Hem kendi kaderi hem de ülkesinin kaderi için savaşsın ve muzaffer olsun” diye mi bu isim konulmuştu bilinmez ama Cahide’yi bir süre sonra geldiği Anavatanında, Türkiye’de herkes tanıyacaktı.

Henüz geç kızlığa yeni adım atmaya başlarken girdiği Darülbedai’de göz alıcı güzelliğiyle tiyatronun duayeni Muhsin Ertuğrul tarafından keşfedilmişti.  O günden sonra yıldızı parlayacak sadece güzelliğiyle değil Türkiye’nin ışığı hiç sönmeyecek, pırıl pırıl parlayan bir artisti olacaktı.

Giydiği o narin ökçeli pabucundan şampanya içecek, Taksim, Gümüşsuyu’nda kendisi için inşa edilen apartmanının temeline pırlantalar serpilecek kadar erkekleri büyüleyen güzelliğiyle Cahide Sonku, ülkesinin ilk kadın oyuncusu, ilk kadın yönetmeni, ilk kadın yapımcısı belki de ilk gerçek kadını olarak tarihe geçecekti.

Oyunculuğu kadar özel yaşamı da herkesin gözü önünde olan Cahide Sonku, karton kadınlardan hayli uzak, sadece oynamıyor, oynadığını yaşıyor, yaşadığını ise oynuyordu. Aslında sadece bir insan değil bir tiyatro sahnesindeki muhteşem kadın kahraman veya bir filmdeki oyuncuydu ama gerçekti de. O yüzden oyuncu Cahide Sonku mu yoksa gerçek insan olan Cahide Sonku mu, muhtemelen karar vermek zordu, yazgısıyla ilgili.

O sadece sahnedeki veya kamera önündeki kuralları değil hayattaki bütün kuralları da yerle bir ediyordu. “Kendine ait bir oda” kurmaya çalışırken, bu oda, daha ilk anda çürümeye yüz tutmuş bir hal alıyordu. Gözyaşları dudaklarından ruhuna sızan alkolle karışarak bir azizeyle bir kötü kadını aynı anda ilmek ilmek işliyor, sahneye veya kamera önüne getiriyordu. Kendi olmaya çalıştıkça kendinden uzaklaşan Cahide Sonku, Dostoyevski’nin kararlı ezik ruhlu, kendi kendini ötekileştirmiş ve bu halleriyle baş kaldırmanın büyüsüne kapılmış mistikleri gibi içine kapanıyor, içine kapandıkça da dışarıya kök salıyordu. Kendisini kucaklayarak öldürmeye çalışanlara karşı oyuncu Cahide, oyuncu olmayan Cahide’ye sarılıyor, o anda yaralanıyor, sonra oyuncu olmayan Cahide oyuncu olan Cahide’ye sarılıyor yine yaralanıyordu. Tenin oyunları, bir kadının ruhuna kan olarak yağıyordu…

Büyük yıldız sahnede ve kamera önündeki bütün pırıltılı yıldızlarını meyhane köşelerinde dökmekten çekinmiyordu. Onun için ne sahne ve kamera önü ne meyhane gerçek değildi. Ya da ikisi de gerçekti ama o gerçeği umursamıyor, umursanmayan gerçek film seti, sahne üzeri oluyordu. Alkol bağımlılığı kendini ifade biçimi olduğu kadar kendini reddedişin de sığınılacak tek güvenli kıyısıydı. İçkiliyken belki şuursuzca iyilik ve güzellik hissiyle doluyken ve bunlar kendisine yönelik suikast girişimlerinde kullanılırken… İçi yerine dış güzelliğine tapılan züppe bir çevreye karşı muhteşem bir kadın ruhuyla, vicdanıyla kendisini nasıl savunsun? İçerek, daha çok rezil olarak ve rezil oldukça kendisini daha güzel, daha iyi hissederek… Çünkü alkol ona yeni bir ruh ve beden dili veriyordu. Cahide Sonku da bu dilin esaretinden memnun, bu dili olabildiğinden daha fazla hoyrat kullanıyordu işte, hem de her yerde ve herkese karşı.

Alkol bağımlılığıyla kendini gizlerken aslında bu gizliliği herkesin görmesini istiyordu, bir anlamda Cahide Sonku, zaten, artık herkesin kendisini görmesini istediği yere tırmanmıştı. Her insanın alkol içmek için bir sebebi vardı Cahide Sonku’nun sebebi ise çevresinin parlattığı eseri görüp aşağılık övünmelerine kılıf bulmaktı. İçki içindeki kalabalıkları öldürüyordu. İçki dışındakileri öldürüyordu. Ancak Cahide Sonku bir anda bütün bu ölümlerin ortasında kendisini canlı hissettiğinde, yapayalnız kaldığını düşünüyor ve tekrar silinenleri, öldürülenleri toplamak için yeniden alkol şişelerine uzanıyordu. Sanki ilahi olan mükemmelliğe bir çentik atıyordu. Bu var olma sanatına karşı saldırılara, bu saldırılar yüzünden olağanüstü bozulma yaşayan muhteşem yok oluşa yepyeni, alışılmadık bir figür eklemekti. Böylece tapılan kadın yavaş yavaş İblis’in içine girdiği ve herkesi kandırdığı bir figür haline geliyordu. Oysa kendisine tapınmayı da kendinden nefret edilmesini de yaratan toplumdu. Ortaya çıkan eser, Cahide Sonku bir sonuçtu, bir neden olduğu kadar.

Artık iş çığırından çıkabilir, bütün tapınmalar bir son bulur ve Cahide Sonku, herkesin beklediği sona kendisini gönül rahatlığıyla teslim edebilirdi. Çünkü eser tamamlanmıştı. Her yerinden kan sızan ama görünmeyen Cahedi Sonku, 16 yıl önce adım attığı bu dünyaya tersine çevrilmiş zaman takvimi olarak 61 yaşında veda edecekti. Ölümü yine herkesin önünde, bir sinemada gerçekleşecekti. Tıpkı bir film gibi ama gerçek, eti kemiği, olan, kan sızan bir film... Yıllarca filmlerinin beyaz perdeye düştüğü Alkazar (bazı kaynaklara göre göre izbe bir evde) sinemasında hayatını kaybedecekti. Türkiye’nin ilk adın starı, kendisini arzularından kışkırtarak ışıklandıran halkın önünde yepyeni bir arzu fırtınası estirecekti. Ölüm çırılçıplak gelecek ve Cahide Sonku’yu alıp gidecekti. Cahide Sonku gibi yaşamak yerine insanların içinde kendi icat ettikleri “Cahide Sonku gibi ölmek” fiilinin çekimlerini bile yapmayacaklardı. Çünkü bu fiil çekimi ancak ona yakışan ve güzelliğine güzellik katan müstehzi gülümsemesiyle Cahide Sonku’ya yakışırdı.   Kim çırılçıplak, herkesin önünde ölebilme cesareti gösterebilir ki, elbette hiç kimse. Çünkü çırılçıplak yaşamak cesaret ister. Bir kaybediş öyküsü değildir Cahide Sonku’nun öyküsü, bir muzaffer kazanç da değildir, o bir kadındır ve kendi gelgitlerini kendisi oluşturan bir kadındır aslında. Şöhret kurbanı olmaktan çok şöhretinin kurbanları ortaya çıkardığı bir kadındır Cahide Sonku. O Marlen Dietrich kadar görünen ve dişiliğini saklamayan, Virgina Woolf kadar görünmeyen ve kadınlığını saklayıp, keşfedilmeyi bekleyen iki ayrı kadını içinde barındıran bir kadındır Cahide Sonku. Dolayısıyla kendi ifadesiyle Talat Artemel’den içkinin dilini, İhsan Doruk’tan gücü ve sadakatsizliği öğrenen bir anlamda toplumun öbeklendiği iki erkekten iki ayrı kadın haline gelen kadın. Star olmak zor değildir aslında zor olan bir toplumun Cahide Sonku’yu taşımasıdır. Sadece özgür bir kadın değildir Cahide Sonku, aynı zamanda özgündür. Bu özgürlük ve özgünlük çağa, çağın toplumuna yabancıdır. Alkol şişelerinin dibinde de kaybolmamıştır o kadın. Kaybolan o dönemin toplumdur.

İlkokul mezunu olduğu, sonradan gördüğü, star olmayı taşıyamadığı, kötü oyunculuğu vesaire Cahide Sonku sendromu” kaynaklı hepsi birer yaftadır. Cahide Sonku o dönemin toplumuna “özgür-özgü kadın”imajından çok “gerçek bir kadın” imgesi olarak fazladır. 61 yıllık yaşam Cahide Sonku tarihidir ve ne hazindir ki, günlük tutmamıştır bu zarif kadın, ya da tuttuysa bile yok edilmiştir. Çünkü Türk Sinema tarihi kahraman erkekler tarihidir ve Cahide Sonku bu yüzden ötekileştirilmiş bir kadın olarak çıkar karşımıza yani bağımlılıktan ölmüş, yaşarken çürümüş. Kahramanlık öykülerine susamış her toplumda kadın kahramanlar kolay harcanır. Cahide Sonku da bilerek harcanmıştır. Her şeye rağmen yenilmemiş bir kadın… Sinemada öldüğü gün daha diri bir kadın olarak olarak yaşamaya başlayan Cahide Sonku gibi ölebilmek için onun gibi yaşamak gerekir ve bu sadece cesaret değil kadın olmayı da gerektirir.
… ve bazı kadınların içi boş tezahürata değil sevildiğine inanmaya ihtiyacı vardı.

(aliulurasba

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder