İnsanın kaderindeki saçmalık tek başına gelip tek başına gitmesi ama o yaşam aralığında hep bir ses ihtiyaç duymasıdır.
Kendi sesimiz hiçbir zaman bize yetmez.
Bize kendi sesimizi hatırlatacak başka seslere ihtiyacımız vardır.
Bize nefes alıp verdiğimizi duyuracak başka nefeslere ihtiyacımız vardır.
Cesurca, bir kahraman gibi tek başımıza geldik ve aynı kararlılıkta tek başımıza gideceğiz şu yaşlı dünyadan.
Yaşamak öyle mi?
Bir orman gibi yaşamak.
Bir ilaç alır gibi her sabah kalabalığa karışmak.
Bir tedavi biçimi gibi etkileşimlerde bulunmak.
Yaşam bir kalabalıklar hikâyesidir.
Kalabalık bir öyküdür hayat.
Her bir soluk alış ötekine nefes vermektir.
Her söylenene kulak verilmesi gerektiğini söyleyen bir yasa yok.
Tanrı var olmasaydı insan onu yaratmak zorunda kalırdı.
Zaman zaman bir çuval inciri berbat ederiz.
Yaşam yine de gülümser.
Kalabalıklar yine de bizi içine kabul eder.
Bulutların yağmuru gezdirip dolaştırdığı gibi kalabalıklar; kalabalıklar, kalabalıklar.
Neyin mümkün olduğuna biz karar veririz.
Aslına bakarsanız insan olarak harika işler çıkarıyoruz.
Tek başına geliyoruz dünyaya.
Tek başına gidiyoruz.
O kısa aralıkta sadece doğal sebeplerle yaşamıyoruz. Kendi kaderimizi de üretiyoruz.
Yaşamak Tanrı ile düello yapmak gibi.
Yaşamak için müsaade istemiyoruz.
Yaşanmamış anlar her zaman masumiyetini yitirmemiş anlardır.
Kalabalıklar kendiliğinden akan köy çeşmeleri gibi de olsa olmayan bir şeyin kaybedilmeyeceğine dair bize inanılması güç ama coşku ve motivasyon veren gösteriler sunar.
Tıpkı delilerin inandığı gibi inanırız kendimize.
Krallığımızın öteki başkentidir kalabalıklar.
Kalabalıklar rüşt yaşımızdır.
Bize kendimizi unutturmaz.
Bize kendi sesimizi hatırlatacak başka seslere ihtiyacımızı fısıldar durur.
(aliulurasba
imaj: au

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder