Hemen her şeyin kendi gerçek kimliğini kaybettiği dünyada akışkanlık yeni bir yaşam biçimi halini almış görünüyor.
Bir
yerden bir yere akmak modern insanın kaderi.
Nereye
aktığımızın, ne için aktığımızın önüne yok; ESKİDEN YOL TERBİYE EDERDİ İNSANI
ŞİMDİ AKIŞ İNSANI BAŞTAN ÇIKARIYOR.
Hemen
hepimizin hemen her şeyi bildiği şu yaşlı dünyada HİKÂYE ÜRETMEK, çocuksu kalan
ve korumaya çalıştığımız yanımız için tek tehdit.
Öykü
istemiyoruz: Hikâyeye yabancılığımız veya hikayeden uzaklaşmamız bizi gerçeğe
yaklaştırmasa da bizzat deneyim, o öykünün bize sağlayacağı bütün deneyimlerden
ve alacağımız hazdan daha keyifli değil.
YAŞAYARAK
YAŞAMAK tek gerçek hikâye; fasılasız deneyim çağındayız.
Günümüzde
düşünmek, hissetmek zaman kaybı. Kaybedecek zamanımız yok. Hızlıyız, zaman
hızlı akıyor çünkü sadece bir yere yetişmek değil derdimiz aynı zamanda kaçmak.
Nereye yetişeceğimiz ya da neden kaçtığımız önemi yok.
HEPİMİZ
BİRER BİYOLOJİK AFORİZMAYIZ!
Deneyimin bizatihi yaşamın kendisi olduğu yerde öğüt
boş lakırdıdır.
Savaşı
deneyimleyen ülkelerin insanlarına bakın, bizim neden savaşın içinde
olmadığımız sorgulatacak kadar iyi görünüyorlar.
Göç
eden insanlara bakın, neden göç ayrıcalığını yaşamadığımıza şaşırıyorlar sanki.
Öğüt
çağ dışı!
Ölümü
bile doğrudan deneyim yeni bir tutku.
Her
şey kendi akışkanlığında bir kimliğe, bir kişiliği, bir cinsiyete, herhangi bir
geleneksel veya değil normatifliğe ihtiyaç duymuyor.
Akışkan dünyanın öyküsü yok ama zaten asıl öykü de bu.
(imaj: anonim
.png)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder