17 Şubat 2016 Çarşamba

Subliminal bir romancı olarak Orhan Pamuk ve Kırmızı Saçlı Kadın’ın kısa otoportresi VE 114. sayfa

Yeryüzünde bir yazar olsun ki, okuyucuyu öldürerek kitapları yazıp, okutsun... O benim için çok eleştiri kaldırabilecek bir yazar olmasına rağmen, iyi bir okuyucusu olabilmek için iyice ölmem gerekti. En sonunda Kırmızı Saçlı Kız romanında kendim ortadan kaldırdım… İster “Nobel Hırsızı” densin, isterse 18. Yüzyıl İstanbul’unda kaybolup gitmiş bir yarım derviş (18. Yüzyıl Rusya’sında yaşasaydı bir Puşkin-Dostoyevski) olmaması için sebep yoktu), benim için mutlak semboller yazarı Orhan Pamuk, Kırmızı Saçlı Kadın adlı son romanında okuyucuyu öldürürken kendisini de ortadan kaldırıyor. Her romanı için bir doktora tezi gerektiğine inandığım bu yitik yazar, en sonunda ilk günaha kadar giderken, bize bir kez daha kırmızının yani kanın, dolayısıyla yeryüzünde dökülen ilk kanın bir kadının saçları olabileceği gerçeğiyle yüzleştiriyor. Saç, bir kadın için hayatidir… Simgeselliği bir yana hemen hiçbirimiz saçsız bir kadın düşünmeyiz-saç günaha veya aşka çağrıdır. Hazreti Havva’dan Rahibe Teresa’ya, Hazreti Hatice’den bugünkü sulandırılmış dindarlığın içinde Havva’yı arayan genç kızlara... modern veya az gelişmiş bütün kadınları, erkekleri içine alır bakımlı veya bir anda kesilivermiş saçlar içinde eritir, değiştirir... Bu değişimle birlikte bir masum-katil portresi ortaya çıkar: Cennet'ten kovulmamızda kim kimi baştan çıkarmıştı? İlk günahta kim kimi baştan çıkarmıştı? Uzun mütalaalara muhtaç, Orhan Pamuk’u bize başka bir açıdan gösteren “Kuyu-Cennet”, “Baba-Allah”, “Oğul-Gelecek-Ölüm” bütün bunların devamını sağlayan “Kırmızı Saçlı Kadın-Aldatarak inandıran-İlk günahtan önceki saflığın çekiciliği”, “Allah’ın Devleti-Dünya-Durmadan değişip duran İstanbul” vs. imgeleri korkutucu derece sevimli işlenmiş Kırmızı Saçlı Kadın romanında. Bu romanda da Orhan Pamuk kendisini kaybetmiş, hapsetmiş, söyleyeceğini doğrudan söyleyememiş. Bunun sebebi Kafamda Bir Tuhaflık Var’dan sonraki üç beş ay içinde bu kitabın yazılıp, bitmiş olması olabilir. Kitapta bazı önemli hatalar da (Mantık-edebi vb.) yok değil. “Hem içten” ve gerçek hem de “masal gibi”, “sahici” ve “efsanevi” ve “Unutma, aslında baban da yazar olmak istemişti” diyen Orhan Pamuk’un romanından değiştirerek kurduğum şu cümle “Unutma, baban da Tanrı olmak istemişti ama hayatına ben girdim, ben Kırmızı Saçlı Kadın’ım(kan-nüfte-saç) insanı rahmine (kuyu ancak Yusuf’un kuyusundan çok fazlası-kara delik-tanrı parçacığı) hapsetmiş ama rahmine hapsolmamış ben.” Sırattan kim nereye düşecek?..
114. SAYFA AŞAĞIDAKİ GİBİ 
“...Bir dönem skandal ve cinayet haberlerini öne çıkaran gazeteleri Oidipus ve Rüstem benzeri hikâyelere çok rastladığım için okudum. İstanbul’da iki çeşit hikâye okur tarafından çok seviliyor, ucuz gazetelerde çok yayımlanıyordu. Birincisi; oğlu askerde, hapiste, uzaktayken babanın, genç ve güzel geliniyle yatması, olayı fark eden oğulun babayı öldürmesiydi. Çok işlenen ve sayısız çeşitlemeleri olan ikinci cins cinayet ise, cinsel açlık içindeki oğulun, bir cinnet anında zorla anasıyla yatmasıydı. Bu oğulların bazıları kendilerini durdurmaya ya da cezalandırmaya çalışan babalarını öldürüyordu. Toplum tarafından en çok nefretle karşılanan oğullar bunlardı: Ama toplum onlardan babalarını öldürdükleri için değil, zorla analarıyla yattıkları için nefret ediyor, adlarını bile anmak istemiyordu. Baba katili bu oğulların bazıları bir pisliği temizleyerek nam yapmak isteyen hapishane ağaları, kabadayılar veya kiralık katil adayları tarafından öldürülüyordu. Bu cinayetlere devlet, hapishane yönetimi, gazeteciler, hatta toplum karşı çıkmıyordu...”

...
NOT: Orhan Pamuk, romanları dışındaki şeyleri anlatmalı, romanlarını anlatmamalı, diye de düşünürüm.
(aliulurasba

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder