21 Şubat 2016 Pazar

BAZILARIMIZDA AŞKI İNKÂR ETMENİN ZEVKİ VARDI AMA YETENEĞİ YOKTU

Farklı şartlar altında bir araya gelmiştik ve ikimizin de gönülden inandığı bir birliktelik yaşayamadık. Belki de bizim neslimizin en büyük yenilgisiydi bu. Hemen hiçbir zaman istediğimiz gibi yaşayamadık. Yaşamak istediklerimizle yaşadıklarımızın arasına hep birileri girdi. Bu da Yaratıcının tek eğlencesi gibiydi. 
Oysa ay ışığının tüllerinden ısrarla sızdığı bir yatak odasındaki kambur yün yataklar içindeki terli sevişmelerden değil, şiirden düşmüştük hayata, bir sıfır yeniktik belki yine de güzel çocuklardık, içli çocuklardık sokağımızda oynarken. Okulda, evde uslu çocuklardık. Yanlış da olsa yaşadığımız mekânı ve zamanı güzelleştirmeye çalışmıştık. Cenevizlilerden kalma mahallemizin gölgesi bile ışıklı olan evlerinin içinde paytak paytak koşarken, evet uçarıydık ve Hezârfen Ahmet Çelebi gibi çığırından çıkmış uçmayı hayal ederdik ama olmadı. Gün geldi biz de mahallemizin göç tarihine, şehrin mülteci defterine, koparılan kanatlarımızın kalemiyle yazıldık
… ferman gökdelenlerinse bu beden, bu ruh, bu akıl bizimdi icabında.
 Ancak iş makineleri öte sokağın başında göründüğünde bir kepçelik canımız kaldığını anlamıştık… - ne cehennemde bu haytalar, dediği gün mü ölmüştü dedem hatırlamıyorum. Her şey değişiyordu. Meraklı gözlerimize kepçelerin gölgeleri düşüyordu.  
Bir kahve içimi zamanımız bile yoktu birbirimizden taşınmak için. Canı cehenneme devlet, evrime inanıyordu ve bizi değiştirmek istiyordu. Her şeyimizi inkâr etmemiz isteniyordu. Çünkü inkâr ettiğimizde değişim mümkün olabilecekti. Zevksiz bir yüzeyselliğin eseri ortaya çıkıyordu yavaş yavaş. Toprak her şeyi kabul ettiği gibi bunu da sırtlıyordu. 
Kötülüğü yaratan vicdan azabı mıdır bilmiyorum ama içim kararmadan bir gün bile bakamadım o günden sonra mahalleme. 
Belki de tenimizin ve ruhumuzun felaketi olmadan bu yenilenme düşüncesine karşı gelmeliydik. Ancak bunu da yapamadık. Acımız dışa vururken, birbirimize sarılmak yerine birbirimizi suçladık. Bir sel geliyordu önüne her şeyi katarak. Bizi de içine alacaktı. Zaten bizi kendi ayrılıklarımızla o kadar iyi pişirmişlerdi ki, dokunduklarında bir kurabiye gibi dağılıverdik.
O zaman anladım: … yaşamı bile tersinden anlamış bazılarımız da aşkı inkâr etmenin zevki vardı ama yeteneği yoktu.
(aliulurasba,imaj.fotodali-hayırlısıolsunbegülü

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder