8 Haziran 2024 Cumartesi

GÖÇMENLERE PREZERVATİF KULLANMAYI ÖĞRETMEK: BİR NÜFUS AŞILAMASI VE KOZMOPOLİT TOPLUMUN İNŞASI


Değişim ve dönüşüm büyük bir sözlerdir. Kolay söylenir ama pratiği son derece çetrefillidir.

DÜNYA’DA GÖRMEK İSTEDİĞİN DEĞİŞİKLİK OLMAK ÇOK ZORDUR VE DEĞERLİDİR!

Şu veya bu gurup diyelim, kim olursa olsunlar dünyada bir TOPLUMSAL KÜRESELLEŞME PROJESİ UYGULANIYOR. Bu derece göç hayra alamet değil.

GÜNÜMÜZDE 190 FARKLI MİLLETTEN GÖÇMENE EV SAHİPLİĞİ YAPAN TÜRKİYE’DE dâhil hemen bütün gelişmekte olan ve gelişmiş ülkeler göç baskısı altında.

 KOZMOPOLİT DAYANIŞMA

KANT HEM BARIŞA HEM DE İNSAN HAKLARINA İNANIYORDU ve iki kavram arasında bir bağlantı bulunduğunu düşünüyordu. Kant bir siyasi toplumun ahlaki gelişimini uluslararası hukuka ve eyaletlerin barışçıl federasyonu sistemine bağlıyordu. Kant’a göre savaş ve hatta savaş hazırlığı insan haklarına uygun olmayan tutumlara ve davranışlara yol açar. Kant kozmopolit dayanışmaya ve yasalara bağlı olan uluslararası bir birliği savunuyordu.

KOZMOPOLİT TOPLUM VE KOZMOPOLİT DÜNYA

İdeal bir kozmopolit dünyada, insan hakları herkes tarafından eşit değer görür; kozmopolitlere göre, eğer bu şart gerçekleşirse bu hakların tanıtılması ve korunması ortak bir çıkar haline gelecektir. Kozmopolit toplum ancak, dünyanın herhangi bir yerinde gerçekleşen bir insan hakları ihlalinin tüm uluslararası toplumun ilgisini çekmesi halinde kurulmuş olacaktır.

Thomas Frank “adilbarış” etiğinin aşağıdaki yedi tür mantıksallık formu ile kavramsallaştığını öne sürmüştür

·         Her insan ontolojik olarak “var olmak” ve kendi sosyal faaliyetlerinden “sorumlu olmak” hakkına sahiptir. Fakat savaş gibi sosyolojik şartlar bu durumu değiştirebilir.

·         “Var olmak” ve “sorumlu olmak” fikri “bütün sosyal bileşenlerin eşitliğine” vurgu yapan küresel bir fenomen olarak öne çıkar.

·         Tüm sosyal bileşenlerin eşitliği ve birlikte varoluşuna değer verilmelidir.

·         “Var olmanın” değeri tüm küresel sosyal birleşenlerin ihtiyaçlarının küresel olduğu gerçeğine vurgu yapar - yani, değeler (haklar) evrenseldir ve göreceli değildir.

·         Sosyal hayat içindeki bir bireyin yaptığı yanlışlar kınanabilir ve düzeltilebilir fakat yaşama hakları ceza vermek amacıyla ellerinden alınamaz. Sosyal hayat içindeki bireylerin varlığı diğerlerinin varlığına bağlıdır.

·         Zorunlu güven ve kişinin kontrolü dışındaki konularda dışarıdan yardım alması diğerlerinin güvenine değer vermeye işaret eder.

·         Sosyal hayatın bir parçası olan birey “adilbarış” kavramının öznesidir ve egemen devletin veya uluslararası toplumun öznesi değildir.

Bize sunulan bir “DÜNYA DEVLETİ” modelinin gerçekleşme ihtimali nedir? Ya da neden böyle bir şeyi ihtiyaç duyulsun ki; yani TEK DÜNYA DEVLETİ KURULDUĞUNDA AÇLIK, SEFALET, AYRIMCILIK, KADINLARA VE ÇOCUKLARA YÖNELİK CİNSEL TACİZ, İSTİSMAR, ŞİDDET, VB. DURACAK MI?

GÖÇMENLERE PREZERVATİF KULLANMAYI ÖĞRETMENİN NEDENİ



Almanya’da sosyal uyum adı altında göçmenleri ilk öğretilen şeylerden bir tanesinin cinsellik olması son derece çarpıcı değil mi? Göç edenler neden göç ediyor ve göç alan ülke göçmenleri nasıl değerlendiriyor? Prezervatifin nasıl kullanılacağı, kadınlara nasıl davranılacağının ayak bastıkları toprakta daha ilk anda, bur uyup projesi kapsamında kendilerine gösterilmesi ve öğretilmesi, üstelik bir kadın tarafından bu eğitimin sunuluyor olması elbette ironi değil.

Kozmopolit bir toplum nasıl inşa olur aslında belirsiz. Yani şuradan bir insan sonra buradan bir başka insan, öbür taraftan da bir başka insan diyemiyorsunuz. İnsan dediğimizde birçok bileşen devreye giriyor. Çocuk göçünden beyin göçüne kadar bu geniş açıda hem göçmenler hem de göç edilen ülke için son derece sorunlu olanlar da bulunuyor. Göç yüzünden veya göç sayesinde nasıl bakarsanız bakım hem toplumsal yapılan değişiyor hem de bu yapıların içerikleri, dolayısıyla gündelik veya uzun vadeli siyaset yapıcılar da kendilerini buna göre dizayn ediyorlar.

Göçün de ekonomik, sosyal, siyasi, iklimsel vb. birçok sebebi var.

Son dönüm göçmenlerde görülen şu da var: Sadece iş yokluğu veya kendi ülkelerindeki imkânsızlıklar vb. sorunlar değil onları göç etmeye zorlayan. Türkiye’den de örnek verecek olursak çalışan, bir işe girmiş göçmen kadar çalışmayan göçmenler de var.

KEYFİ GÖÇMENLİK diye bir kavram kullanabiliriz kendine göçmen olanlar için, yani kendi ülkesindeki imkânlara göre olağanüstü imkânlara sahip olduğunu düşündüğü ülkeye göç eden ve burada gündelik yaşamın içine karışan göçmenler, özellikle de genç bir nüfus.

Göçler belli ülkelerde artık neredeyse nüfusun belirleyici çoğunluğunu oluşturmaya başladı.

Şu soruda artık gündemde olmalı: GÖÇMEN OLMAYA GERÇEKTEN DE GÖÇMENLER Mİ KARAR VERİYOR, yoksa bir güç onları göç etmeye zorluyor veya ikna mı ediyor?

Yani bir dünya devleti, kozmopolit bir toplum için mi bütün bu göçün organizasyonu?

Bana bu soruyu sorduran elbette Almanya’daki genç göçmenlere prezervatif kullanmayı ve kadınlara nasıl davranılacağını öğretmek ile ilgili haberler değil. Ancak bu haberin bileşenlerine ayırdığımızda ortaya çok çetrefilli bir göçmen profili çıkıyor. Bu yapı söküm bize göçün sadece yeni bir kazanç kapısı olduğu değil, GÖÇ İLE ULUS DEVLETLERİN DEMOGRAFİK NÜFUSUNUN VEYA YAŞLANAN NÜFUSUNUN YENİDEN ORGANİZASYONU GİBİ GELİYOR.  Ancak bunun bir nüfus kastrasyonuna dönüşmeyeceğini kim bilebilir? Ya da aslında birbirimizden farkımız yok, bizi ayıran coğrafya, COĞRAFYAYI ORTADAN KALDIRDIĞIMIZDA SORUNLAR DA ÇÖZÜLÜR MÜ DENİLİYOR?

Milyonlarca insan doğadan batıya giderken, doğudaki topraklar ne olacak? Oralara yeni güçler mi yerleştirilecek? Bir de konunun bu yönü var.

Göç ilk kez bu kadar organize bir şekilde yapılıyor, yaşlı dünyamızda. Bu bazı şüpheleri de ortaya çıkarıyor. Bu şüphelerin başında ise daha önce ifade ettiğim üzere KOZMOPOLİT BİR DÜNYA TOPLUMU VE TEK DÜNYA DEVLETİ; kimileri bunun bir ütopya, kimileri bir distopya, kimileri ise komplo teorisi olarak görme eğiliminde.

Hangi açıdan bakılırsa bakılsın bugün göç ve göçmenler iklim değişikliğinden, küresel ısınmadan çok daha büyük bir sorun gibi duruyor karşımızda.

BU OLAĞANÜSTÜ GÖÇÜ SALGIN HASTALIKLARLA BİRLİKTE DE DÜŞÜNMELİ DİYE DÜŞÜNÜYORUM; bir yandan nüfus kırımı gerçekleşirken bir yandan farklı ülkelerden, farklı ülkeleri yoğun bir nüfus akışı sürüyor. Bu nüfus akışının ağırlıklı erkek olması, bir NÜFUS AŞILAMASINI da akla getiriyor. Bununla hangi sorunların çözüleceği veya ne yapılacağı ise belirsizliğini koruyor.

ŞU BİR GERÇEK Kİ GÖÇMENLERE UYUM PROGRAMI ALTINDA DAHA İLK ANDA PREZARVATİF KULLANIMININ VE KADINLARA İYİ DAVRANIMANIN ÖĞRETİLMESİ (Almanya’da Türkçenin de dâhil edildiği 13 dilde cinsel eğitim programı düzenleniyor, İtalya’da mültecilere ücretsiz prezervatif dağıtma kararı koalisyonu sarsmıştı) ÇARPICI OLDUĞU KADAR ÜZERİNDE DERİNLEMESİNE DÜŞÜNÜLMESİ GEREKEN BİR KONU, kanımca.

https://x.com/ajansAbluka/status/1798993898779648430

 


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder