Ruh
sağlığımızı korumak ve sürdürmek çok önemli…
Burada
maneviyat deyince umarım hemen din anlaşılmaz. Maneviyat bir anlam dinamiğidir.
Yaşamın bir anlam üzerine kurulması ve öyle pratik edilmesidir.
Anlamsızlık
travma eşiğidir.
Hatta travma toplumuyuz.
21.
yüzyıl, en azından şu an için içinde yaşayanlar açısından zor bir yüzyıldır. En
azından sürdürülebilir psikolojik iyilik hali hepimizin ortak paydası. Her ne
kadar farklılıklar (teknoloji vb.) toplumlar için olumlu sonuçlar sunsa da
kitlesel çekimler, intihar oranlarındaki artış, yaygın cinsel taciz, yaygın
şiddet, göç, yabancılar, küresel ısınma, iklim değişikliği gibi olumsuz sosyal
olaylar stres düzeyimizi artırıyor.
Önceki
nesillere göre çok daha fazla stresle yüzleşmek zorundayız.
Hatta
artık belki de travma toplumuyuzdur.
Bu
stresli olayların, ruh sağlığımızı olumsuz etkilediği bir vak’a. Bu durum da
farklı sonuçlar doğruyor. Travmanın bir sonraki etkisi olan travma ve travma
sonrası stres bozukluğu iki örnek. Travma sonrası stres bozukluğu (TSSB),
olumsuz kişisel deneyimler veya bireylerin meslekleriyle ilgili yan etkiler
nedeniyle ortaya çıkabilmekte.
Yanı
sıra işe çok fazla vakit ayırmak (bu bazen sayı günde 12-14 saate ulaşabiliyor).
EMİLE DURKHEİM, “İNTİHAR: SOSYOLOJİDE BİR ARAŞTIRMA” (1897) ADLI ESERİNDE, AYNI
İŞ / MESLEK ALTINDAKİ BİREYLERİN BİRLİĞİNİN TOPLUMDAKİ İNTİHAR SAYISINI
AZALTMAYA YARDIMCI OLABİLECEĞİNİ VE BUNUN İŞLERİN TEMEL ÖZELLİKLERİ SAYESİNDE
OLABİLECEĞİNİ İDDİA EDİYOR - bu, din gibi diğer sosyal varlıklar için geçerli
değil, aile, vatan vb.- her yerde ve her anda işlerin mevcudiyeti olan ve aynı
zamanda bireylerin yaşamlarını en çok etkileyen diğer faktörlere kıyasla.
Bu
yaklaşımı, travma sonrası stres bozukluğuna karşı dönüştürülebilir ve
kullanılabiliriz. Bu nasıl olacak? Yani aynı iş ve meslek altındaki insanların
birlikteliğinin başta intihar etme isteğine karşı bir meydan okuma olarak değerlendirilmesinin
altındaki gerçekler veya birikim nedir?
Bir
örgüt içindeki birliktelik sosyal destekle eş anlama geliyor. İş yeri, mesleklerin
icra edildiği yer veya bir aile, bunlar örgüt temellidir. Buralarda algılanan
örgütsel yani diğer yönüyle artık sosyalleşmiş örgütsel destek, orayı pratik
edenlerin örgütlerine katkılarını ödüllendiren ve refahlarına önem veren inançlarıdır.
Ev, iş veya mesleğin icra edildiği maneviyat kendilerini şurada veya burada ruhlarının
beslenmeye ihtiyacı olan manevi varlıklar olarak anlayan topluluk üyesi
insanlarla ilgilidir. Bu çerçevede psikolojik dayanıklılık, bir savunma
mekanizması veya geri dönme yeteneği olacaktır gerilimler, kırılmalar,
çatlamalar ve sıkıntılar karşısında.
Bu
anlamda MANEVİYAT modernitenin ve
teknolojik devrimin ilk yıllarında kaygılar, sorunlar ve kültürel değişimlere
yanıt hatta direniş olarak ortaya çıkmıştır ama bu sözcüğün son derece geniş
kapsamlı anlam repertuarı vardır. “MANEVİYAT” kelimesi o kadar çok bağlamda
kullanılmaktadır ki, insanların bu terimle tam olarak ne kastettiklerini
anlamak genellikle zordur. Foucault'ın da belirttiği gibi kelimenin ne anlama
geldiğinden çok kurduğu iktidar ilişkilerini dikkate özen göstermek gerekir.
Maneviyat, farklı zamanlarda farklı şekillerde pratik edilir ve belirli biçimde
bir sosyal ilişkiler düzenine karşılık gelir. Kelimenin günümüz çağdaş
toplumdaki kullanımı, toplum içindeki belirli grupların artan bir işbirliğini
ve sosyal, politik ve dini dünyada belirli bir düzene karşılık gelmektedir.
Son
birkaç on yılda maneviyat terimi, aşkın arayışımızı tanımlamanın alternatif bir
yolu olarak ortak ifade edilmiştir. “MANEVİ” kelimesi bir zamanlar “Tanrı ile
ilişki içinde olmak” anlamına gelmekteydi. Ancak artık günümüzde söylen ve
eyleyen konuşmacı ne anlama gelmesini istiyorsa o anlama gelen bir kavramdır. Örneğin
özellikle 1950’lerden sonra daha önceleri kullanılmakta olan manevi öğretim,
manevi yaşam, hayat, iç hayat ve dindarlık gibi terimlerden daha popüler hale
gelmiştir.
Maneviyatın
gizem ve kendini aşma duygusu da dâhil olmak üzere, pratiğin ötesinde bir
değerler kaynağı ve nihai anlam veya amaç olarak;
bir anlama biçimi,
içsel farkındalık ve
kişisel entegrasyonu
kapsamaktadır.
Bu
anlamda maneviyatın boyutları şöyle sıralanabilir:
MANEVİ BAŞA ÇIKMA:
Başa çıkma iç ve dış taleplere karşı geliştirdiğimiz başarılı veya başarısız bütün
pratiklerimizdir. Manevi başa çıkma yöntemleri veya tutumumuz içinde geleneksel
yöntemler vardır. Örneğin inanç: Öldükten sonra bir hayatın olduğuna ve ölümün
bu hayata geçiş için gerçekleşmesi gereken bir yeni durum olduğuna inanmamız
bizi dünya yaşamını kökten etkileyecek bir bakış açısı kazanmamızı sağlamaktadır.
Benim dünya hayatına yüklediğim anlam da yine benim başa çıkma yöntem ve
eylemim üzerinde etkili olabilmektedir. Yani insan herhangi halledemeyeceğini
düşündüğü bir meydan okumayla karşılaştığında bir zorunluluk olarak inançlarıyla
yol alabilmekte, Tanrıyı yanına çağırmakta, onu rehber edinebilmektedir. Bu
meydan okuma karşısında bireyler bir araya da gelebilmektedir. Örneğin GAZİLER
ÜZERİNDE GERÇEKLEŞTİRİLEN BİR ÇALIŞMADA gazilerin hayatlarının geri kalanına ağır-travmatik
engelli olarak devem edecek olmalarına karşın başlarına gelen olayı Allah’ın
bir lütfu olarak değerlendirmektedirler. Bu din inancın başa çıkma üzerinde ne
kadar etkili olduğunu gösteren önemli örneklerden biridir. Aynı şekilde şehitliğe
inanç ve yaşanan katarsi de bu başa çıkma yönteminin bir başka parçasını
oluşturmaktadır.
AŞKINLIK:
Aşkınlık, benim hayata anlık şimdi ve buradalığım dışında geniş bir
perspektiften ve daha nesnel bir çerçeveden bakmayı ifade eder. Bu aşkın bakış açısı, bir benim doğanın eyleyiciliği
altında canlı olarak var olan temel bir birliği gördüğü ve başkalarıyla ölümle
bile kopamayacak bir bağ bulduğu şeklindeki hiçbir zaman aşı olmayan bir bakış
açısını ifade eder. Aşkınlık aynı zamanda doğayla bir dengedir. Bu durum daha
geniş, daha bütüncül ve birbirine bağlı bakış açısında, sadece yaşamla bir
eşzamanlılığın farkına varmayız, aynı zamanda başkalarına bağlılık duygusu da geliştiririz.
Evrensel olma hali bir bağ halidir; yani ben aslında daha büyük bir insan
orkestrasının parçasıyımdır. Evrensellik doğayla ve doğanın içinde kendimi
gerçekleştirebilirim ve bu eyleyişim bana neşe ve memnuniyet verir bunun için
de dua ederim böylece içsel motivasyon kapasitem sürekli aktif halde olur. DİNSİZ
MANEVİYAT MÜMKÜNDÜR! Yani din ve maneviyat, bana güçlü bir aşkınlık duygusu
verse ve beni cezp etse de evrenselliğimin, beni ben yapan, beni kendimle
huzurlu ve neşeli kılan, bana kendimi memnun hissettiren bir büyük bütünün motivasyonu
da bunu sağlayabilmektedir; üstelik bunun doğaseverlik, vatanseverlik, özverili
fedakârlık, laik hümanizm, hayvanseverlik, vb. gibi aktif motivasyonel çıkış
noktaları da vardır. Bu felsefelerin ve pratiklerin her biri, beni daha büyük
grupların yararına kendi ihtiyaçlarını geri plana itmeye davet eder.
MANEVİ YAŞANTI: Sezen
Aksu’nun şarkısında ifade ettiği üzere HAYAT BİLDİĞİ GİBİ GELİR ama hayat nasıl
gelirse gelsin, en zor ve en acınası durumlarda bile dahi anlama sahiptir. Yaşam
insanı zaman zaman ilkelliğe zorlandığı durumlarda bile manevi yaşantı ile
deneyimler derinleşebilmektedir. Dolayısıyla bu durum anlamlandırma sürecini
pozitif olarak etkileyebilmektedir. MANEVİ YAŞANTININ İNSAN PSİKOLOJİSİ
ÜZERİNDE DE ÖNEMLİ ETKİLERİ VARDIR. İnsanın manevi yaşantıdan uzak olması kendisi
açısından sarsıntılı bir durumu ortaya çıkarmaktadır. Böyle durumlarda psiko-somatik
yapıda birtakım deformasyon sorunları yaşanmaktadır. Manevi yaşantıdan uzak
olmayan kimselerde ise daha farklı yönelimler gözlemlenmiştir. Bu yönelimler sadece
dini dışı öğelere yönelme biçimde gerçekleşmektedir. Hatta bazı araştırmalarda
maneviyatın din dışı yaşantılarla daha fazla bağdaştığı tespit edilmiştir. Maneviyatın
din içi veya din dışı olmasının dokusunda bir edğişiklik yapmamaktadır.
Maneviyat maneviyattır. Yani her ne kadar maneviyat din içi konularla bağdaşsa
da kişilerin yaşamlarında din ve inançtan uzak oldukları da bir vak’adır. Bazen
ölümcül yara almış bir hayvanı bilim ve şefkatle iyileştirmek ile dua etmek
arasında bir fark yoktur!
ANLAM ARAYIŞI:
Anlamsızlık merkezsizliktir. Anlamsızlık bireyin manevi merkezini kaybederek varlık
nedenini anlayamayacak duruma gelmesi biçiminde deneyimlenmektedir. ANLAMI
OLMAYAN BİR HAYAT VAR OLMAMAKLA EŞ DEĞERDEDİR. Var olmamak ise bireylerde
çoğunlukla kaygı, korku, boşluk hissi, kendini gerçekleştirememe, özgüven
yokluğu, endişe hatta şiddet gibi duygulara yol açabilmektedir. Çünkü varlığımızın
en temel kendini ifade biçimi anlamlandırmadır.
MANEVİ HOŞNUTLUK:
Manevi hoşnutluk, hayata yönelik bir hoşnutluk duygusuna sahip olmam, hayatımın
amacını keşfetmem ve olduğum kişi olmaktan mutlu olmam ile ilgilidir. Manevi
hoşnutluğu yüksek olan kişiler hayatın anlamını kavramış, hayatlarında bir
boşluk hissi olduğu duygusundan arınmış, kendileriyle barışık dediğimiz
insanlardır. İnanç veya maneviyat ekonomik bir faaliyet değildir, ticareti bir
meta gibi alınan veya satılan bir mal değildir. Fakat insanlar manevi açıdan
tatmin olmak için bazı davranışlar gerçekleştirmektedir, bazı gruplara
katılabilmektedirler. Bu şekilde hayatın anlamını kavradıklarını düşünmekte,
daha doğrusu bir amaca sahip olduklarına inanmakta, hayatlarında eksik olduğunu
düşündükleri bir boşluğu doldurduklarının keyfini yaşamaktadırlar. Dolayısıyla
insanların inanç veya maneviyat düzeylerinin yüksek olması ya da bu doğrultuda
girişimlerde bulunmaları onların manevi hoşnutluklarını da artıran bir unsur
olmaktadır.
BAĞLANTI:
Bağlantı Tanrı ile olan etkileşimdir. İnsanın Tanrının kendisini sevdiğine inanası,
O’nu hissetmesi, ilahi bir gücün kendini koruduğuna inanması bağlantı
kavramının temelini oluşturur. Bağlantı düzeyi yüksek olduğuna insan insanlar bir
sorunla karşılaştıklarında dua eden, sorunun çözümünü Tanrı’ya havale eden insanlardır.
Tanrı ile insan arasındaki bağ her çağda işlerliğini pekiştirmiş görünmektedir.
Bu durum insanın kendi dünyasında olduğu kadar çevresinde de etkilidir. Geniş
bir perspektifte Tanrı ile olan yakınlık ilişkisi Tanrı’nın planlarına karşı
özen göstermeyi içerir ve hayat buna göre dizayn edilir ve böylece insanlar
kendilerini kaygılarından uzak hissedebilir. Ancak bu pratik inanç bağlantası
Tanrı’yı hissetmek veya Tanrı’nın planına güvenmek, dini ve manevi olabileceği kadar,
daha farklı bir güce, doğaya veya evrene yönelik de olabilmektedir. İnsanlar bir
meydan okuma ile karşılaştıklarında ve kendilerini çaresiz hissettiklerinde yaşamın,
doğanın veya evrenin açık uçlu olduğu, her şeyin bir anda değişebileceği, öngörülemeyen
olasılıkların devreye girebileceği inancına umut bağlar.
UYUM: Doğayla
uyum hayatta merkezi bir konuma sahipti. Doğanın kutsallığı bir yana ona her
zaman korkuyla saygı duyulmuştur. Varlığımız tabiatla uyum içinde gerçekleşir.
Her şeyle bir bağımız vardır ve her şey bizimle bağlantılıdır. Doğanın bizden
hiçbir beklentisi yoktur. Tam aksine bizim doğaya ihtiyacımız vardır, her
açıdan ve en başta bu ihtiyaç onunla uyumlu yaşamaktır. Doğaya uyum aynı
zamanda bir arınma içimidir. Doğadan uzaklaştıkça, yapaylaştıkça uyumun
sarsıldığı hatta yok olduğu görülür. Bu travmatik bir durumdur. Günümüzde her ne kadar genel olarak doğa ile
uyumu kaybetmiş olsak da doğa ve doğayla manevi dünyamızda önemli bir
belirleyici konumunda ve aynı zamanda doğaya uyumumuz maneviyat düzeyimizi de
yansıtmaktadır. Var olmak demek doğayla var olmak demektir.
MANEVİYAT VE EĞİTİM: HENÜZ
MANEVİYAT KOÇLUĞU yok ama günümüzde yukarıda saydığım TİNSEL SAĞALTILMIŞ
VAROLUŞ BİLEŞEN VE BİÇİMLERİ bağlamında insanların kendini manevi olarak
eğitmek zorunluluğu hissetmektedir.
Manevi eğitim neden
zorunludur:
-
Sosyo-politik
nedenler: Liberal bireycilik karşısında kültürel
çoğulculuk birbirini zorlayan unsurlardır. Toplum mu birey mi sorusu her geçen
gün derinleşmekte; bu durum anlam erozyonuna sebep olmakta, insanlar birbirinden,
doğadan, manevi haz vericilerden, kısaca anlamdan uzaklaşmakta, uyumsuzluk
kişilik bozukluklarının temel dinamiği haline gelmektedir. Buradan bir
İYİLEŞTİREN TRAVMA ÇIKABİLİR Mİ?
-
Geleneksel
uzaklaşma: Muhafazakârlıkla gelenekselliğin
sınırlarının belirsizleştiği yerde muhafazakârlık da geleneksellik de anlamını yitirmiş,
her ikisi de üretmeyen etki-tepki paradoksuna dönüşmüştür. Laiklik, rasyonalizm
ve materyaliz anlayışıyla desteklenen ve çağa, insanlara kendi disiplin ve
ahlak anlayışını dayatan bu paradoks Durkhaimci anomik şiddetin, cinayetlerin, intiharların
ve karganın, hatta anlamsızlığın da
sebebi olarak gösterilmektedir.
-
Eğitim
ekonomik düşünülmesi, yani neo-liberal düşünceli politika
yapıcıların eğitimi düzenlerken veya iyileştirdiklerini söylerken ahlaki faydadan
çok ekonomik kazanca odaklanması değer erozyonunu güçlendirmekte, bu aşınma
beraberinde derin, çözümü sadece rasyonel olmayan sorunları getirmektedir.
Toplumsal
maneviyat
Toplumsal
maneviyatı anlamak önemlidir. Burada konumlanılan alan dinin içinde olan, din
veya din karşıtlığı değildir. MANEVİYAT VE DİN BİRBİRİYLE BENZER GİBİ GÖRÜNÜN
AMA TAMAMEN FARKLIDIR VE İKİSİ DE BİRBİRİNİ İÇEREBİLİR. Burada maneviyatı tartışırken dünya üzerindeki
geleneksel dinlerinden, felsefi düşüncelerinden veya mezheplerinden birinin
niteliksiz bir onayını desteklemiyorum. Daha ziyade, toplumsal olarak dünya
sorunlarının çözümüne katkıda bulunma konusundaki daha büyük kurtarılmış ahlaki
amaç ve yükümlülükten bahsediyorum.
Buradan
hareketle: Hayat kazanma, başarı, skor üzerine kurulu değildir. Sürdürülebilir
iyi bir etik organizasyon, her şeyin üstündedir. Evlilik ve bütün ilişkiler ve
etkileşimler dâhil yaşamda;
iyi partnerlere sahip
olmak,
yaşam potansiyellerini
tam olarak gerçekleştirmek,
insanlığa, gelecek
nesillere ve yakın çevrelerine hizmet etmeyi
seçmek;
bireyi birey ötesine,
toplumu toplum ötesine geçiren
tinsel
(ruhsal) refahlarını,
tinsel
(ruhsal) sıkıntılarını ve
ruhsal
(tinsel) gelişimlerini önemsemek şeklindeki bir bakış açısı ve pratikten
bahsediyorum.
Toplumsal
bakış açısı, bireylerin toplum kültürü ile ilgili kamusal ortamdaki manevi
değerler hakkındaki pratiğini (etkileşimi) yansıtır. Tam tersi birey için de
geçerlidir. Yani bireysel bakış açısı, toplum kültürü ile ilgili bireysel
ortamdaki manevi değerler hakkındaki pratiğini yansıdır. Etkileşimli bakış
açısı, bireyin manevi değerleri ile toplumun manevi değerleri arasındaki
etkileşimi ifade eder.
Bireysel
maneviyat;
yaşamdan zevk almayı,
hayattan enerji almayı,
gündelik olandan kişisel
anlam ve amaç edinmeyi içerir. Yanı sıra toplumsal
anlamda
ötekiyle bağlantı kurma
duygusu,
ben ve ötekinin
birbirine desteği
ortak
bir amaç ve bağlantı, destek ve ortak amaç üzerinden maneviyatı sürdürülebilir
kılmak. Bu durum aynı zamanda her anlamda hem toplum hem de bireyin değerleriyle
özdeştir.
Böylece;
manevi bir kimlik
olarak içsel yaşam,
yaşamdaki anlam ve amaç
ile
Bireysel
bağlantı ve topluluk duygusu gelişebilir. Toplum ve bireylerin değersel uyumu,
zevk almak duygusu, Tanrı denetimi hissi, öbür dünya düşüncesi, toplum ile
bireyin birbirini değerler üzerinden yapılandırarak pratik etmesi, kişisel
varoluş ile toplumsal ve doğal varoluşun dengelenmesi, daha yüksek bir varlığın
hissedilerek anlam arayışının sürekli canlı tutulabilmesi, insan dışındaki
diğer bütün varlıklarla ve evrenle bağ kurulabilmesi dua, ibadet yoğa,
meditasyon dışında yepyeni bir deneyimi inşa edebilecektir. Bunun adının konmasının
da bir önemi yoktur. Bu durum aynı zamanda tinsel (ruhsal) bir emek ve sermaye
edinimidir. Biraz uzun oldu biliyorum. Bu konuyu ilerleyen zamanlarda daha
ayrıntılı tartışma imkanımız olacak kanısındayım.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder