5 Haziran 2024 Çarşamba

TRAVMA TOPLUMU: BİR MEYDAN OKUMA OLARAK TİNSEL YAŞAM PRATİĞİ

 


Ruh sağlığımızı korumak ve sürdürmek çok önemli…

Burada maneviyat deyince umarım hemen din anlaşılmaz. Maneviyat bir anlam dinamiğidir. Yaşamın bir anlam üzerine kurulması ve öyle pratik edilmesidir.

Anlamsızlık travma eşiğidir.

Hatta travma toplumuyuz.

21. yüzyıl, en azından şu an için içinde yaşayanlar açısından zor bir yüzyıldır. En azından sürdürülebilir psikolojik iyilik hali hepimizin ortak paydası. Her ne kadar farklılıklar (teknoloji vb.) toplumlar için olumlu sonuçlar sunsa da kitlesel çekimler, intihar oranlarındaki artış, yaygın cinsel taciz, yaygın şiddet, göç, yabancılar, küresel ısınma, iklim değişikliği gibi olumsuz sosyal olaylar stres düzeyimizi artırıyor.

Önceki nesillere göre çok daha fazla stresle yüzleşmek zorundayız.

Hatta artık belki de  travma toplumuyuzdur.

Bu stresli olayların, ruh sağlığımızı olumsuz etkilediği bir vak’a. Bu durum da farklı sonuçlar doğruyor. Travmanın bir sonraki etkisi olan travma ve travma sonrası stres bozukluğu iki örnek. Travma sonrası stres bozukluğu (TSSB), olumsuz kişisel deneyimler veya bireylerin meslekleriyle ilgili yan etkiler nedeniyle ortaya çıkabilmekte.

Yanı sıra işe çok fazla vakit ayırmak (bu bazen sayı günde 12-14 saate ulaşabiliyor). EMİLE DURKHEİM, “İNTİHAR: SOSYOLOJİDE BİR ARAŞTIRMA” (1897) ADLI ESERİNDE, AYNI İŞ / MESLEK ALTINDAKİ BİREYLERİN BİRLİĞİNİN TOPLUMDAKİ İNTİHAR SAYISINI AZALTMAYA YARDIMCI OLABİLECEĞİNİ VE BUNUN İŞLERİN TEMEL ÖZELLİKLERİ SAYESİNDE OLABİLECEĞİNİ İDDİA EDİYOR - bu, din gibi diğer sosyal varlıklar için geçerli değil, aile, vatan vb.- her yerde ve her anda işlerin mevcudiyeti olan ve aynı zamanda bireylerin yaşamlarını en çok etkileyen diğer faktörlere kıyasla.

Bu yaklaşımı, travma sonrası stres bozukluğuna karşı dönüştürülebilir ve kullanılabiliriz. Bu nasıl olacak? Yani aynı iş ve meslek altındaki insanların birlikteliğinin başta intihar etme isteğine karşı bir meydan okuma olarak değerlendirilmesinin altındaki gerçekler veya birikim nedir?

Bir örgüt içindeki birliktelik sosyal destekle eş anlama geliyor. İş yeri, mesleklerin icra edildiği yer veya bir aile, bunlar örgüt temellidir. Buralarda algılanan örgütsel yani diğer yönüyle artık sosyalleşmiş örgütsel destek, orayı pratik edenlerin örgütlerine katkılarını ödüllendiren ve refahlarına önem veren inançlarıdır. Ev, iş veya mesleğin icra edildiği maneviyat kendilerini şurada veya burada ruhlarının beslenmeye ihtiyacı olan manevi varlıklar olarak anlayan topluluk üyesi insanlarla ilgilidir. Bu çerçevede psikolojik dayanıklılık, bir savunma mekanizması veya geri dönme yeteneği olacaktır gerilimler, kırılmalar, çatlamalar ve sıkıntılar karşısında.

Bu anlamda MANEVİYAT modernitenin ve teknolojik devrimin ilk yıllarında kaygılar, sorunlar ve kültürel değişimlere yanıt hatta direniş olarak ortaya çıkmıştır ama bu sözcüğün son derece geniş kapsamlı anlam repertuarı vardır. “MANEVİYAT” kelimesi o kadar çok bağlamda kullanılmaktadır ki, insanların bu terimle tam olarak ne kastettiklerini anlamak genellikle zordur. Foucault'ın da belirttiği gibi kelimenin ne anlama geldiğinden çok kurduğu iktidar ilişkilerini dikkate özen göstermek gerekir. Maneviyat, farklı zamanlarda farklı şekillerde pratik edilir ve belirli biçimde bir sosyal ilişkiler düzenine karşılık gelir. Kelimenin günümüz çağdaş toplumdaki kullanımı, toplum içindeki belirli grupların artan bir işbirliğini ve sosyal, politik ve dini dünyada belirli bir düzene karşılık gelmektedir.

Son birkaç on yılda maneviyat terimi, aşkın arayışımızı tanımlamanın alternatif bir yolu olarak ortak ifade edilmiştir. “MANEVİ” kelimesi bir zamanlar “Tanrı ile ilişki içinde olmak” anlamına gelmekteydi. Ancak artık günümüzde söylen ve eyleyen konuşmacı ne anlama gelmesini istiyorsa o anlama gelen bir kavramdır. Örneğin özellikle 1950’lerden sonra daha önceleri kullanılmakta olan manevi öğretim, manevi yaşam, hayat, iç hayat ve dindarlık gibi terimlerden daha popüler hale gelmiştir.

Maneviyatın gizem ve kendini aşma duygusu da dâhil olmak üzere, pratiğin ötesinde bir değerler kaynağı ve nihai anlam veya amaç olarak;

bir anlama biçimi,

içsel farkındalık ve

kişisel entegrasyonu kapsamaktadır.

Bu anlamda maneviyatın boyutları şöyle sıralanabilir:

MANEVİ BAŞA ÇIKMA: Başa çıkma iç ve dış taleplere karşı geliştirdiğimiz başarılı veya başarısız bütün pratiklerimizdir. Manevi başa çıkma yöntemleri veya tutumumuz içinde geleneksel yöntemler vardır. Örneğin inanç: Öldükten sonra bir hayatın olduğuna ve ölümün bu hayata geçiş için gerçekleşmesi gereken bir yeni durum olduğuna inanmamız bizi dünya yaşamını kökten etkileyecek bir bakış açısı kazanmamızı sağlamaktadır. Benim dünya hayatına yüklediğim anlam da yine benim başa çıkma yöntem ve eylemim üzerinde etkili olabilmektedir. Yani insan herhangi halledemeyeceğini düşündüğü bir meydan okumayla karşılaştığında bir zorunluluk olarak inançlarıyla yol alabilmekte, Tanrıyı yanına çağırmakta, onu rehber edinebilmektedir. Bu meydan okuma karşısında bireyler bir araya da gelebilmektedir. Örneğin GAZİLER ÜZERİNDE GERÇEKLEŞTİRİLEN BİR ÇALIŞMADA gazilerin hayatlarının geri kalanına ağır-travmatik engelli olarak devem edecek olmalarına karşın başlarına gelen olayı Allah’ın bir lütfu olarak değerlendirmektedirler. Bu din inancın başa çıkma üzerinde ne kadar etkili olduğunu gösteren önemli örneklerden biridir. Aynı şekilde şehitliğe inanç ve yaşanan katarsi de bu başa çıkma yönteminin bir başka parçasını oluşturmaktadır.  

AŞKINLIK: Aşkınlık, benim hayata anlık şimdi ve buradalığım dışında geniş bir perspektiften ve daha nesnel bir çerçeveden bakmayı ifade eder.  Bu aşkın bakış açısı, bir benim doğanın eyleyiciliği altında canlı olarak var olan temel bir birliği gördüğü ve başkalarıyla ölümle bile kopamayacak bir bağ bulduğu şeklindeki hiçbir zaman aşı olmayan bir bakış açısını ifade eder. Aşkınlık aynı zamanda doğayla bir dengedir. Bu durum daha geniş, daha bütüncül ve birbirine bağlı bakış açısında, sadece yaşamla bir eşzamanlılığın farkına varmayız, aynı zamanda başkalarına bağlılık duygusu da geliştiririz. Evrensel olma hali bir bağ halidir; yani ben aslında daha büyük bir insan orkestrasının parçasıyımdır. Evrensellik doğayla ve doğanın içinde kendimi gerçekleştirebilirim ve bu eyleyişim bana neşe ve memnuniyet verir bunun için de dua ederim böylece içsel motivasyon kapasitem sürekli aktif halde olur. DİNSİZ MANEVİYAT MÜMKÜNDÜR! Yani din ve maneviyat, bana güçlü bir aşkınlık duygusu verse ve beni cezp etse de evrenselliğimin, beni ben yapan, beni kendimle huzurlu ve neşeli kılan, bana kendimi memnun hissettiren bir büyük bütünün motivasyonu da bunu sağlayabilmektedir; üstelik bunun doğaseverlik, vatanseverlik, özverili fedakârlık, laik hümanizm, hayvanseverlik, vb. gibi aktif motivasyonel çıkış noktaları da vardır. Bu felsefelerin ve pratiklerin her biri, beni daha büyük grupların yararına kendi ihtiyaçlarını geri plana itmeye davet eder.

MANEVİ YAŞANTI: Sezen Aksu’nun şarkısında ifade ettiği üzere HAYAT BİLDİĞİ GİBİ GELİR ama hayat nasıl gelirse gelsin, en zor ve en acınası durumlarda bile dahi anlama sahiptir. Yaşam insanı zaman zaman ilkelliğe zorlandığı durumlarda bile manevi yaşantı ile deneyimler derinleşebilmektedir. Dolayısıyla bu durum anlamlandırma sürecini pozitif olarak etkileyebilmektedir. MANEVİ YAŞANTININ İNSAN PSİKOLOJİSİ ÜZERİNDE DE ÖNEMLİ ETKİLERİ VARDIR. İnsanın manevi yaşantıdan uzak olması kendisi açısından sarsıntılı bir durumu ortaya çıkarmaktadır. Böyle durumlarda psiko-somatik yapıda birtakım deformasyon sorunları yaşanmaktadır. Manevi yaşantıdan uzak olmayan kimselerde ise daha farklı yönelimler gözlemlenmiştir. Bu yönelimler sadece dini dışı öğelere yönelme biçimde gerçekleşmektedir. Hatta bazı araştırmalarda maneviyatın din dışı yaşantılarla daha fazla bağdaştığı tespit edilmiştir. Maneviyatın din içi veya din dışı olmasının dokusunda bir edğişiklik yapmamaktadır. Maneviyat maneviyattır. Yani her ne kadar maneviyat din içi konularla bağdaşsa da kişilerin yaşamlarında din ve inançtan uzak oldukları da bir vak’adır. Bazen ölümcül yara almış bir hayvanı bilim ve şefkatle iyileştirmek ile dua etmek arasında bir fark yoktur!

ANLAM ARAYIŞI: Anlamsızlık merkezsizliktir. Anlamsızlık bireyin manevi merkezini kaybederek varlık nedenini anlayamayacak duruma gelmesi biçiminde deneyimlenmektedir. ANLAMI OLMAYAN BİR HAYAT VAR OLMAMAKLA EŞ DEĞERDEDİR. Var olmamak ise bireylerde çoğunlukla kaygı, korku, boşluk hissi, kendini gerçekleştirememe, özgüven yokluğu, endişe hatta şiddet gibi duygulara yol açabilmektedir. Çünkü varlığımızın en temel kendini ifade biçimi anlamlandırmadır.  

MANEVİ HOŞNUTLUK: Manevi hoşnutluk, hayata yönelik bir hoşnutluk duygusuna sahip olmam, hayatımın amacını keşfetmem ve olduğum kişi olmaktan mutlu olmam ile ilgilidir. Manevi hoşnutluğu yüksek olan kişiler hayatın anlamını kavramış, hayatlarında bir boşluk hissi olduğu duygusundan arınmış, kendileriyle barışık dediğimiz insanlardır. İnanç veya maneviyat ekonomik bir faaliyet değildir, ticareti bir meta gibi alınan veya satılan bir mal değildir. Fakat insanlar manevi açıdan tatmin olmak için bazı davranışlar gerçekleştirmektedir, bazı gruplara katılabilmektedirler. Bu şekilde hayatın anlamını kavradıklarını düşünmekte, daha doğrusu bir amaca sahip olduklarına inanmakta, hayatlarında eksik olduğunu düşündükleri bir boşluğu doldurduklarının keyfini yaşamaktadırlar. Dolayısıyla insanların inanç veya maneviyat düzeylerinin yüksek olması ya da bu doğrultuda girişimlerde bulunmaları onların manevi hoşnutluklarını da artıran bir unsur olmaktadır.

BAĞLANTI: Bağlantı Tanrı ile olan etkileşimdir. İnsanın Tanrının kendisini sevdiğine inanası, O’nu hissetmesi, ilahi bir gücün kendini koruduğuna inanması bağlantı kavramının temelini oluşturur. Bağlantı düzeyi yüksek olduğuna insan insanlar bir sorunla karşılaştıklarında dua eden, sorunun çözümünü Tanrı’ya havale eden insanlardır. Tanrı ile insan arasındaki bağ her çağda işlerliğini pekiştirmiş görünmektedir. Bu durum insanın kendi dünyasında olduğu kadar çevresinde de etkilidir. Geniş bir perspektifte Tanrı ile olan yakınlık ilişkisi Tanrı’nın planlarına karşı özen göstermeyi içerir ve hayat buna göre dizayn edilir ve böylece insanlar kendilerini kaygılarından uzak hissedebilir. Ancak bu pratik inanç bağlantası Tanrı’yı hissetmek veya Tanrı’nın planına güvenmek, dini ve manevi olabileceği kadar, daha farklı bir güce, doğaya veya evrene yönelik de olabilmektedir. İnsanlar bir meydan okuma ile karşılaştıklarında ve kendilerini çaresiz hissettiklerinde yaşamın, doğanın veya evrenin açık uçlu olduğu, her şeyin bir anda değişebileceği, öngörülemeyen olasılıkların devreye girebileceği inancına umut bağlar.

UYUM: Doğayla uyum hayatta merkezi bir konuma sahipti. Doğanın kutsallığı bir yana ona her zaman korkuyla saygı duyulmuştur. Varlığımız tabiatla uyum içinde gerçekleşir. Her şeyle bir bağımız vardır ve her şey bizimle bağlantılıdır. Doğanın bizden hiçbir beklentisi yoktur. Tam aksine bizim doğaya ihtiyacımız vardır, her açıdan ve en başta bu ihtiyaç onunla uyumlu yaşamaktır. Doğaya uyum aynı zamanda bir arınma içimidir. Doğadan uzaklaştıkça, yapaylaştıkça uyumun sarsıldığı hatta yok olduğu görülür. Bu travmatik bir durumdur.  Günümüzde her ne kadar genel olarak doğa ile uyumu kaybetmiş olsak da doğa ve doğayla manevi dünyamızda önemli bir belirleyici konumunda ve aynı zamanda doğaya uyumumuz maneviyat düzeyimizi de yansıtmaktadır. Var olmak demek doğayla var olmak demektir.

MANEVİYAT VE EĞİTİM: HENÜZ MANEVİYAT KOÇLUĞU yok ama günümüzde yukarıda saydığım TİNSEL SAĞALTILMIŞ VAROLUŞ BİLEŞEN VE BİÇİMLERİ bağlamında insanların kendini manevi olarak eğitmek zorunluluğu hissetmektedir.

Manevi eğitim neden zorunludur:

-          Sosyo-politik nedenler: Liberal bireycilik karşısında kültürel çoğulculuk birbirini zorlayan unsurlardır. Toplum mu birey mi sorusu her geçen gün derinleşmekte; bu durum anlam erozyonuna sebep olmakta, insanlar birbirinden, doğadan, manevi haz vericilerden, kısaca anlamdan uzaklaşmakta, uyumsuzluk kişilik bozukluklarının temel dinamiği haline gelmektedir. Buradan bir İYİLEŞTİREN TRAVMA ÇIKABİLİR Mİ?

 

-          Geleneksel uzaklaşma: Muhafazakârlıkla gelenekselliğin sınırlarının belirsizleştiği yerde muhafazakârlık da geleneksellik de anlamını yitirmiş, her ikisi de üretmeyen etki-tepki paradoksuna dönüşmüştür. Laiklik, rasyonalizm ve materyaliz anlayışıyla desteklenen ve çağa, insanlara kendi disiplin ve ahlak anlayışını dayatan bu paradoks Durkhaimci anomik şiddetin, cinayetlerin, intiharların ve karganın, hatta anlamsızlığın  da sebebi olarak gösterilmektedir.    

 

-          Eğitim ekonomik düşünülmesi, yani neo-liberal düşünceli politika yapıcıların eğitimi düzenlerken veya iyileştirdiklerini söylerken ahlaki faydadan çok ekonomik kazanca odaklanması değer erozyonunu güçlendirmekte, bu aşınma beraberinde derin, çözümü sadece rasyonel olmayan sorunları getirmektedir.  

 

Toplumsal maneviyat

Toplumsal maneviyatı anlamak önemlidir. Burada konumlanılan alan dinin içinde olan, din veya din karşıtlığı değildir. MANEVİYAT VE DİN BİRBİRİYLE BENZER GİBİ GÖRÜNÜN AMA TAMAMEN FARKLIDIR VE İKİSİ DE BİRBİRİNİ İÇEREBİLİR.  Burada maneviyatı tartışırken dünya üzerindeki geleneksel dinlerinden, felsefi düşüncelerinden veya mezheplerinden birinin niteliksiz bir onayını desteklemiyorum. Daha ziyade, toplumsal olarak dünya sorunlarının çözümüne katkıda bulunma konusundaki daha büyük kurtarılmış ahlaki amaç ve yükümlülükten bahsediyorum.

Buradan hareketle: Hayat kazanma, başarı, skor üzerine kurulu değildir. Sürdürülebilir iyi bir etik organizasyon, her şeyin üstündedir. Evlilik ve bütün ilişkiler ve etkileşimler dâhil yaşamda;

iyi partnerlere sahip olmak,

yaşam potansiyellerini tam olarak gerçekleştirmek,

insanlığa, gelecek nesillere ve yakın çevrelerine hizmet etmeyi seçmek;

bireyi birey ötesine,

toplumu toplum ötesine geçiren

tinsel (ruhsal)  refahlarını,

tinsel (ruhsal) sıkıntılarını ve

ruhsal (tinsel) gelişimlerini önemsemek şeklindeki bir bakış açısı ve pratikten bahsediyorum.

Toplumsal bakış açısı, bireylerin toplum kültürü ile ilgili kamusal ortamdaki manevi değerler hakkındaki pratiğini (etkileşimi) yansıtır. Tam tersi birey için de geçerlidir. Yani bireysel bakış açısı, toplum kültürü ile ilgili bireysel ortamdaki manevi değerler hakkındaki pratiğini yansıdır. Etkileşimli bakış açısı, bireyin manevi değerleri ile toplumun manevi değerleri arasındaki etkileşimi ifade eder.

Bireysel maneviyat;

yaşamdan zevk almayı,

hayattan enerji almayı,

gündelik olandan kişisel anlam ve amaç edinmeyi içerir. Yanı sıra toplumsal anlamda

ötekiyle bağlantı kurma duygusu,

ben ve ötekinin birbirine desteği

ortak bir amaç ve bağlantı, destek ve ortak amaç üzerinden maneviyatı sürdürülebilir kılmak. Bu durum aynı zamanda her anlamda hem toplum hem de bireyin değerleriyle özdeştir.

Böylece;

manevi bir kimlik olarak içsel yaşam,

yaşamdaki anlam ve amaç ile

Bireysel bağlantı ve topluluk duygusu gelişebilir. Toplum ve bireylerin değersel uyumu, zevk almak duygusu, Tanrı denetimi hissi, öbür dünya düşüncesi, toplum ile bireyin birbirini değerler üzerinden yapılandırarak pratik etmesi, kişisel varoluş ile toplumsal ve doğal varoluşun dengelenmesi, daha yüksek bir varlığın hissedilerek anlam arayışının sürekli canlı tutulabilmesi, insan dışındaki diğer bütün varlıklarla ve evrenle bağ kurulabilmesi dua, ibadet yoğa, meditasyon dışında yepyeni bir deneyimi inşa edebilecektir. Bunun adının konmasının da bir önemi yoktur. Bu durum aynı zamanda tinsel (ruhsal) bir emek ve sermaye edinimidir. Biraz uzun oldu biliyorum. Bu konuyu ilerleyen zamanlarda daha ayrıntılı tartışma imkanımız olacak kanısındayım.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder