Değişim ve dönüşüm büyük bir sözlerdir. Kolay söylenir ama pratiği son derece çetrefillidir.
DÜNYA’DA GÖRMEK
İSTEDİĞİN DEĞİŞİKLİK OLMAK ÇOK ZORDUR VE DEĞERLİDİR!
Şu veya bu gurup
diyelim, kim olursa olsunlar dünyada bir TOPLUMSAL KÜRESELLEŞME PROJESİ
UYGULANIYOR. Bu derece göç hayra alamet değil.
GÜNÜMÜZDE
190 FARKLI MİLLETTEN GÖÇMENE EV SAHİPLİĞİ YAPAN TÜRKİYE’DE dâhil hemen bütün
gelişmekte olan ve gelişmiş ülkeler göç baskısı altında.
KANT HEM BARIŞA HEM DE
İNSAN HAKLARINA İNANIYORDU ve iki kavram arasında bir bağlantı bulunduğunu
düşünüyordu. Kant bir siyasi toplumun ahlaki gelişimini uluslararası hukuka ve
eyaletlerin barışçıl federasyonu sistemine bağlıyordu. Kant’a göre savaş ve
hatta savaş hazırlığı insan haklarına uygun olmayan tutumlara ve davranışlara
yol açar. Kant kozmopolit dayanışmaya ve yasalara bağlı olan uluslararası bir
birliği savunuyordu.
KOZMOPOLİT TOPLUM VE
KOZMOPOLİT DÜNYA
İdeal bir kozmopolit
dünyada, insan hakları herkes tarafından eşit değer görür; kozmopolitlere göre,
eğer bu şart gerçekleşirse bu hakların tanıtılması ve korunması ortak bir çıkar
haline gelecektir. Kozmopolit toplum ancak, dünyanın herhangi bir yerinde
gerçekleşen bir insan hakları ihlalinin tüm uluslararası toplumun ilgisini çekmesi
halinde kurulmuş olacaktır.
Thomas Frank “adilbarış”
etiğinin aşağıdaki yedi tür mantıksallık formu ile kavramsallaştığını öne
sürmüştür
·
Her insan ontolojik olarak “var olmak”
ve kendi sosyal faaliyetlerinden “sorumlu olmak” hakkına sahiptir. Fakat savaş
gibi sosyolojik şartlar bu durumu değiştirebilir.
·
“Var olmak” ve “sorumlu olmak” fikri “bütün
sosyal bileşenlerin eşitliğine” vurgu yapan küresel bir fenomen olarak öne
çıkar.
·
Tüm sosyal bileşenlerin eşitliği ve
birlikte varoluşuna değer verilmelidir.
·
“Var olmanın” değeri tüm küresel sosyal
birleşenlerin ihtiyaçlarının küresel olduğu gerçeğine vurgu yapar - yani,
değeler (haklar) evrenseldir ve göreceli değildir.
·
Sosyal hayat içindeki bir bireyin
yaptığı yanlışlar kınanabilir ve düzeltilebilir fakat yaşama hakları ceza
vermek amacıyla ellerinden alınamaz. Sosyal hayat içindeki bireylerin varlığı
diğerlerinin varlığına bağlıdır.
·
Zorunlu güven ve kişinin kontrolü
dışındaki konularda dışarıdan yardım alması diğerlerinin güvenine değer vermeye
işaret eder.
·
Sosyal hayatın bir parçası olan birey “adilbarış”
kavramının öznesidir ve egemen devletin veya uluslararası toplumun öznesi
değildir.
Bize sunulan bir “DÜNYA
DEVLETİ” modelinin gerçekleşme ihtimali nedir? Ya da neden böyle bir şeyi
ihtiyaç duyulsun ki; yani TEK DÜNYA DEVLETİ KURULDUĞUNDA AÇLIK, SEFALET,
AYRIMCILIK, KADINLARA VE ÇOCUKLARA YÖNELİK CİNSEL TACİZ, İSTİSMAR, ŞİDDET, VB.
DURACAK MI?
GÖÇMENLERE PREZERVATİF KULLANMAYI ÖĞRETMENİN NEDENİ
Almanya’da sosyal uyum
adı altında göçmenleri ilk öğretilen şeylerden bir tanesinin cinsellik olması
son derece çarpıcı değil mi? Göç edenler neden göç ediyor ve göç alan ülke
göçmenleri nasıl değerlendiriyor? Prezervatifin nasıl kullanılacağı, kadınlara
nasıl davranılacağının ayak bastıkları toprakta daha ilk anda, bur uyup projesi
kapsamında kendilerine gösterilmesi ve öğretilmesi, üstelik bir kadın
tarafından bu eğitimin sunuluyor olması elbette ironi değil.
Kozmopolit bir toplum
nasıl inşa olur aslında belirsiz. Yani şuradan bir insan sonra buradan bir
başka insan, öbür taraftan da bir başka insan diyemiyorsunuz. İnsan dediğimizde
birçok bileşen devreye giriyor. Çocuk göçünden beyin göçüne kadar bu geniş
açıda hem göçmenler hem de göç edilen ülke için son derece sorunlu olanlar da
bulunuyor. Göç yüzünden veya göç sayesinde nasıl bakarsanız bakım hem toplumsal
yapılan değişiyor hem de bu yapıların içerikleri, dolayısıyla gündelik veya
uzun vadeli siyaset yapıcılar da kendilerini buna göre dizayn ediyorlar.
Göçün de ekonomik,
sosyal, siyasi, iklimsel vb. birçok sebebi var.
Son dönüm göçmenlerde
görülen şu da var: Sadece iş yokluğu veya kendi ülkelerindeki imkânsızlıklar vb.
sorunlar değil onları göç etmeye zorlayan. Türkiye’den de örnek verecek olursak
çalışan, bir işe girmiş göçmen kadar çalışmayan göçmenler de var.
KEYFİ GÖÇMENLİK diye
bir kavram kullanabiliriz kendine göçmen olanlar için, yani kendi ülkesindeki
imkânlara göre olağanüstü imkânlara sahip olduğunu düşündüğü ülkeye göç eden ve
burada gündelik yaşamın içine karışan göçmenler, özellikle de genç bir nüfus.
Göçler belli ülkelerde
artık neredeyse nüfusun belirleyici çoğunluğunu oluşturmaya başladı.
Şu soruda artık
gündemde olmalı: GÖÇMEN OLMAYA GERÇEKTEN DE GÖÇMENLER Mİ KARAR VERİYOR, yoksa
bir güç onları göç etmeye zorluyor veya ikna mı ediyor?
Yani bir dünya devleti,
kozmopolit bir toplum için mi bütün bu göçün organizasyonu?
Bana bu soruyu sorduran
elbette Almanya’daki genç göçmenlere prezervatif kullanmayı ve kadınlara nasıl
davranılacağını öğretmek ile ilgili haberler değil. Ancak bu haberin
bileşenlerine ayırdığımızda ortaya çok çetrefilli bir göçmen profili çıkıyor.
Bu yapı söküm bize göçün sadece yeni bir kazanç kapısı olduğu değil, GÖÇ İLE
ULUS DEVLETLERİN DEMOGRAFİK NÜFUSUNUN VEYA YAŞLANAN NÜFUSUNUN YENİDEN
ORGANİZASYONU GİBİ GELİYOR. Ancak bunun
bir nüfus kastrasyonuna dönüşmeyeceğini kim bilebilir? Ya da aslında birbirimizden
farkımız yok, bizi ayıran coğrafya, COĞRAFYAYI ORTADAN KALDIRDIĞIMIZDA SORUNLAR
DA ÇÖZÜLÜR MÜ DENİLİYOR?
Milyonlarca insan doğadan
batıya giderken, doğudaki topraklar ne olacak? Oralara yeni güçler mi
yerleştirilecek? Bir de konunun bu yönü var.
Göç ilk kez bu kadar
organize bir şekilde yapılıyor, yaşlı dünyamızda. Bu bazı şüpheleri de ortaya
çıkarıyor. Bu şüphelerin başında ise daha önce ifade ettiğim üzere KOZMOPOLİT
BİR DÜNYA TOPLUMU VE TEK DÜNYA DEVLETİ; kimileri bunun bir ütopya, kimileri bir
distopya, kimileri ise komplo teorisi olarak görme eğiliminde.
Hangi açıdan bakılırsa
bakılsın bugün göç ve göçmenler iklim değişikliğinden, küresel ısınmadan çok
daha büyük bir sorun gibi duruyor karşımızda.
BU OLAĞANÜSTÜ GÖÇÜ SALGIN
HASTALIKLARLA BİRLİKTE DE DÜŞÜNMELİ DİYE DÜŞÜNÜYORUM; bir yandan nüfus kırımı
gerçekleşirken bir yandan farklı ülkelerden, farklı ülkeleri yoğun bir nüfus
akışı sürüyor. Bu nüfus akışının ağırlıklı erkek olması, bir NÜFUS AŞILAMASINI
da akla getiriyor. Bununla hangi sorunların çözüleceği veya ne yapılacağı ise
belirsizliğini koruyor.
ŞU BİR GERÇEK Kİ
GÖÇMENLERE UYUM PROGRAMI ALTINDA DAHA İLK ANDA PREZARVATİF KULLANIMININ VE
KADINLARA İYİ DAVRANIMANIN ÖĞRETİLMESİ (Almanya’da Türkçenin de dâhil edildiği 13
dilde cinsel eğitim programı düzenleniyor, İtalya’da mültecilere ücretsiz prezervatif
dağıtma kararı koalisyonu sarsmıştı) ÇARPICI OLDUĞU KADAR ÜZERİNDE DERİNLEMESİNE
DÜŞÜNÜLMESİ GEREKEN BİR KONU, kanımca.
https://x.com/ajansAbluka/status/1798993898779648430


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder