20 Mart 2025 Perşembe

UZUN SÜRMÜŞ BİR GÜNÜN AKŞAMINDA

                                   

Bilge Karasu'nun bir romanı Uzun Sürmüş Bir Günün Akşamı. Roman gün içinde yaşananların akşamki muhasebesini tutar; psikolojik bir gerilimin satırlara yansır.

Aslına bakarsanız kısa günlerin, yani kış aylarının günlerini yaşıyoruz. Ancak öyle uzun sürüyor ki günler, insan ne düşüneceğini, nasıl davranacağını bilemiyor.

Karanlık çöktükçe çöküyor.

Ortaçağ olsa anlarım ancak ortaçağda da değiliz.

Rezil bir yanı var günlerin. Neleri çağrıştırmıyor ki. Söyleyecek çok şey olup da susmak veya sadece gerekçesiz olarak susmak tatmin edici bir psikolojik durum değil.

"Çözüme odaklanayım!" diyorsun ancak bir çözüm de görünmüyor.

Hem neyin çözümü?

Neyin çözümü mü?

Sahiden de öyle, neyi çözeceğiz de bir türlü işin içinden çıkamıyoruz? Enflasyonu mu, hayat pahalılığını mı, zor şartlardaki yaşamları refaha kavuşturmak, ülkeyi düzlüğe çıkarmak, taze bir sabaha uyanmak mı?

Hemen herkesin hakim ve savcı olduğu bir ülkede insanlar uzatmalı bir intihar yaşıyormuş gibi değil mi?

Herkesin bir formülü var ülkeyi kurtarmak için ama hiçbiri diğerini kabul etmiyor.

Herkes cennet vadediyor cehenneme odun taşırken.

Çözüm?

Neyin çözümü?

Sorun ekonomik değil sorun temelde bir ahlak sorunu ise bu gerçeğe kör olmak çözümün ta kendisi, bir çok insan için.

Sanki hiç gün doğmuyormuş gibi ama nasıl oluyor da upuzun bir gün yaşıyoruz?

Nasıl oluyor da herkesin bir çözümü ve herkesin cennet vaadi oluyor da cehennemde yaşıyouz.

Bir öteki dünya pratiği mi yoksa yaşadıklarımız.

Velhasıl durum hiç iç açıcı değil. 

Söylenecek çok söz var ama hiçbir şey söylemek de insanın içinden gelmiyor. 

Söylemek kâr etmiyor. Tıpkı eylenenin bir faydası dokunmadığı gibi.

Nasıl olur da kocamın bir ülke yılanın deri değiştirmesinden çok bir akrebin kendini zehirlemesi pratiğine soyunur, anlamak mümkün değil?

Uzun günler...

Uzun geceler...

Olmayan sabahlar...







 




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder