Zaman gözlerimizin içine
düşmüş kırık bir kukla gibi. Gölge oyununda karanlık bir yangın hissediyorum.
Her şey daha kötüye gidiyor.
Her şey, etrafımızdaki her şey yavanlaşırken
edebiyatı, sanatı, geleceği savunmak bir edebiyatçıdan çok kalabalıklara düşmeliydi.
Hiçbir hastalık yok aslında ama neden bunca kırık döküklük? Hayat nasıl bu
derece bir hasta halini alır? Vicdan azabı nasıl bu kadar gösterişli olup caka
satabilir? İnsanlık tarihi bunca yıl yaşamışlığın bezginliğin öcünü insanlığı
yok ederek mi alacaktı? Acının öğrenilemeyecek bir şey olduğunu bir kez daha
anlıyorum.
İnsanlık, insanlığın suikastıyla karşı karşıya. Bütün yaşam
tecrübemiz gelip üstünkörü bir melankolinin kıyısında mı can çekişecekti?
Sonunda hangi amaca ulaşacağız bilmiyorum ama sanki hepimiz yüzlerimizin
ardında siper almış durumdayız. Yüz sadece deliye mi ihanet eder, deli olan mı
kendini ele verir ve bu yüzden mi maskesini indirenler kıskıvrak tecrit
ediliyor? Artık bu saatten sonra belki de ve yine insanların zaaflarını
derinleştirmek gerekir, tıpkı yüzyıllardır ülkeleri yöneten yöneticilerin
yaptığı gibi.
O zaman kimi suçlayacağız ve kimden hesap soracağız;
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder