(Not: Bu yazımı bir ayrım yapmak, kadınların yalakalığını,
erkeklerin düşmanlığını yapmak için yazmıyorum. Son on yılda işlenen kadın
cinayetlerini bir gazeteci hassasiyetiyle araştırmaya, yaş, yöre, sebep,
cinayet zamanı, hatta ulaşabildiklerimin doğum tarihleri ve burçları, vb.
sınıflandırmaya çalıştım. “Defalarca bıçakladı. Başını kesti. Cesedini
parçalara ayırdı, “Namusu için”, “Birleşmek isterken”, “Çocuklarının önünde”…
gibi dehşet verici ayrıntılar dışında hiçbir ilginç sonuç yok. Bilim
coğrafyasında henüz ülkemizde en son bilim insanının ölmediğini düşünürken, belki
bu olayların tasnif edilip, daha da detaylandırabileceğine ve muhteşem
sonuçlardan aklı-selim çözümlemeler çıkarabileceğine, sonuçların bu korkunç
alanı aydınlatabileceğine ve yaraya merhem adımlar atılabileceğine inanıyorum.
Burada şunu da belirteyim. Kadın cinayetlerini akıl hastalığıyla aklayıp, bir
kenara çekiliyor da değilim. Bu yazıda yer alan satırlar ise sadece benim kendime
göre araştırmalarım sonucu ortaya çıkan düşüncemdir, bilimsel bir yanı yoktur.
Burada benim savunduğum bir bilimsellik değildir ama bu düşüncemin Sigmund
Freud’un görüşlerine ters olduğunu belirtmek isterim. Burada benim savunduğum
doğuştan birçok şeyi getiriyoruz ama hemen hepsi mutasyona uğruyor, aslında bir
anlamda, insan olarak fiziksel evrimimiz yok ama hislerimiz, fikirlerimiz evrim
(Darvinizm burada gerçekleşiyor) geçiriyor. Saf olan kirleniyor. Kirleneni
temizlemek için de vaktimiz var aslında, kullanabilirsek. Şimdi aşağıdaki
yazımın bu çerçevede okunmasıyla daha iyi anlaşılabileceğini düşünüyorum. Bu
yazımın bir kurtuluş reçetesi olmadığını biliyorum ama çözüme düşünme açılarımızı
değiştirmemiz açısından mütevazı bir katkı sağlayabileceğine inanıyorum.)
Kutsal penisler ve aşağılık vajinalar(!) Bir erkekle bir kadın
arasındaki en temel fark cinsellik olsaydı Allah insanı yaratmazdı, ya da
sadece kadını yaratırdı… Kadınlar acılarından daha az yaşarlar. Hayata bakış
açıları her zaman farklıdır. Bu farklılığın içlerindeki annelik, dolayısıyla
yaşamı en azından kıyamet ne zaman kopacaksa o zamana kadar devam ettirebilme
güdülerinden geldiğine inanıyorum. Kadınlar bu anlamda Cennet için doğururlar
ama evlatlarının bazıları Cehennem’i seçecektir. Çünkü bu evlatların bazıları
daha yaşarken, dünyamızı Cehennem’e çevirme barbarlığına soyunurlar… Geçiyorum:
Penisi erkeği şizofren yapar mı? Araştırmamda gördüm ki, onca cinayetin en
temel sebebi ya da baş aktörü penistir. Bildiğimiz penis. Bu nasıl olur
diyebilirsiniz. Evet, bu oluyor. Şöyle: İnsanların
cinsel organların aynı zamanda birer simgedir. Sadece cinsel birleşme, çocuk
yapma, ya da bir makine gibi seks malzemesi olmayı içermez. Bu, bana göre canlı
imgeler erkeği kadına, kadını da erkeğe ve kadının ve erkeğin geçmişine fikren
bağlayan birer kapıdır. Cinsel organlarımız bu anlamda birer fikre-dünya
görüşüne açılır ve onu işaret ederler. Dolayısıyla nasıl kullandığımızdan, ne
işe yaradıklarından çok hangi amaca yönelik ve kime hizmet ettikleri çok
önemlidir. Dolayıyla “Ya benimsin ya toprağın”, “Bana yar olmayan kimseye yar
olmasın” sözleri… buna bağlı olarak bir başka önemli olduğunu düşündüğüm, bana
göre ilginç bir nokta ise genelevlerde kadınların erkeklerle para karşılığında
seks yaptıkları yatakları ile geceleri yatmak için kullandıkları yatakları
ayrıdır. “Orospular” dediğimiz kadınlar, dostlarıyla kendi gecelerinde, kendi
diğer özel yataklarında, yani kirli olmayan, para karşılığında birlikte
olmadığı, “temiz olan”, “seks” değil de “aşk yaşadığını düşündükleri”
yataklarında yatarlar… Yine bu çerçevede anne olamayan kadın “Kısırdır” ve
istenmez, hatta üzerine bir başka kadın getirilebilir, ancak “erkek kısır
olmaz”… Uzatmayayım: Dolayısıyla bütün bu ayrıntıymış birbiriyle bağlantılı
değilmiş gibi görünen, önemsenmeyen hususlar aslında bir dünya görüşüne, bir
fikre işaret eder. Bir anlamda düşünen, fikir yürüten, tarihi, geçmişi ve
geleneği… olan vajinalar ve penisler dünyasıdır aynı zamanda yaşadığımız dünya…
Dolayısıyla biz aslında kadın cinayetleriyle karşı karşıya değiliz. Kökleri saptırılmış
din ile de beslenen bir düşünce biçimi ve yaşayan, canlı, büyük bir dünya ile
karşı karşıyayız. Bu kahredici dünyalarında, bozuk fikri altyapılarından
kaynaklı buyurgan içgüdüleri ateşlenen erkekler, bir anda şizofrenleşen
penislerinin, yani cinsel güdülerindeki sapkın ideallerince kurulan tuzağına
çekiliyorlar. Zira muhteşem birleşmelerle (çok önemli psikolojik baskıları olan,
dini ve geleneksel temelleri çok derinlerde olan hatta kutsal sayılan söz, nişan,
düğün) kadınla birlikte olmaya başlayan erkek, bastırılmış bütün hislerini bir
süreliğine özgürleştiren kadını tarafından çoğu zaman zarifçe reddedilişini bir
trajediye dönüştürüyor. Bu aynı zamanda penisin yani ezik, ezildikçe kabalaşan güç
fikri ile bu fikrin ardındaki her şeyin (soy, aile, mahalle, gelenek, görenek,
din vb.) görünür olma güdüsünden kaynaklanıyor. Böylesi bir görüntü eğer artık
kalmışsa penisin şerefine düşen gölgenin de kaldırılması demek. Bu fikrin yani
bir anlamda düşündüğünü, bir fikri olduğunu, kendi başına yaşayarak deneyimler
edindiğini, bir tarihi, geleneği bulunduğunu, destekçileri de olduğunu ve
kendini geliştirdiğini sanan tutkulu penisin tersten evrimleşme sürecidir. Bunu
yapabilmek için de bağımlısı olduğu erkeği bir araç gibi kullanıyor. Ancak
erkek de zaten bu sürecin öznesi; hem araç hem amaç. Bu etkileşim, evrim ve
korkunç mutasyon sonucu ortaya kadına karşı vahşet, hatta soykırım
diyebileceğimiz kadar korkunç bir durum çıkıyor. Her anlamda birçok altyapısı
bulunan penisten erkeğe-erkekten penise geçişli korkutucu tutku, daha da
korkutucu bir hal alıp mutasyona uğradığı için en azından bir süre sağlıklı
olduğunu düşündüğümüz erkek-penisin, düşünme, akletme ve benzeri melekelerini
de bir anda değiştiriyor (Bir kız çocuğuna tecavüz edeni cezaevinde öldüren
erkek, kendini bırakıp giden veya gitmek isteyen kadını mutasyon gerekçelerle hunharca
öldürebiliyor). Böylece karşımıza içindeki şizofreni hiçbir zaman öldürmeyen,
hatta buna tevessül bile etmeyen, bundan beslendiğini de gizleyen bir penisin
yansıtma tekniğini kullanarak, bir erkeği nasıl şizofren yapabileceği gerçeği ortaya
çıkıyor. Dolayısıyla çözümün bu tutkunun, düşünen insandan düşünmeyen, sakin,
anlayışlı… insandan barbar bir insana dönüşmesine, mutasyonuna engel olmak,
penisinin hapsettiği erkeği oradan kurtarılması olduğu gerçeği ortaya çıkıyor. Kısaca
ve aklımın yettiğince kadın cinayetlerindeki neredeyse kanıksanmaya başlayan
trajedinin şifrelerinin, alt yapısında birçok sosyal ve psikolojik sebepler
bulunan bu gizli tutku mutasyonunda olduğunu düşünüyorum. Bu fikirsel ve
duygusal mutasyonu durdurabiliriz.
Kadınlarımızı da erkeklerimizi de dolayısıyla toplumumuzu da kurtarabiliriz.
Bunun için ilk yapmamız gerekenin öncelikle boşanacak değil de yeni evlenen
çiftlere en az birkaç ay psikolojik (maddi karşılığı devlet tarafından
karşılanacak) destekle sağlanabilir. En azından psikologlarımız yeni evli iki
insanın, evlenirken birbirlerine neleri getirdiklerini ve artık nelerin olup
olmayacağını, birbirinin hazlarını uyandırırken onun nasıl mutasyona uğramaması
gerektiğini bilmelerinde fayda vardır, diye de düşünüyorum.
(aliulurasba,imaj:fotodali
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder